Lüksemburg, rahat nefes aldırttı...

Ankara' nın gündemi, yaz sıcaklarıyla birlikte giderek düşüyor. Ancak bu arada haftasonu öyle bir gelişme yaşandı ki, konuyu bilenlerin yürekleri ağızlarına geldi. Pazar akşamı sonuçlar alınınca derin bir nefes alındı.Avrupa Birliği anayasasının Lüksembug'daki referandumundan söz ediyorum.Fransa ve Hollanda' nın anayasayı reddetmelerinden sonra çıkan deprem ardından ilk referandumu Lüksemburg'lular gerçekleştirdiler.Lüksemburg deyip geçmeyin. 400 bin nüfuslu bir ülke ancak, AB' nin hem kurucusu, hem de AB' den en çok yararlanan bir üye. Eğer Lüksemburg'lular da, referandumda HAYIR deselerdi, anayasa krizinin boyutları bir misli artacaktı. Avrupa Birliği, daha da derin bir kimlik sorunuyla karşı karşıya kalacak ve daha önemlisi, Türkiye ile katılma müzakereleri tehlikeye girebilecekti.Türkiye ile 3 ekim müzakerelerine ters bakan ülkeler de, Lüksemburg' un sonucunu bekliyorlardı. HAYIR durumunda ilk yapacakları , genişlemenin simgesi durumuna giren Türkiye müzakerelerinin ertelenmesi için baskılarını arttırmak olacaktı.Durum öylesine gergindi ki, Başbakan Junker, siyasi geleceğini ortaya koymuş ve HAYIR oyu çıkması durumunda istifa edeceğini açıklamıştı.Sonuç herkezi memnun etti: Yüzde 57 oranında EVET oyu çıktı.İşte bütün bu nedenlerle, Lüksemburg halkının EVET demesinden çok, HAYIR dememesi önem kazanmıştı.Gerilim, önemli oranda düştü...Herkes bir Oh çekti... Türk basını pek önem vermedi, ancak Lüksembug'un Pazar günkü referandumda AB anayasasını kabul etmesi, Ankara'ya derin bir nefes aldırttı. Eğer HAYIR sonucu çıksaydı, Türkiye ile müzakerelerin ertelenmesi için baskılar daha da artacaktı. AB Komisyonu iki hafta önce, Türkiye ile 3 ekim' de başlatılması planlanan müzakerelerin hangi kurallar çerçevesinde gerçekleştirileceğini saptadı ve tutumunu açıkladı.Yeni kurallar sadece Türkiye ile ilgili değil. Bundan böyle yapılacak tüm genişleme müzakereleri için geçerli bir çerçeve. Böylesine dar bir müzakere elbisesi hazırlanmasının başlıca nedeni, tabiiki Türkiye' nin büyüklüğü ve son referandumlardan sonra doğan genel havadaki olumsuzluklardır. Bu konuda kimsenin kuşkusu yok. Avrupa Birliği, yeni genişlemelerden dolayı kuşku ve kaygı duyan kamu oyunu tatmin etmeye çalışıyor.Yeni kuralları 17 Aralık 2004 Konsey kararıyla karşılaştırdığımız taktirde, yeni herhangi bir koşul veya müzakereleri zorlaştırıcı unsurla karşılaşılmıyor. Tek değişiklik, Kıbrıs konusundaki dilin sertleştirilmiş olması. Türkiye' nin Kıbrıs ile ilişkilerini normalleştirilmesi isteniyor. Bu da 15-20 yıllık bir sürece yayılacak bir unsur olduğundan dolayı, şimdiden telaşlanmaya gerek yoktur.Şimdi beklenen, AB Komisyonunun önerisinin üye ülkeler tarafından onaylanması. İşin en güç yanı da zaten bu...25 ülke daimi delegeleri kendi aralarında özel bir grup kurdular ve temaslarına başladılar. Her ülke, Komisyon tarafından hazırlanan müzakere çerçevesi hakkında görüşlerini açıklıyorlar. Kimi , daha da sertleştirilmesini, kimileri ise aksine yumuşatılmasını isteyor. En sonunda da, bir AB Bakanlar Konseyi tarafından onaylanacak. Ya 18 Temmuz Konseyinde ( ki, bu kadar kısa sürede tamamlanacağına kimse inanmıyor) veya Eylül ayındaki herhangi bir Bakanlar Konseyinde onay alınacak.Acaba Komisyon'un hazırladığı çerçeve daha sertleştirilebilir mi ?Acaba yeni koşullar eklenebilir mi ?Çok zor görülüyor. Zira 17 Aralık kararı bir pandora kutusu.25 ülke arasında son derece güç müzakereler sonrasında bir ortak anlaşmaya varıldı. Şimdi bu pandora kutusunun açılması, bir daha kapatılamaması anlamına gelir ki, Komisyon yetkilileri önemli değişiklik veya yeni koşul konmasını beklemiyor. Müzakere çerçevesinin aynen onaylanmasını bekliyorlar.Ne olursa olsun, önemli olan müzakerelerin başlanmasıdır. Yola çıkıldı mı koşullar değişecek, bugünkü ortam farklılaşacaktır. Bugünler unutulacaktır. Şimdiden varsayımlardan hareket etmemek , kötümser sonuçlar çıkartmamak gerekir. 3 EKİM SÜRECİ BAŞLADI Avrupa Birliği 'nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımını anlamakta güçlük çekiyorum.Kıbrıs' ta Annan planını desteklediler, Türk tarafının bu konudaki yaklaşımını alkışladılar, ancak ardından ( Kıbrıs tam üye olduktan sonra) Kıbrıs' ta çözümü adeta unuttular.Bunun en belirgin işaretlerinden biri, AB Komisyonunun son müzakere çerçevesi belgesinde ortaya çıktı. Komisyon- belli ki, Kıbrıs delegesinin baskısı sonunda- müzakere sürecinde, Türkiye' nin Kıbrıs ile ilişkilerini normalleştirmesi gerektiğini belirtiyor. Yani, Türkiye' nin Kıbrıs' ın güneyini tanıması gereği hatırlatılıyor. Bu cümle neden eklendi ?Türkiye' nin ,karşılıklı kabul edilecek bir çözüm bulunmadan, Kıbrıs'ı resmen tanımayacağı biliniyor. Hiçbir hükümetin, AB' ye tam üyelik karşılığında dahi böyle bir sonucu kabul edemeyeceği de ortada.Peki, o zaman bu cümle neden konuldu ?Yoksa, Kıbrıs'ı ikiye bölmeyi mi planlıyorlar ?Bu gelişme Türkiye' yi rahatsız etmemelidir. Zira Kıbrıs ile Türkiye' nin tam üyeliği artık birbirine bağlanmıştır. Bu gelişmeden asıl Rumlar rahatsız olmalılardır. AB, KIBRIS'I BÖLMEK Mİ İSTİYOR ? (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net