KKTC, bizim malımız değil...

KKTC'deki nüfus giderek "Türkiyelileşiyor". Kıbrıs Türkleri ise yavaş yavaş Ada'dan göçüyor. Kimi Türkiye'ye, kimi başka ülkelere gidiyor. Türkiye'den giden nüfus, kendini KKTC fatihi görüyor. Hatta bu nedenle Kıbrıs Türkleri'ni de "borçlu" görüyor. Buna göre hareket ediyor. Türk turist bile, pazarlık ederken "sizi biz kurtardık" gerekçesiyle indirim istiyor. Bu yaklaşım son derece kırıcıdır. Emin olalım ki, KKTC'yi bir gün kaybedersek, bu sonucun Rumlar'ın becerilerinden değil, kendi içimizdeki bu ayırımcı tutumumuzdan gerçekleşeceğini bilmeliyiz.KKTC'nin bağımsız bir devlet olduğunu iddia ediyoruz. Sonra, bu bağımsız devleti korumakla görevli kuvvetlerin komutanı, aynı devletin başbakanının uzanan elini reddediyor ve bir de sorguya çekiyor:"Kurultayınızda neden İstiklal Marşı söylemediniz?"Nerede kaldı "bağımsızlık" etiketi?Bu şekildeki bir tutum, Türk askerini işgalci güç gibi görenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Askeri, sevecen bir koruyucu değil, zorla model uygulatan bir güç konumuna sokuyor.Neresinden bakarsak bakalım, Kıvrıkoğlu yetkilerini ve konumunu aşmıştır. Genelkurmay Başkanlığı'nın bu olayı görmezden geleceğini de hiç sanmıyorum. Kendi iç mekanizmalarını harekete geçirirler ve Kıvrıkoğlu'na, tutumunun doğru olmadığı mesajını yollarlar.Kıbrıs sorunu giderek bir yol ayrımıma yaklaşmaktadır. Bu sorun, ya Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği öncesinde, eski Annan Planı'nda bazı değişikliklere gidilerek çözümlenecek veya Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü sürecek.Kıbrıs'taki bölünmüşlüğün devamı demek de, KKTC'nin yavaş yavaş Tayvan usulü bir tanınmaya kayması anlamına gelecektir.Böylesine bir yol ayrımındaki KKTC'yi, Kıbrıs Türkleri adına bizler yönetemeyiz. Kıbrıs Türkleri'ne nasıl insanlar olmaları gerektiğini de öğretemeyiz. Buna hakkımız da yoktur.Türk turisti olsun, göçmen olarak gidip oraya yerleşmiş Türk vatandaşları olsun, Askerimiz olsun, Ada'da misafir olarak kaldıklarını unutmamalılardır. Günün birinde o toprakları gerçek sahiplerine teslim edeceklerdir. Eğer Kıbrıs Türkleri'nin, bizleri gerçekten sevmelerini, zor günlerinde gelip onlara yardım elini uzattığımızı hatırlamalarını istiyorsak, böyle davranmamalıyız. Öğretmen rolüne girmemeliyiz.Hoyrat tutumumuzu sürdürürsek, bir gün kendimizi çok güç duruma sokarız. Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasındaki tartışma, KKTC'de uzun süredir yaygınlaşan bir hastalığın temelinde yatan bir unsur. Erdal Şafak da dün Sabah'ta yazmıştı. Ben de onun bıraktığı yerden devam etmek istiyorum. Çoğumuzun dikkatini çektiği için burada tekrarlamak istiyorum. Fatih Terim ve futbolcuları birkaç gündür kamuoyuna sürekli bir uyarıda bulunuyorlar. Cumartesi günü oynayacağımız Yunanistan milli maçıyla ilgili olarak hepimizin dikkatini çekiyorlar.Bu maçın bir Çanakkale Savaşı anlamına gelmediğini, yensek de yenilsek de eninde sonunda bunun bir futbol maçı olduğunu hatırlatıyorlar.Son derece yerinde ve son derece doğru bir tespit.Her şeyi öylesine ciddiye alıyor, öylesine öfke içinde yaşıyoruz ki, olayın ne tadı ne de tuzu kalıyor. Kendimize eziyet ediyoruz. Sokaklara dökülenler, bayrak yakanlar, küfür edenler…Sadece futbolda da değil. Başka alanlarda da hemen hemen aynı tepkileri veriyoruz.İşte son örnek: Nevruz'un bir bayram olduğunu unutanlarımızı gördük. Bizim de bayramımız olmasına rağmen, bayramlaşma yerine, olayı bir Kürt-Türk itişmesine dönüştürüyoruz.Kutlama yerine, kavga ediyoruz. İnatlaşmalara götürüp, karşılıklı suçlamalarla işin rengini değiştiriyoruz. Ardından da karşı tarafı suçluyoruz.Terim de işte buna dikkat çekiyor.Evet, karşımızdaki rakip Yunanistan.Evet, Yunanistan ile ilişkilerimiz daima inişli çıkışlı olmuştur.Evet, Yunanlılarla fazla sevişmeyiz.Ancak ne olursa olsun, Cumartesi günü yapılacak karşılaşma eninde sonunda bir maçtır. Yani, hepimizin keyif için televizyonlarımızın başına geçeceğimiz veya Yunanistan'da isek stadı dolduracağımız bir oyun.Başka bir şey değil.Ne yenilen dünyaları kaybedecek, ne de kazanan tarafa madalyalar takılacak. Karşılıklı alkışlayacağız ve akşam evlerimize döneceğiz.Hem Yunanlı taraftarlara, hem de Türk taraftarlara hatırlatmakta yarar var: Futbolu bir spor olarak alın, gerçek değerinin üstüne milliyetçilik değerleri bindirmeyin. Kazanan sevinsin, kaybeden de, bir sonraki maçı nasıl kazanacağının hesaplarını yapsın.Fatih Terim çok haklı bir hatırlatma yapıyor. Sadece bizler için değil, Yunanlılar için de geçerli bir uyarı bu… FATİH TERİM HAKLI: EN SONUNDA MAÇ YAPACAĞIZ (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net

DİĞER YENİ YAZILAR