Rıza Türmen'i dinciler mi harcadı?

Rıza Türmen'i bir dinci gazetenin yayını mı eledi? Yoksa başka bir gerekçesi mi var?Dışişleri Bakanlığından bir açıklama bekliyoruz. Buna da hakkımız var.Nedeni de son derece basit.Bu yıl yargıçların süreleri yenileniyor. 6 yıl görev yapacaklar. Türkmen 66 yaşında. Mahkemede yaş haddi 70. Yani 4 yıl sonunda emekli olacak. Geri kalan 2 yıl için yeniden bir atama gerekecek. Bu uygulama da son derece doğal... Türkiye, Türkmen'i önce tekrar aday gösterdi, ardından vazgeçti. Nedeni de Vakit gazetesinin "Rıza Türmen' mi, sakın ha!" diye yayın yapması gösteriliyor. Gerekçe olarakta Türmen'in Refah Partisi davasında kapatma yönünde oy vermesi, türban yasağıyla ilgili davada da, yasağın sürmesini savunması imiş. Ne derece doğru, bilemiyorum.Rıza Türmen, Türkiye'nin nadir yetiştirdiği diplomasi ile Uluslararası hukuğun gerekçelerini en işi şekilde bağdaştırabilen insanlarımızdan biridir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalışıp en fazla övgü alan yargıçların arasındadır. Türkiye'nin onur duyması, göğsünü kabartarak yerini koruması gereken bir kişidir.Türkiye'nin İnsan Hakları konularında en özürlü olduğu dönemlerde yargıçlık yapan Türmen, hiçbir zaman doğrudan ayrılmamıştır. Ne kendi ülkesine gereksiz yanlış izlenim vermiş, ne de uluslararası ün kazanabilmek için ülkesine ters bakmıştır.Rıza Türmen, Strazburg'da Türkiye'nin bayrağı, Türkiye'de de mahkemenin tercümanı olmuştur.Eğer Dışişleri Bakanlığı gerçekten dinci bir gazetenin çığlığı ile Türmen'i saf dışı ettiyse...Türmen'e sahip çıkmadıysa...Yazıklar olsun.İşte bundan dolayı açıklama istiyoruz. Çok merak ediyorum ve mutlaka gerekçesini öğrenmek istiyorum. Gazeteci Nur Batur'un son biyografisini okudun mu ?Henüz okumadınız ise, hemen edinmeye bakın.Rauf Denktaş' ın hayatını yazmış. Ancak bu kitabı, bir milli kahramanın hayatını öğrenmek için değil, bir insan olarak Rauf Denktaş'ı tanımak istiyorsanız okuyun.Batur son derece güzel bir eser ortaya çıkarmış. Bir kahramanlık hikayesi ile bir insanın hikayesi ancak bu kadar güzel şekilde bir araya getirilebilir. "Yeniden Yaşasaydım" (Doğan Kitap) hem dış politika dersleriyle dolu…Hem Uluslararası ilişkilerdeki iniş çıkışların bir bilançosu…Hem Türkiye'nin Kıbrıs olayını nasıl gördüğünün ibret dolu örnekleri…Hem de bütün hayatını bir davaya adamış bir insanın acıklı bir hayat hikayesi."Acıklı bir hayat hikayesi" cümlesini küçültücü anlamda kullanmadım. Tam aksine, ailesine gerek ilgiyi gösterememiş, çocuklarını dahi kucaklayıp öpememiş, buna karşılık her şeyini bir davaya adamış bir insanı tasvir etmek için kullandım.Rauf Denktaş'ı gazeteciliğe başladığım 1964 yılından beri tanırım.Belki son 1-2 yıldır, Anan planı çerçevesinde farklı düşündük ve bundan dolayı da birbirimizi kırdık. Ancak bu kırgınlık dahi, birbirimize karşı sevgimizi azaltmadı. Rauf bey, daima babacan, daima hoşgörülü ve daima dava insanı olarak kaldı.Kitap bir roman tadında yazıldığı için, çok kolay okunuyor ve insanı ilk sayfasından son sayfasına kadar sürüklüyor. Üstelik, Rauf bey son derece esprili bir insan olduğundan dolayı, anlatımı da çok hoş. Kitap, Klerides ile ilişkilerinden, Ankara'ya bakışı ve Türkiye'ye yaklaşımı açısından bir tarih belgesini andırıyor.Rauf Denktaş belki küçücük bir cemaatin lideridir, ancak dev bir politikacıdır. Artık nesli kalmamış, vizyonu, inatçılığı ve davasına bağlılığı ile nadir örneklerden biridir. Belki bugün kenarına çekilmiş gibi görünüyor, ancak hala aynı savaşı sürdürüyor. Savaşının hedefi de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Türkiye'ye bağlamak, Türkiye'nin bir parçası konumuna sokmaktır. Nur Batur'a teşekkür etmek istiyorum. Zira böyle bir eseri Rauf Denktaş aramızdayken bize kazandırdı. İnsanlarımızı kaybettikten sonra, ardından methiyeler düzmenin anlamsızlığına inandığımdan, insanlarımızın gerçek değerlerini yaşarlarken yüzlerine söylemenin daha doğru olduğunu benimsediğimden dolayı, Nur'u tebrik etmemiz gerekiyor.Rauf beye de son bir mesaj: İyi ki varsınız… FARKLI BİR İNSAN: RAUF DENKTAŞ… Orhan Pamuk'un Nobel'i kazanmasının tadını tadamadığımızı defalarca yazdım. Hala tadamadığımız gibi, birde kötü muamele ediyoruz.