Önce, Kendi evimizi düzenleyelim

Bunun ne anlama geldiğini isterseniz kısaca özetlemeye çalışayım.Bu köşeyi sürekli okuyanlarınız bilirler. PKK'ya karşı mücadelede başarısız olunmasının başka nedenlerinin bizlerden kaynaklandığını yazar dururum.Devler kurumları arasındaki diyalogsuzluk ve koordinasyonsuzluktan söz ettim.Askerin bir politikası, bir yaklaşımı var.Ankara'nın (Sezer döneminde) bir politikası vardı. Bunlara karşı, MİT ve Pilis'in düşüncesi farklıdır.Hükümetin ise, bambaşka bir yaklaşımı var.Olabilir, her kurum değişik politikalar benimseyebilir. Ancak önemli olan, bu farklı yaklaşımların bir potada eritilmesidir.Devlet kurumlarının bir masa etrafında toplanmaları, birbirleriyle konuşmaları ve farklılıkları dinledikten sonra da, siyasi otoritenin son kararı vermesi gerekir. Oysa birkaç gün öncesine kadar tam bir sağırlar diyaloğu yaşandı.Gün geldi Genelkurmay Başkanı çıkıp hükümeti suçladı. "Tezkeresiz dolaşıyoruz" dedi. Ertesi gün, Başbakan askeri sorumlu tuttu. "Yeterki isteyin verelim" diye yanıt verdi.Dolayısıyla karmakarışık bir gidişimiz vardı.Siyasetçilerimiz, 1980'lerden bu yana, oy kaybetme korkusuyla terörle mücadeleyi askere bıraktılar. Sorumluluğu almaktan kaçındılar. İşin kolay yanını tercih ettiler. Oysa asker, terörün sadece bir boyutunu halledebilirdi ve bu boyutla (yani işin silahlı mücadele yanıyla) yetindi. Başkasını yapamazdı.Terör oldukça Türkiye hareketlendi. Terör durunca (1999–2006) Türkiye unuttu. PKK adeta bizi burnumuzdan tutup oradan oraya savundu. Bugünkü durum da öyle değil mi?Olayın siyasi boyutu aslında bırakıldı.Olayın ekonomik yönü yeterince düşünülmedi.Olayın kültürel boyutuna hiç bakılmadı.İşte bundan dolayı, "öncelikle evimizin içini düzenleyelim" diyorum. Üstelik bunun başka çıkar yolu da yoktur. Terörle başka türlü mücadele edilemez. Org. Başbuğ, hemen hemen her konuşmasında "bu işi sadece bize bırakmayın, tek başımıza işim içinden çıkamayız" dedi ve neler yapılması gerektiğinin listelerini verdi.Siyasilerin yapması, söylemesi gerekeni yaptı.Kimsenin kılı kıpırdamadı.Artık bu gidişi değiştirmeliyiz.Bu sorunun tek sorumluluğunu da AKP' ye yamamalıyız. 20 yıllık bir çarpıklıktan söz ediyorum.Gelin, son gelişmeleri bir başlangıç olarak alalım ve yeni bir sayfa açalım.Siyasi otorite artık sorumluluğu ele almalı ve evimizin içini düzenlemelidir. Bunu beceremezsek, 20 yıl sonra da aynı konuşmaları yaparız. PKK terörü ile etkin şekilde mücadele edebilmenin en başta gelen koşulu, önce kendi evimizi düzenlemekten geçiyor. Diğer bir gelişme de, Ermeni soykırımı konusunda, Amerikan temsilciler meclisi dışişleri komisyonunda kabul edilen tasarı.Yıllardan beri aynı kavgayı yaşıyoruz. Bu tarihlerde Ermeniler Amerikan Kongresine başvururlar, Türkiye ayaklanır ve tehditler savurarak Washington'daki yönetimi sıkıştırır, baskı altına alır. Bugüne kadar da yönetimler Ermenileri durdurabilirlerdi.Bu defa olmadı.Bu defa Ermeniler öylesine iyi bir konjonktür yakaladılar ki, Bush yönetimi Türkiye'den yana bütün ağırlığını koymasına rağmen engelleyemedi.Daha önce de yazdım.Bu tasarının sadece Temsilciler meclisinden geçmesinin hiçbir bağlayıcı yönü yok. Ancak Türkiye'ye büyük bir prestij kaybı getirecek. Ermenilerin Soykırım iddiaları daha inandırıcı olacak. Şimdiye kadar bu tip tasarıyı geçirmemiş olan başka ülke parlamentoları da daha kolay harekete geçebilecekler. Ermenilerin baskılarına direnemeyecekler.Peki, şimdi kimi suçlayalım?Bu noktaya gelinmesinin sorumlusu olarak, Türkiye'den yana davranan ve olağanüstü bir direnme gösteren Bush yönetimi mi?Yoksa Avrupa Birliği mi?Hayır.Bu noktaya gelinmesinde birçok neden var, ancak bunların içinde en büyük sorumluluk bize ait. Neredeyse 50 yıldır Ermeniler