Ne zafer çığlığı atalım ne de tehdit edelim...

Fransa'da “İnkar yasası”nın Anayasa Mahkemesi’ne (Fransızlar, Anayasa Konseyi diyorlar) gönderilmesi belki güç olacaktı, ancak olasılığı vardı. Beklenmeyen, bu kadar çok imza ile gönderilmesiydi.
60 senatörün imzalaması yetecekti. İlk günlerde imzalar zar zor geldi. Sonra birden bire sayılar yükseldi. 77 senatör ve ekstradan 65 parlamenter de imza attı. Bu rakkam Sarkozy'i dahi rahatsız etmiş olmalı ki sert tepki gösterdi. Buna rağmen imzalar için, Elysee Sarayı’nın yeterince baskı yapmadığını, hatta Sarkozy'nin duruma göz yumduğunu ileri sürenler dahi var.
Rivayet muhtelif...
Peki bundan sonra ne olacak?
Anayasa Mahkemesi’nin 29 Şubat gününe kadar bir karar vermesi gerekiyor.
Mahkeme iki konuya yanıt arayacak:
1- Anmalarla ilgili yasa çıkarılmalı mı, yoksa sadece parlamenter bir açıklama ile yetinilmeli mi?
Fransız Parlamentosu’nda birçok “Anma yasası” bekliyor. Bosna göçmenlerinden tutun da Cezayir'de ölen Fransız askerlerine kadar, Ermeniler gibi hesap sormak isteyen çok tasarı var. “İnkar yasası” kabul edildiği taktirde, sıradakilerin de işi kolaylaşacak ve böyle giderse, ardı ardına, geçmişin hesabını soran yasalarla karşı karşıya kalınacak. Anayasa Konseyi işte bu konuya da açıklık getirecek.
2- “İnkar yasası”nın Fransız anayasasına uygun mudur, değil midir?
Konsey in önünde üç seçenek var:
A- Başvuruyu reddedip, yasanın anayasaya uygun olduğuna karar vermek.
B- Yasanın tümünü reddetmek.
C- Yasanın bir bölümünü reddetmek.
B ve C seçeneklerinin kabul edilmesi durumunda, yasa düşecek ve tüm prosedür yeniden başlayacak. Yani, önce parlamentodan geçecek, ardından senatodan geçecek. Bu da Mayıs ayındaki başkanlık seçimlerine kadar yetiştirilemeyeceği için, “İnkar yasası” gelecek bahara kalacak.

29 ŞUBAT’A KADAR AMAN SUSUN VE ATIP TUTMAYIN...
Önce bir saptama ile başlayalım:
1- Bugün gelinilen nokta, Türkiye için ne bir zafer ne de “İnkar yasası”ndan kurutuluş anlamına gelmektedir. 1 aylık bekleme dönemine girilmiştir, o kadar.
2 – “İnkar yasası”nın Senato’da kabul edilmesinden sonra, Başbakan'ın yaklaşımı hem Paris'te hem de uluslararası kamuoyunda çok olumlu yankı yarattı. Erdoğan bağırmadı çağırmadı, aksine son derece soğukkanlı hareket etti. Bence de çok akıllıca bir yaklaşım sergiledi. Eminim, Başbakan Erdoğan tutumunu bundan sonra da aynen devam ettirecektir.
Benim korkum, kendini manşetlere taşımak isteyen, yapacaklarının ya da söyleyeceklerinin Başbakan'ın hoşuna gideceğini sanan siyasilerin icraatları. Kimi Bakanlar, kimi Ak Partili siyasiler, şu kadarını bilmelilerdir ki, şimdi tehditlere başlar, "Fransa bunu fena öder... Canlarına okuruz... Ambargolar koyarız..." nutukları atmaya başlarlarsa, kimseleri korkutamayacakları gibi, aksine Fransa Anayasa Konseyi’nin de tepesini arttırırlar.
Unutmayalım ki, Anayasa Konseyi bu yasayı her ne kadar tamamen hukuki açıdan inceleyecekse dahi, işin içinde yine de bir siyasi yaklaşımın payı olacaktır. Hele Anayasa Konseyi’nde, Türkiye'nin AB üyeliğine kesin karşıt tutum alan eski Devlet Başkanı Giscard D'Estaing'in de bulunduğunu söylersem, neden dikkat edilmesi gerektiği daha iyi anlaşılır.
Lütfen bir süre susun...


Keşke bir gün önce istifa etseydi...
Açıkçası üzüldüm.
Aydınlar buna layık bir insan değildi. Yönetimi de kişiliği de böyle bir sonucu haketmemişti.
İstifa ederek ne Türk futboluna yarar sağlayabildi ne de canı gibi sevdiği FB'den alkış alabildi. Ortada kaldı.
Ancak bu duruma düşmesinde başlıca hata da kendine ait.
Nedenlerini bilemiyorum. Çok söylenti var. Kendi çıkıp anlatmadıkça da işin doğrusunu anlayamayacağım. Komplo teorilerine de inanmıyorum.
Keşke bir gün önce istifa etmiş olsaydı. "Yola devam ediyoruz" demeseydi. Eminim o toplantıya da istifa etmek niyetiyle girmiş ve ısrarlara dayanamayıp "Peki, kalalım" demişti. Sonradan neler oldu da tekrar fikrini değiştirdi, anlayamadım. Yapılan açıklama pek tatmin edici olmadı. Sanıyorum bir gün çıkıp gerçekleri anlatacaktır.
Yine de tüm çabalarından dolayı teşekkür etmemiz gerekiyor.