İnanamıyorum.Üstelik, bir de buna milliyetçilik etiketi iliştiriliyor.Bunun neresi milliyetçiliktir, anlayabilmiş değilim.Böyle milliyetçilik mi olur muş ?Pamuk sayesinde Türkiye'nin adı kültür dünyasında daha fazla duyuluyor. Türkiyemiz şimdiye kadar kültür ile yanyana getirilmezdi. İlk defa Pamuk sayesinde Türkiye bambaşka denizlere açıldı. Hergün dünyanın bir başka dergisinde veya gazetesinde bir demeci çıkıyor, röportajları yayınlanıyor. İnsanlar onu dinlemek için salonları dolduruyor. Kitapları kapış kapış satılıyor.Bu insan hiçbir şey yapmasa dahi, durduğu yerden Türkiyeye milyonlarca dolarlık reklam yapıyor. Hem de abuk sobuk ve büyük paralar verilerek gerçekleştirilen reklam filmlerinin marjinal faydası yanında, bedavadan ve çok daha etkin bir kampanya yapıyor.Hiç değilse bundan dolayı teşekkür edelim, yeter.Onun yerine itip kakıyoruz.Hor görüyoruz.Neden? Zira resmi görüşleri paylaşmıyor da ondan…Bizim bu huyumuz yeni de değildir.Nazım Hikmet'e de aynı muameleyi yapmadık mı ?Dünya onu omuzlarında taşırken, "Büyük Türk şairi"diye alkışlarken, biz onun adını ağzına alanları, şiirlerini okuyanları hapislere attık. Komünist damgası vurup hayatlarını söndürdük.Neden böyleyiz ?Neden kendi kıymetlerinin değerini bilmeyen bir toplumuz ?Neden çağımızı yaşamıyor da, geçmiş çağlarda dolaşmayı daha çok seviyoruz.? KENDİ DEĞERLERİNİ KÖTÜLEYEN BİR TOPLUMUZ… Seçimlerin yaklaştığı şu ortamda, tam da herkes 80 sonrası gençlerin apolitikleşmesinden dem vururken Güçlü Türkiye Partisi'ni kuran gençlerden bir mail aldım. İddiaları, Türkiye'nin gerçekten bağımsız, özgün ve en genç siyasi partisi oldukları. Partinin yaş ortalaması 26. Genel Başkanları Tuna Bekleviç ise 30 yaşında. Bugüne dek 32 ilde teşkilatlanmışlar. Ama seçime girmeleri için 41 ilde teşkilatlanmaları gerektiğinden, bu günlerde harıl harıl çalışıyorlar. Politik görüşleri her ne olursa olsun, gençlerin siyasete katılımı için güzel bir örnek bence. Onları tanımak isterseniz telefonları 0 212 273 17 28 / 0 212 273 16 65. GENÇLERDEN BİR PARTİ… Geçen hafta sonu Türk-Yahudiler Derneği (Association Juive de Turquie) davetlisi olarak Cenevre'deydim. Bu derneğin eşi yok, çünkü ilk defa olarak diasporadaki Yahudiler Türkiye'ye bağları yüzünden bir araya gelmişler ve 6 yıl önce derneği kurmuşlar.Fikir babası o zaman Cenevre'de Birleşmiş Milletler nezdindeki Büyükelçimiz Murat Sungar. Albert Covo adlı iş adamı ise 6 yıldır derneğin başkanı. 1999 depreminin ertesi günü bir grup Türk Yahudisi Büyükelçiliğe gelerek ne gibi bir katkıda bulunabileceklerini sormuşlar, bir günde 50.000 dolar toplamışlar. Bu parayla deprem bölgesinde bir okul yapılmış. Ancak bu işbirliği burada bitmemiş, devam etmiş ve dernek kurulmuş.Türk-Yahudiler Derneği her yıl Türkiye ile ilgili konserler, konferanslar, sergiler düzenliyor. Türkiye'deki dostlarından da destek görüyorlar.Karşımda uzun yıllar dışarda olmakla birlikte Türkiye'nin bugünü ve geleceği ile fevkalade ilgili bir topluluk buldum... Ve işte lobicilik buysa bunu diğer ülkelere de tatbik etmek gerektiğini düşündüm.Bu insanların Atatürk'e bağlılıkları ve AK Parti'nin politikalarından duydukları kaygı çok çarpıcıydı. Keskin sorular sordular, sert yorumlar yaptılar. Tüm halleriyle, ülke dışında yaşıyor olsalar dahi, Türkiye'ye bağlılıklarını sürdürdüklerini belli ettiler. TÜRK YAHUDİLERİN TÜRKİYE SEVGİSİ... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net

DİĞER YENİ YAZILAR