Mutlu yıllar dilerim...

Eklenme Tarihi30.12.2008 - 19:03-Güncellenme Tarihi30.12.2008 - 19:04

2008 zor geçti.
2009’un kolay geçeceğine dair herhangi bir emare yok.  Ancak ne olursa olsun, artık dibi gördük. Hergeçen gün biraz daha iyileşme yaşayacağız.
Ben bunu ümit ediyorum.
Tüm okurlarıma da, beni seven veya sevmeyen, öven ve eleştiren kim olursa olsun, hepinize sağlıklı ve mutlu bir yeni yıl diliyorum.

 

Yılın olayı, ilk Türban muharebesiydi...
2008 yılı, ilerde tarihçiler tarafından “Türban Muharebelerinin başlangıcı” diye nitelendirilecektir. Türkiye Cumhuriyetinin ideolojisi diye nitelenen bu ilkeye meydan okundu.
Ak Parti  (AKP) 2007 temmuz seçimlerinde, çeşitli nedenlerle, beklenmedik  bir süpriz yapıp yüzde 47 oyla TBMM’ye  son derece rahat çoğunlukla girince, bu partinin lider kadrosunun  tutumu özellikle Türban konusunda   değişiverdi.
Erdoğan, ilk  defa Türban’ın siyasal bir simge olduğunu kabul edip, kampanyayı başlatırken, herhalde böylesine bir direnmeyle karşılaşacağını beklemiyordu. Yüzde 47’lik çoğunlukla AKP lider kadrosundan çok Başbakan’ın  kafasında “Bu fırsat kaçmamalı” fikri yerleşti. Başbakana göre, Türban’ın Üniversitelerde serbest bırakılması, sırtındaki en büyük yükün kalkmasını sağlayacaktı. Üniversitelerde Türban’ın serbest kalmasının sembolik değeri, AKP için çok önemliydi. Ancak ne olduysa, Türban için yapılması gereken Anayasa değişikliği sırasında oldu.
AKP, Türban için MHP’yi de yanına alınca, taarruza geçti. Kimilerine göre, Erdoğan MHP’nin tuzağına düştü, ancak sorun yapılacak anayasa değişikliği pazarlıkları sırasında çıktı. AKP bu çalışmayı öylesine kötü yönetti ki, kısa sürede tam anlamıyla ne istediği dahi anlaşılmaz oldu. Özellikle de, değişiklik maddesine “bu uygulamanın sadece üniversitelerde geçerli olacağına” dair hiçbir cümle  konmaması, kısa zamanda laik kesimi ayaklandırdı.
AKP öyle bir tutum takındı ki, üniversitelerde serbest bırakıldıktan bir süre sonra, Türban’a tüm Devlet dairelerinin açılacağı izlenimi doğdu. Oysa, yukarıda sözünü ettiğim gibi (üniversitelerle sınırlı tutulsa) bir cümle, laik  kesimi rahat  ettirecek ve AKP’nin bu adımı böylesine bir tehdit olarak görülmeyecekti.
Hayır, Başbakan kendini bağlamak istemedi. Türban’ın ilerde resmi dairelere girmeyeceği konusunda, laik kesimin beklentilerini görmezden gledi.
“Ben halkın yarısının oyunu aldım. Küçük bir azınlık olan laik’lere boyun eğmeyeceğim” gibi bir tutum takındı.

İlk muharebeyi Türban kaybetti
Laik kesim ciddi şekilde kaygılandı. AKP laikleri gereksiz biçimde korkuttu, ürküttü.
İnanılmaz bir muhalefet oluştu ve bu laik muhalefet elindeki her imkanı kullandı. Köşeye sıkışmış insanların psikolojisiyle, hukuğu eğdi bükdü ve farklı yorumladı. Yetmedi, AKP’ye kapatma davası açtı. TBMM’de siyasiler arasında  halledilmesi gereken tarihi bir karar, AKP’nin çoğunluğundan kaçmak için, Anayasa Mahkemesinin 11 yargıcının sırtına yüklendi. 11 yargıç olmadık bir baskı altına alındı.
Sonucu biliyorsunuz.
11 yargıç sağduyulu kararlar aldılar.
5 haziran 2008 günü 11 üyeden 9’unun iptal oyuyla Türban konusundaki  Anayasa değişikliği iptal edildi.
AKP’nin kapanma davasını da 30 temmuz 2008  günü  gerekli 7 oy bulunamadığı için  reddedildi.
Bu şekilde Türkiye’yi büyük bir kaos’tan kurtardılar.
Buna karşılık, Türban muharebelerinin ilk’i, AKP’nin yenilgisiyle sonuçlanmış oldu. Anayasa Mahkemesinin gerekçesi öylesine kesindi ki, bundan böyle bir daha yeni bir girişimde bulunmayı da imkansızlaştırdı.
Üniversitelerde Türban’ın serbest bırakılması konusu tümüyle ve bir daha ele alınmamak üzere kapandı.
Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla da uyum halinde, bir kesimin siyasi simgesini adeta elinden aldı.

Muharebe kaybedildi, Türban savaşı kazanamaz mı?
Muharebe kaybedildi, acaba bu defter burada kapanacak mı? Yoksa ilerde, Türban nihai savaşı kazanabilir mi?
Bence, son derece mümkün.
Türban’ı siyasi simge olarak kabul eden, laik sisteme bir tehdit şeklinde gören ve tüm engellemenin başını çeken bir kaç kurum vardı.
Üniversite rektörleri... Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi ve Çankaya...
Bu dört kurumdan bir bölümünün yapısı zaten değişti. Geri   kalanları da en çok 10 yıl içinde değişecek. Üniversite rektörlerinin büyük bir bölümü, Türban’ın serbest kalmasını isteyen adaylardan oluşacak ve uygulamayı yumuşatacaklardır.
YÖK deseniz, zaten geçen yılki Başkan değişikliğiyle, laik’lerin kalesi olmaktan çıktı. Aynı şekilde, Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı da artık eskisinin aksine Türban’dan yana tutum alıyor.
Geriye sadece Anayasa Mahkemesi kalıyor ki, en çok 10 yıl sonra bu mahkemenin iç yapısı da büyük olasılıkla değişecek ve Türban’ı laik sisteme tehdit gibi görmeyenler çoğunluğa geçecekler.
Türban bu yıl muharebeyi kaybetmiş  olabilir, ancak değişecek dengelere bakarsak, savaşı kazanabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
AKP, iki genel seçim daha kazandığı taktirde, Türban’ı rahatlıkla hem üniversitelere, hem de resmi dairelere sokabilecek ortamı oluşturabilir.
Laik kesimin elindeki yargı ve hukuk silahları artık eskisi kadar güçlü değil. Geriye bir tek, siyasi alanda iyi organize olmaları ve iktidarı elde edebilecek bir parti etrafında toplanma kalıyor ki, o da şimdilik güç görünüyor.

Etiketler