arı gibi çalışıyorlar. Görüşlerini dünyaya anlatıyor ve kabul ettiriyorlar.Bizler ne yaptık?Emin olun, hemen hemen hiçbir şey.Birkaç kitabın dışında, birkaç konferansa katılmanın dışında Türkiye hiçbir şey yapmadı. Uzun yıllar " Biz NATO üyesiyiz. Kimse bize yan bakamaz" diye kendimizi savunduk. Olmadı dostlarımıza şantaj yapmakla yetindik.Hakkımızı arayacak, etkili bir kampanyaya girişmedik. İçimizdeki farklı görüşleri dahi susturduk. Kendi Ermenilerimize sahip çıkamadık.Boş yere, kendi düşen ağlamaz, dememişler.PKK konusunda olduğu gibi, bu konuda da gelin önce evimizi düzene sokalım. Bunun hesabını da AKP 'ye kesemeyiz. 50 yıllık faturada herkesin harcaması vardır.Gelin yeni bir sayfa açalım ve yeni bir başlangıç yapalım. Başka ülkeleri suçlamak yerine, kollarımızı sıvayalım ve işe başlayalım. Ermeni kararında asıl sorumlu bizler değil miyiz? Bugün çoğumuz bir riyakarlık oyunu sergileyeceğiz. Birbirimize çiçekler atacağız. Ramazan Bayramı'nın mutluluk getirdiğinden söz edeceğiz. Kardeşlikten, birbirimizi ne kadar sevdiğimizden bahsedeceğiz…Oysa bütün bunlar yalan.Kimsenin umurunda değil.Bayrammış veya değilmiş, yine aynı yaşam tarzını sürdüreceğiz.PKK, toplumu biraz daha kışkırta bilmek için planları yapacak. Sağa sola bomba koymaya, birkaç insanımızı daha şehit etmeye çalışacak.Toplumun bir bölümü, PKK'yı lanetleme adına, karşısına gelen Kürt kökenli vatandaşa hakaret edecek, DTP binalarına saldıracak.Diğer bir bölümümüz, dindarlık adına açıkça dincilik yapacak. Mahalle baskısını, şehir ve iktidar baskısına dönüştürecek.Biz böyleyiz.Böyle bir ortamda da kalkıp, ilkokul müsameresine senaryo yazar gibi "mutluluklardan, bayramların insanları nasıl değiştirdiğinden" söz etmek artık garip geliyor.İyisimi, herkes kendi bayramını yaşasın. Kendi düşündüğü gibi, inandığı gibi hareket etsin.Ben seyahate çıkıyorum.Ailemi topladım, hep birlikte günlük yaşam kavgasının dışına çıkacağız. Unuttuğumuz eski günlerimizi anacağız.Özetle, hasret gidereceğiz.Tavsiye ederim, çok iyi geliyor.Nice mutlu bayramlara efendim. Nice mutlu bayramlara…! Önceleri pek ciddiye alınmadılar, ancak özel hava yolları kısa sürede büyük başarı kazandılar. Herkesin beklediği, özellerin bir bir rötar yapacakları verdikleri sözleri tutmayacaklarıydı. Oysa bugün bakıyorum da, özel hava yollarımız beklentilerimizin ötesine geçtiler.Pegasus'un dinamizmine, yolcuya verdiği heyecana bakın. Fiyat indirimleriyle tüm sektörün dikkatini çekmesini bildi.Atlas, şimdiye kadar şimdiye kadar gidilmez dediğimiz istasyonlara uçmaya başladı. Geniş ağı ile her yerde karşımıza çıkıyor.Onur Air, birkaç talihsiz olay nedeniyle dikkatleri üstüne çekti; ancak kısa sürede toparlanmasını bildi.Tümü çok dikkatli. Yolcularına büyük titizlik gösteriyorlar. İtinalılar. Tek sorun, koltuk araları THY'daki kadar geniş değil. Onu da sineye çekmek zorundayız, zira THY'na oranla daha ucuz uçurtuyorlar.Hepsine teşekkürlerİyi ki varlar… Özel şirketlerin başarıları… Geçen haftaki Türkiye- AB konferansından size söz etmiştim. 50'ye yakın yerli yabancı Bakan, Parlamenter, uzman ve gazeteci katılmıştı. İçlerinde iki Bakan vardı ki, başkalarına örnek olacak bir tutum sergilediler. İki bakan, iki farklı tutum Mehmet Şimşek'i ilk defa dinledim. Katılımcılara Türkiye'yi ve AKP politikalarını anlattı. Yazılı ve önceden hazırlanmış kağıtlardan okumadı. İrticaları İngilizce konuştu. Mantık yapısı güçlüydü. Son derece inandırıcıydı. Finans dünyasından geldiği besbelliydi. Muğlak değil, çok netti. Henüz klasik politikacı olmadığını gösterdi. Dinleyicileri çok etkiledi. Çok inandırıcıydı İsveç'in eski Başbakanı ve şu andaki dışişleri bakanı Carl Bildt konferanstaydı. İnanamadım, tam iki gün süreyle toplantıları