Ne özürü ulan!

Ülkemiz Demokrasiyle yönetiliyor olabilir. Ancak, bireysel olarak bu toplumun bir bölümünün demokrat olmadığı, işine geldiğince, aynı görüşleri paylaştığınız sürece demokrasi oyunu oynadığı, kendine ters düşen görüşlerle karşılaştığında ise gerçek haline dönüştüğü, yani tahammülsüz ve “benim dediğim doğrudur” diyen, uzlaşmasız bir toplum olduğu, son tartışmalarda bir defa daha ortaya çıktı.
Ermenilerden Özür Dileyelim kampanyası, yeni bir Pandora kutusunun kapağını açtı ve içindeki cinler etrafa dağıldı.
İbretle izlenecek gelişmeler yaşanıyor.
Yine kan gövdeyi götürüyor.
Böylesine bir kavganın çıkmasına da, şu cümle neden oldu.
“...1915’te OSMANLI ERMENİLERİNİN MARUZ KALDIĞI BÜYÜK FELAKET’e DUYARSIZ KALINMASINI, BUNUN İNKAR EDİLMESİNİ VİCDANIM KABUL ETMİYOR. BU ADALETSİZLİĞİ REDDEDİYOR, KENDİ PAYIMA ERMENİ KARDEŞLERİMİN DUYGU VE ACILARINI PAYLAŞIYOR, ONLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM.”
Küçük bir gurubun hazırlayıp imzaya açtığı bu metne şimdiye kadar yaklaşık 20 bin kişi imza attı. Yani bu görüşü paylaştı.
Bu bir ilk’dir.
Türkiye’de olaylardan 93 yıl sonra, ilk defa bir sivil toplum hareketi başlatılmış ve resmi ideolojinin dışına çıkılmıştır. İmza sahipleri, bu toplumun önemli isimleri oldukları için, kısa zamanda tartışma tırmanıverdi. Toplumun bir bölümünün kimyası bozuldu. Ne vatan hainlikleri, ne de Ermeni piçlikleri kaldı.
Tepkileri en güzel “...Ne özürü ulan...”cümlesi özetleyebilir.

Demokrasi dersinden sınıfta kalan kalana
Tartışma aynı zamanda, demokrasi-hoşgörü- fikir özgürlüğüne saygılı olduklarını iddia eden çok kurumun notunu kırdı.
- AKP’nin demokratlığının ne kadar yapmacık ve yalancıktan olduğu anlaşıldı. Başbakan Özürcüleri suçlayanların başına geçiverdi.
- CHP’nin, üyesi Arıtman’ın faşistlikle suçlanan ve birbirinden korkunç konuşmalarına cılız bir yanıt vererek, bu konuda Sosyal Demokratlık gömleğini yine dolapta unuttuğu ortaya çıktı.
- MHP zaten bilinen yaklaşımıyla insanları en az şaşırtan parti olurken, en büyük hayal kırıklığını Dışişleri Bakanlığının emekli eski ve ünlü B.Elçileri yarattı. Resmi ideolojiye tapındıklarını gösterdiler.
- Dışişleri Bakanlığı da , önce son derece uygar bir tutum sergiledikten sonra, bakanları Babacan’ın çark etmesiyle, bilinen resmi çizginin devam edeceğini gösterdi.
- Genelkurmay’ın açıklaması da çok talihsizdi. Tamamen bir sivil hareketine karşı böyle bir açıklama yapması, TSK’nın sivil kesimde tartışılan bir konuya hiç gereği yokken sert tepki göstermesi, siyasetten elini çekmek istemediğinin işaretiydi.
Devlet kurumlarının resmi ideolojiye sahip çıkmaları normaldir. Zira Ermeni konusu politik bir sorundur ve resmi ideoloji bugün budur, yarın değişebilir. Kurumlar da değiştiği zaman tutumlarını ona göre ayarlarlar.
Buradaki sorun başka.
Burada ortaya çıkan fay hattı veya bölünme noktası, bu ülkede insanların resmi ideolojiye ters düşse, devletin işlerini bir oranda zorlaştırsa dahi, özel görüşlerini açıklayıp açıklayamayacaklarıdır.
Avrupa Birliğine tam üyeliğe giden Türkiye’de bunun hala imkan dahilinde olmadığı açıkça anlaşılmıştır. Daha doğrusu, toplumun farklı görüşleri dinleme terbiyesi,olgunluğu, uygarlığı ve hoş görüsünün AB düzeyine gelemediği, daha gidilecek çok uzun bir yolun olduğu ortaya çıkmıştır.
Ne olursa olsun, isteyen istediği kadar tepki koysun, bu sivil hareket yine de amacına ulaşmıştır. Zaten önemli olan da budur.


