Sayın Bakan, kimse sözlerinizi çarpıtmadı

Savunma Bakanı genelde çok dikkatli, fazla konuşmayan, konuştuğu zamanda ne dediğini iyi hesaplayan biridir. Ancak bu defa, Başbakan’ın üslubuna mı heveslendi, ne oldu anlayamadım. Ermeniler ve Rumlar konusunda ondan beklenmeyecek sözler duyduk. Haklı olarak sert tepkiler aldı. Vecdi Gönül’ün ırkçı bir kişiliği yoktur. Sanırım, ne demek istediğini toparlayamadı. Keşke sussaydı. Ancak Bakana hiç mi hiç yakıştıramadığım, suçu yine medyaya atmasıydı. Sözlerinin bizim tarafımızdan çarpıtıldığını söyledi.
Hayır Sayın Bakan... Kameralar, ağzınızdan çıkan her kelimeyi aynen almış. Bizzat dinledim.
Keşke “evet, sözlerimin arkasındayım” veya “Hata ettim, özür dilerim” deseydiniz.
Veya şimdiye kadar olduğu gibi hiç konuşmasaydınız. En yapmamanız gereken suçu medyaya atmaktı...


Gökşin ile tarihten bir yaprak...
Gökşin Sipahioğlu’nun yarından itibaren başlayacak ve 2 Aralık’a kadar sürecek harika bir sergisi var. 1968 olaylarının en güzel resimlerini, Gökşin’in objektifinden izleyebileceksiniz. Notre Dame De Sion Lisesinin özel galerisinde ( Cumhuriyet Caddesi 127. Harbiye) açılacak olan bu sergiyi kaçırmayın.
Gökşin Sipahioğlu, Türk basının nadide çiçeklerinden biridir. Onun gibisi daha çıkmadı. Hürriyet’te başlattığı kariyerini sonradan Fransa’ya taşıdı ve efsane SİPA fotoğraf ajansını kurdu. Uluslararası alanda bir isim oldu. Dünya’nın en ünlü fotoğrafçılarını kullandı.
1968 Öğrenci Olaylarının içinde yaşayan Gökşin, bu sergisiyle adeta tarihten bir yaprak açacak.


Bir de Mütercimler'in Atatürk'ünü okuyun
Erol Mütercimler’in 25 yıldır üzerinde çalıştığı, belgelerini topladığı “Fikrimizin Rehberi- Mustafa Kemal Atatürk” adlı eseri Alfa Yayınevi tarafından nihayet piyasaya verildi. Masamın üzerindeki 1250 sayfalık kitabı görünce önce korktum. Okuyup bitirebilmem için herhalde birkaç ayımı harcamam gerektiğini düşündüm. Ancak, sayfalarını çevirmeye başlayınca, durum değişti. Birden bire kolay okutan, içtenlikle ve sevgiyle işlenmiş bir hayat hikayesiyle karşılaştım.
Erol’ü tanıdığım için, kitabı önyargısız veya kuşkuyla değil, güvenle okudum. İçinde Atatürk’ün özel yaşamı da var, resmi görüşler de var, istatistikler de var. Herkesin kendi Atatürk’ün seçebileceği bir kitap. Araştırmacılara çok iyi malzeme sağladığı gibi, Atatürk’ü tanımaya çalışan normal bir insana da istediği verileri sağlıyor.
Erol Mütercimler çok hoş ve yararlı bir inceleme yapmış.
Ellerine sağlık.


Haftaya Portakal'da müzatede şenliği var...
Rafi Portakal haftaya ( 23 Kasım Pazar Saat: 15.00 ) Conrad otelde bir şenlik düzenliyor.
Şenlik deyimini hiç abartmadan söylüyorum. İki dev müzayede demek yerine, bu deyimi seçtim. Aslında buna Kültür Şenliği demek daha doğru olur.
Başta Osman Hamdi olmak üzere, büyük ustaların tabloları ve Emin Barın’ın Hat Koleksiyonu satılacak.
Aman Allah, öylesine değerli ve güzel şeyler var ki, eğer bir parça ilginiz varsa, hazırlıklı olun ve mutlaka gidin. Satın alamayacak durumdaysanız, o zaman Portakal Sanat ve Kültür Evine (Mim Kemal Öke Cad. 8 Nişantaşı- rportakal@rportakal.com)uğrayın ve ışınlanın.
Bu arada Maya Portakal- Fatoş Türkmen- Hande Abut-Erkal Yavi gurubunun çıkardığı ve Rafi tarafından hatırlı müşterilerine yollanan müzayede kitapçıklarına da göz atın. Müzayedeyi tanıtma değil, açıkça bir sanat eseri hazırlıyorlar.
Tebrikler.


