Özel yetkiye "dur" deme zamanı...

Şu sıralarda yaşanan karmaşanın altında, “Özel yetkiler” sorunu yatıyor. “Katalog suçlar” diye özetlenen (Ceza Muhakemeleri 250. maddesi) saçma sapan, hukuk sistemiyle hiç ilgisi olmayan, uygulama artık çığrından çıktı.
Taha Akyol çok açık şekilde “Yeter” derken, çok doğru bir noktaya parmak bastı.
Siz, savcı ve yargıca “Özel yetkiler” verir ve bu yetkilerin sınırsız şekilde kullanılmasına göz yumarsanız, olacak budur. Kurallar yıkılır, teammüller bozulur, genelkurmay başkanlarına basit suçlu muamelesi yapılır, iki kişiyle örgütler kurdurulup, insanlar dinlettirilip, sistem temelinden sarsılır.
Bu uygulamaların, yargı sistemimizi nasıl bozduğunu herhalde hepimiz görebiliyoruz. Ne yazıktır ki iktidar bunu görmemekte ısrar etti ve sonunda bir çuval incir mahvedildi.
Acaba, iktidar partisi de MİT müsteşarları ifadeye çağrılınca nihayet “Yeter artık” demeye karar verecek mi?
Gerçekten yetti artık...


Aydınlar, beni inandırdı...
Bu haftaya iki kişi damgasını vurdu.
Biri, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağıran özel yetkili savcı, diğeri de Perşembe akşamı 32.GÜN’de konuşan Türkiye Futbol Federasyonu Eski Başkanı M.Ali Aydınlar idi.
Neler neler söyledik.
Ne beceriksizliğini bıraktık ne işi uzatmasını ne de kötü bir yönetici olduğunu...
Oysa Aydınlar, 90 dakikalık söyleşide öylesine açık ve net konuştu ki doğrusunu söyleyeyim ben ikna oldum.
FB’nin yaklaşımını çok sert şekilde eleştirdi.
BJK’nin Başkanı Demirören’in “İkircikli” tumununun ne anlama geldiğini anlattı.
Benim gördüğüm manzara şu oldu:
Tüm iyi niyetiyle, lig çökmesin ve Türk futbolu uluslararası alanda yanlızlığa itilmesin diye çırpınmış, ancak kulüp başkanlarının - siz kısır bir çıkar kavgası deyin, ben seviyesizlik diyeyim - uzlaşmaz tavrı yüzünden harcanmış.
Ben, M. Ali Aydınlar’a inandım...
32.GÜN’ün tekrarını bu akşam saat 19:50’de CNN TÜRK’te, günün her saatinde ise www.kanaldhaber.com.tr’den de izleyebilir veya seyredebilirsiniz. İzledikten sonra M.A.Aydınlar’a inanıp inanmadığınızı benimle Twitter’den (@mabirand32gun) paylaşın lütfen.

(NOT: www.mehmetalibirand.com.tr adresindeki sitemde şu sıralar bakım yapılıyor. Önümüzdeki haftadan itibaren benimle ilgili merak ettiğiniz herşeyi, çok özel röportajlarımı ve 32.GÜN’ün eski programlarını yine bu internet adresinde bulabilir, iletişim kısmındaki mail adresinden bana ulaşabilirsiniz. )


Diyanet, organ nakli için neden susuyor?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın önümüzdeki yılları kapsayan stratejilerini gazetelerde okumuşsunuzdur. Ben de merakla baktım. Şimdiye kadar hiç akla gelmeyen projelerle karşılaştım. Öğrencilerin Umre'ye götürülmesi, çocuklara din dersleri, din danışmanları, Din TV vb...
Ben başka birşey aradım.
İstanbul Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) tarafından hazırlanan bir rapor beni çok etkilemişti. Türkiye'de böbrek bekleyen 18 bin, karaciğer bekleyen 1706, kalp bekleyen 253, pankreas bekleyen 205 hasta bulunuyor. Sağlık Bakanlığı’na göre de, toplam 20 bin kişi organ nakli beklerken 2011'de organ bağışı sayısı sadece 320 olmuş.
Bu ne demektir biliyor musunuz?
Organ nakli bekleyenler yakında ölecekler. Onları yaşatacak olan organlar ise göz göre göre mezara konup çürümeye bırakılıyor.
Nedeni de, ülkemizde organ naklinin dinimize aykırı olduğu konusundaki yaygın inançtır.
İşte ben Diyanet İşleri 'nin stratejileri arasında bu konuda bir çalışma da aradım.
İnsanları yaşatacak, onlara hayat verecek, organ naklinin günah olduğuna dair hurafeleri yok edecek, tam aksine bu yaklaşımı cesaretlendirecek bir kampanya bekliyordum. Öldükten sonrasını düşünmek kadar, insanları hayatta tutmanın da büyük bir sevap olduğunu anlatmalarını bekliyordum.
Aksine, hiçbir şey bulamadım.
Acaba vardı da ben mi bulamadım?
Yoksa Diyanet bu konuda sessizliği mi tercih ediyor?