bırakmadı. Özellikle Türk bakanlar bu toplantılara birkaç saatliğine uğrarlar. Uzun süre kalmak sanki prestijlerini bozar, karizmalarını çizermiş gibi, girip çıkarlar. Carl Bildt'i izledikten sonra dayanamadım ve bu tutumunu ne kadar takdir ettiğimi söyledim.Ne yanıt aldım biliyor musunuz; "İçerde sizleri dinlediğim sürece yeni şeyler öğrendim. Türkiye'yi daha iyi tanıdım"Bizim bakanların kulaklarını çınlattım. Başından sonuna ordaydı… Can Dündar'ın photoshop ile bıyıksızlaştırdığı Tayyip Erdoğan resmi hanımlar arasında pek popüler olmuş. Gerçekten de ilginç bir resim ortaya çıkmış. Bıyıkları kesilince karşımızda bambaşka bir Başbakan bulduk. Gülüşü daha bir belirmiş. Bakışları bile değişmiş.Doğrudur, şöhret ve güç (ister para, ister siyasi güç) insanları farklılaştırıyor. Ne giyseler daha güzel, ne deseler daha akıllıymış gibi görülüyor.Ancak, şöhret ve güç bittiği gün, sökülen rütbeler gibi, tüm yakışıklılık ve akıllılık da gidiveriyor. Bıyıksız Erdoğan yakışıklıymış… İnsan kendini ve ne yakın çalışma arkadaşını över mi?Evet, hak ediyorsa övülür.Bülent Çaplı ve Can Dündar ile birlikte yaptığımız Demirkırat belgeselinin böylesine dev bir eser olacağını hiç tahmin etmemiştik. Hele yakın geçmişiyle dahi ilgilenmeyen bir toplumun bu belgeseli (Doğan Kitap) böylesine benimsemesi hepimizi hayret ettirdi. İlk yayınlandığı günden bu yana kitap ve DVD'leri 50 binin üstünde sattı.Hiç tevazuya gerek yok. Bu büyük bir başarıdır.Belgesel toplam 10 bölümden oluşan, 8 saat 43 dakikalık benzersiz bir sözlü tarih çalışması. Hatırlar mısınız bilmem Demirkırat iki yılda tamamlanmış 1990–1991 yıllarında TRT'de gösterilmişti. Türkiye 27 Mayıs'tan 47 yıl sonra, Cumhuriyet tarihinin ilk darbesiyle ve o dönemde yaşananlarla ilk kez yüzleşiyordu. Belgesel üzerine tartışma programları düzenlendi, hakkında kitaplar yazıldı.Son bölümü yayınlandığı gece, binlerce insan Menderes'in anıt mezarına yürümüş ve saygı duruşunda bulunmuştu.Belgeselde, Türkiye'de demokrasiye geçişin adımlarının atıldığı 1930'lardan 1960'taki ilk askeri müdahaleye kadar olan dönemin öyküsünü bulacaksınız. Türkiye'nin bu en tartışmalı döneminde yaşanan siyasi kavgaları, Demokrat Parti'nin doğuş, yükseliş ve çöküşünü, 27 Mayıs ihtilalinin gelişme süreci, iç pazarlıklarını ve bu süreçte yol almış kişilerin ve tanıkların kendi anlatımlarıyla izleyeceksiniz.İnsanlar ve toplumlar, hatalarını kabul ettikleri oranda büyürler. Bunun için de bir vicdan muhasebesinden çekinmemelidirler.Bu belgeselin özellikle son bölümü; toplumumuzun kendi vicdanıyla hesaplaşması, bazı acı gerçekleri görüp kabul etmesine yöneliktir.27 Mayıs müdahalesi hakkında herkesin değişik görüşleri olabilir, ancak tek kabul edilemeyecek yönü, siyasi idamlardır. İdam kendi başına çözüm getirmediği gibi, hele siyasi idamın affedilecek hiçbir yönü yoktur. Demirkırat, başından sonuna kadar demokrasiyi ve sivil çözümü desteleyen, demokratik uygulamalardan, uzlaşı ve hoşgörüden ayrıldığında toplumların nasıl krize girdiklerinin altını çizen ve askeri müdahalenin çözüm getirmediğini, aksine başka yeni sorunlar yarattığını ortaya koyan bir belgeseldir.Bu çalışmanın temel hedefi, demokrasiyi savunmak olmuştur. Tek amacımız, yakın tarihimizin bu en önemli ve en tartışmalı dönemini karşılıklı tarafların görüşlerini de ekleyerek, mümkün olduğu kadar dengeli, gerçekçi ve tarafsız biçimde yansıtmaktır.Eğer çocuklarınızın, torunlarınızın Türkiye'nin yakın tarihini öğrenmelerini istiyorsanız, hiç tereddüt etmeyin. Bundan daha güzel bir bayram hediyesi, daha anlamlı bir doğum günü armağanı olamaz.Bizler de böyle bir eseri gerçekleştirmiş olmaktan gurur duyuyoruz. Demirkırat rekor kırıyor (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net