Maestro Bülent tam not aldı...
Borusan’ın kültür faaliyetlerine bayılıyorum. Yayınladıkları değerli kitaplar, yaptıkları sponsorluklar ve nihayet orkestrası, alkışlanacak işler. Bir süredir son derece yaratıcı bir yaklaşımla, hem merakı hem de parası olanlara Şeflik yaptırıyorlar.
Dev gibi bir orkestrayı yönetmek benimde rüyalarıma girdiği için özellikle izliyorum. Geçen yıl Rahmi Koç yaptı. Bu yıl baton Bülent Eczacıbaşı’na geçti. Orkestraya bir maddi katkıda bulunuyorsunuz, sonra da İstanbul elitinin önünde orkestrayı yönetiyorsunuz. Bundan daha büyük bir keyif, bundan daha büyük bir onur olabilir mi? Uzay gemilerine binen milyoner amatör astronotlar ne hissediyorsa, amatör maestrolar daha da fazlasını hisseder. Zira biri fizik gücü, diğeri ise 60 kişiye hatasız bir parça çaldırabilmektir.
Maestro’luk Bülent Eczacıbaşı’na da çok yakıştı. Her haliyle, Eczacıbaşı imparatorluğundan çok, orkestra yönetmeyi sevdiğini gösterdi.


Çipura aşkına balık çiftlikleri unutulacak mı?
Gazetelerde mutlaka okumuşsunuzdur.
Muğla’nın o güzelim koylarını mahveden balık çiftliklerini yerinde incelemek üzere, Güllük körfezine giden 14 milletvekiline dönüş yolunda 25 koli çipura hediye edilmesi kamuoyunda inanılmaz bir tepki yarattı.
Milletvekili başına verilen 5 kiloluk çipura uğruna, çiftliklerin yarattığı büyük tahribatı görmezden geleceklerine kimse inanmaz. Yapılan sadece kibarlık, gelenlere birer hediye verme dürtüsünden başka birşey değil. Ben buna yolsuzluk demem. Eğer gerçekten yolsuzluk yapılmak istenseydi, herhalde 5 kilo çipura çok cılız kalırdı !
Benim üstünde durmak istediğim, Milletvekillerinin bu konuyu ne oranda ciddiye alacaklarıdır. Acaba, bu çiftliklerin tahribatına göz yummayı mı tercih edecekler, yoksa gerçekten gerekeni yapacaklar mı?
Birbirimizi aldatmayalım.
Bu çiftliklerin kıyılara bu kadar yakın ve güzelim koylara yayılmasının tek nedeni, harcamaların çok daha az olmasındandır. Açık denizde çiftlik kurmak her bakımdan daha pahalıdır. Dolayısiyle, daha fazla para kazanabilmek için, çiftlik sahipleri, bürokrasi içindeki görüş ayrılıklarını kullanıyorlar. Birini diğerine vurduruyor ve boşluklardan yararlanıp zaman kazanıyorlar. Bu yetmediği zaman ,yargıyı devreye sokuyorlar ve yasalardaki boşluklardan, mahkemelerin kendilerine özgü gerekçelerinden yararlanıyorlar.
Görmedinizse inanamazsınız.
Özellikle Güllük körfezi mahvoluyor. Adım atamıyorsunuz. Heryer pislik içinde. Oysa devlet zorlasa açık denize çıkabilirler ve yine de para kazanabilirler.
Şimdi büyük merakla 14 milletvekilimizin ne yapacaklarını merak ediyorum. TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Nuri Uslu’nun “yapılan tahribatı gördük, gerekeni yapacağız” söylemini yerine getirip getirmeyeceğini merak ediyorum.
Yoksa, gezinin çipura yönü o kadar önemli değil.


Kabataş Lisesi mezunlarına bir çağrı var
32. Gün Genel Yayın Yönetmeni Rıdvan Akar’ın Kabataş Lisesi mezunlarından çok önemli bir ricası var. Kendisi de Kabataş mezunu (1979) olan Rıdvan, Lise’nin kuruluşunun 100. yıldönümünde bir Kabataş Erkek Lisesi Belgeseli hazırlıyor. Bu 100 yıla ilişkin elinde film, fotoğraf ve belge bulunan bütün Kabataşlıları göreve davet ediyor. Rıdvan, Belgesel’de kullanacağı ve sizlerden gelecek bütün dökümanlar, filmler ve belgeleri Kabataş Lisesi Mezunları Derneği ve Vakfa verecek. Rıdvan, “bütün Kabataşlılar bizleri bu günlere getiren lisemize bir vefa borcumuz var. Bu filmle gelecek kuşaklara Kabataşlı olmanın övüncünü yansıtacağız” diyor. Haydi Kabataşlılar göreve! Elinizdeki Kabataş’ta çekilmiş film, fotoğraf ve belgeleri aşağıdaki adrese gönderin.
İletişim için:
Rıdvan Akar ridvanakar@birgun.net
Fahriye Arıcı, fahriyeleone@yahoo.com
Tel: 0 212 297 60 32


Batı Türkiye'yi nasıl bölecek?
Erol Manisalı’nın Cumhuriyet kitaplarından çıkarttığı “Batı’nın Yeni Türkiye Politikası” adlı çalışma, bir Manisalı klasiği. Batılı komplolara meraklı olanlar için kaçırılmaması gereken bir kitap.