Bravo Turkcell'e...
Harika bir fikir bulmuşlar.
Van'da öğretmenlere ev yapmak üzere, Türkcell nefis bir kampanya başlattı. Milli Eğitim Bakanlığı ve TEV ile birlikte Kumbaraya 5 milyon TL atarak işe girişti. Nefis bir reklam dizisiyle insanları kumbaraya para atmaya teşvik ediyor.
TURKCELL'i hepimizin tebrik etmesi gerekir.
Siz de katılmak ister misiniz?
Çok kolay: Cep telefonunzdan VAN yazacaksınız ve 5283'e yollayacaksınız. Vereceğiniz para da sadece 5 lira...
O kadar.


Gekas, ders verdi...
Bir futbolcu düşünün ki, 32 yaşında hem kendi ülkesinde hem de oynadığı ülkede birden bire alkışlara bürünsün, omuzlarda taşınsın ve bu ülkelerden biri Türkiye, diğeri de Yunanistan olsun.
Teofanis Gekas'dan söz ediyorum .
Samsunspor'da FB'ye 3 gol atmasıyla gündemimize girdi.
Başkası olsa kim bilir neler söyler, nasıl övünürdü?
Gekas ise, adeta futbolculara tevazu dersi verir gibi, başarısını soranları şöyle yanıtlamış: "İyi günümdeydim, takım da iyi oynadı..."
Ben ise olaya başka açıdan baktım. Kendi kendime, Türk-Yunan ilişkilerinin nereden nereye geldiğini düşünüp çok sevindim. Nerelerden nerelere geldik, değil mi?


Bağış'ı taklit etmeyin...
Egemen Bağış'ın İsviçre'nin “İnkar yasasına” meydan okumasını kimimiz alkışladık, kimimiz "Bir Türk bakanına yakışmayacak, ucuz bir gösteri" diye yorumladık.
Bağış'ın attığı adımı daha geniş bir yazıda değerlendiririz. Benim dikkatleri çekmek istediğim nokta, Bağış'ın kazandığı siyasi popülariteyi kıskanacak olan bazı politikacılarımızın, “İnkar” yarışına girmelerinin yaratacağı sakıncalar.
İsviçre' nin “İnkar yasası” şu sıralarda, İşçi Partisi lideri Perinçek'in girişimi sonucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ele alınıyor. İşte böyle bir aşamadayken, siyasetçilerimizin İsviçre' ye guruplar halinde akıp meydan okumalarının hiç yararı yoktur. Bekleyip sonucu gördükten sonra gereken adımları atmak daha soğukkanlı bir yaklaşım olur. Bu tip meydan okumaların sonunda, İsviçre'den başlayıp, ileride başka ülkelerin de “Çalışmalarımıza” kapılarının kapanmasına yol açmayalım.


Pırıltılı bir hayat...
Prof. Dr. İsmail Türsan, Türkiye’nin en ünlü kadın-doğum mütehassısı. Binlerce çocuk doğurtmuş. Bugün 90’lı yaşlarında, Göztepe’de köşkünde oturuyor; hala etrafa uyanık ve pırıl pırıl bakıyor.
Bir çok kimsenin bilmediği bir yeteneği var. 1934’de ilk Türk planörünü 3 arkadaşıyla yapmış ve uçurmuş.
Planörün adı Kleopatra. 250 metre uçmuş ama, hiç önemli değil. İsmail beyin pilotluğu hayal olarak kalmış.
Gelin görün ki, olay orada bitmiyor. Torunu Dr. Fettah Koşar, Amerika’nın ünlü Harvard Üniversitesi’nde, Nano Sistemleri üzerine bilim adamı. Üniversitede ilk olarak aerodinamik dersini öğrencilerine kendi kullandığı uçakla havada vermiş. Dede düşlemiş, torun başarmış...


Kapatma süreci mutlaka yazılmalı
Osman Can’ın geçen hafta Haber Türk Gazetesi’nde Balçiçek İlter ile nefis bir söyleşisini okudum.
Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü döneminde Ak Parti’nin kapatma davasına da bakan Osman Can, o günlerde yaşananları anlattığı söyleşide, Anayasa Mahkemesinin nantık yapısından, yüce yargının bakış açısından, alınan sonuca giden sürece kadar bir çok konuya açıklık getirdi. Ancak yetmez, Osman Can “Yol Ayrımında” adlı son kitabı gibi (Timaş Yayınları) o günlerin de kitabını yazmalı. Gelecek nesillere bırakmalı.