Ne yaptık ki özür dileyeceğiz kardeşim...
Özür dilemeye karşı çıkan kesimin görüşleri ve onlara Özür dilemekten yana olanların yanıtlarını şöyle özetleyebiliriz.
- Açıklama metnindeki Büyük Felaket ve İnkar kelimeleri, Ermeniler tarafından kullanılır. İlki Soykırım ile eş anlamda tutulur. Bu kelimeler, imzacıların soykırım iddialarını kabul etmeleri ve bundan dolayı özür dilemeleri anlamına gelmektedir.
- Söz konusu değil. Eğer öyle olsa açıkça soykırım kelimesi kullanılırdı. Ayrıca, tarihimiz boyunca Ermeni olaylarını kendi halkımızdan saklamadık mı , tartışılmasını engellemedik mi ? İşte bizler soykırımı kabul etmediğimiz için Büyük Felaket deyimini kullandık. İnkar kelimesini de, tarih kitaplarımızdaki eksiği belirtmek için koyduk.
- Ermeni propagandasının dilini kullanınca, Türkiye’nin Ermenilerle yürüttüğü resmi müzakerelerde eli zayıflar. Uluslararası kamu oyunda da, Türk kamu oyunun eğilimi değiştiği izlenimi doğar ve bu ortam ülkemizin bu mücadeleyi kaybetmesine yol açar.
- Bizim açıklamamız Türk devletini hiçbir şekilde bağlamaz. Bizler kişisel görüşlerimizi ortaya koyuyoruz. Kişisel tutumları seslendiriyoruz. Devlet bütün bunları bir yana bırakıp müzakeresini yürütür. Dünyanın her yerinde kamu oyu farklı, devletler ise farklı düşünüyor.Buna rağmen devletler politikalarını istedikleri gibi uyguluyorlar.
- Önce 19 uncu yüzyılın 2 inci yarısından itibaren, sonra 1 inci dünya savaşı ve Kurtuluş savaşımız sırasında Ermenilerin Anadolu’daki halkımıza karşı işledikleri cinayetler, yetmiyormuş gibi 74-86 arasında, Asala terörüne kurban verdiğimiz 70 ölü (9’u diplomat) ve şehitlerimiz ne olacak? Onlar özür dilemeden biz neden tek taraflı bir şekilde özür dileyelim?
- Hiç birimiz ne Ermeni katliamlarını ne de Asala terör örgütünün cinayetlerini görmezden geliyoruz. Ermeniler de gayet tabii özür dilemelidir. Bu da karşı tarafa düşen bir sorumluluktur. Bizler burada iyi niyetimizi göstererek ilk adımı atıyoruz, bundan sonrası onlardan gelmelidir.
Bunların yanısıra, bir de “Orta Yolcular” var.
Emekli Büyükelçiler, gazeteci ve sivil şahsiyetler, yukarıdaki her iki görüşü de reddediyorlar ve Özürcülerin bildirisinin içine Ermenileri de özür dilemeye çağıran ve şehitlerimize atıfta bulunan birkaç cümle eklenmesi durumunda imzalarını koyabileceklerini söylüyorlar. Bazıları ise, toplumu ikiye bölüp inatlaşma yaratacağından dolayı, bu tip bildirilere karşı olduklarını belirtiyorlar.