"Size destek veririz, karşılığında PKK'yı isteriz"

BAĞDAT

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bu ziyareti, Irak’lılar açısından çok önemseniyor.

Amerikalıların çekilme takvimi işlemeye başlamış, yeni seçimler yapılmış ve yeni hükümet göreve başlamış. Gül bu defa, Amerikalıların Irak’ını değil, Iraklıların Irak’ını resmen ziyaret ediyor. Konuştuğunuz her yetkili, göğüs kabartarak “Artık ülkemizi geri aldık. Buranın sahibi artık Amerikalılar değil, bizleriz...” diyor. Başkentte bambaşka bir hava esiyor.

Cumhurbaşkanı Talabani bile “Cumhurbaşkanı olarak ülke içinde dolaşmaya çıkmak için dahi Amerikalı komutandan izin almak zorundaydım. Dış gezilerimi, komutan izin vermezse yapamıyordum” diyor.

           

İşte bu açıdan, Irak’lılar için Gül’ün gelişi çok çok önemli.

           

Biz pek farkında değiliz, ancak Türkiye’nin bu ülkedeki duruşu son derece sağlıklı. İstila öncesi tezkereyle ilgili red oyu ve sonrasındaki yaklaşım, Iraklıları çok mutlu etmiş.

           

Sadece siyasi değil, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için bir dizi önlem alınacak. Yeni bulunan doğal gaz rezervlerinin Türkiye üzerinden Avrupaya satılması ve ülkenin inşasında Türk mütahitlere yer açılması için özel mekanizmalar oluşturulmaya çalışılıyor.

BARZANİ, GÜL İÇİN GELEBİLECEK Mİ?

Ben, bu ziyaret sırasında Gül’ün bir jest yapmasını ve Kuzey Irak Kürdistanı Yönetiminin başkenti olan Erbil’e benzin almak için dahi olsa, birkaç saatliğine inmesini önermiştim. Bunun son derece önemli bir jest olacağını, Irak Kürtleriyle Türkiye’nin barışmak istediğinin bu şekilde ortaya konacağını söylemiştim.

Bu defa olamamış.

Nedenini sordum. Bağdat yolunda sohbet ettiğimiz Cumhurbaşkanı Gül yanıt verdi:

Aslında bu ziyaret çok daha geniş tutulacaktı. İçine Kerkük, Necef, Basra, Musul ve Erbil de girecekti. Ancak güvenlik nedeniyle Iraklılar ve Amerikalılar bu kadar geniş bir ziyareti organize edemeyeceklerini bildirdiler. O zamanda biz sadece Bağdat’a gelmekle yetindik. İlerde daha geniş bir ziyaret yapacağız” dedi. 

Barzani’nin Bağdat’a gelip Gül ile görüşmesi bekleniyordu.

Barzani büyük olasılıkla Bağdat’a gelmeyecek. Ancak bunun nedeni Abdullah Gül ile karşılaşmamak değil. Barzani’nin Irak Başbakanı Maliki ile kanlı bıçaklı olması. Zaten yolda giderken Abdullah Gül de bu konunun üstünde pek durmadı. “Zamanı gelince görüşülür” dedi ve geçti.

Cumhurbaşkanı Gül, Bağdat’a 33 yıl sonra ilk resmi Türk Cumhurbaşkanlığı gezisini yapıyor. En son gelen 1976 yılında Cumhurbaşkanı Korutürk olmuş. Gül, bu ziyaretle ilgili olarak “Bu gezi ile  Türkiye’nin Irak’a en büyük desteği verdiğini gösteriyoruz.  Irak’ın toprak bütünlüğünü korumasına ve komşularıyla istikrar içinde yaşamasına verdiğimiz desteğin işaretidir.”  dedi.

Cumhurbaşkanı Gül bu ziyaretin perde arkasında Kürt sorunun yattığını çok net şekilde belirtti. Gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlarda şu önemli politika açıklamalarını yaptı:

“Biz Irak’ın toprak bütünlüğüne nasıl önem ve destek veriyorsak, Kuzey Irak Kürt yönetimi yetkililileri de Türk topraklarındaki PKK terörüne karşı bize destek vermeliler. Bu terör artık bitmeli. Herkes muhasebesini yapmalı ve buna göre hareket etmelidir. Kuzeydeki Kürtleri akraba ve kardeş olarak görüyoruz. Ancak aynı anda terör örgütünün kampları da kuzeyde. Yani onların da belirli bir sorumlulukları var. Herkesin muhasebesini yapması ve bu terörü bitirmek için adım atması gerekiyor. Artık yeni bir döneme giriliyor. Kuzey Irak’taki Kürtler artık Türkiye’yi kazanmanın veya kaybetmenin ne anlama geldiğini açıkça gördüler. Aramızı bozan unsurun PKK terörü olduğunu da anladılar ve harekete geçtiler. Umarım bu tutumlarını devam ettirirler.

Gül’ün söylediğini slonlaştırıp özetlemem gerekirse şunu söyleyebilirim “Gül Iraklılarabiz size toprak bütünlüğünüzde destek oluyoruz, sizde bize PKK’yı verin’ ”  demek istiyor.

Anlaşılan Cumhurbakanı Gül’ün ziyaretinin en önemli noktası PKK terörünü ortadan kaldırmak olacak.

                                               *                                 *                                 *


7 YIL SONRA TEKRAR BAĞDAT’TAYIM...

BAĞDAT

          

Uzun süredir içim içimi yiyordu.

Eskiden ve özellikle de 1 inci Körfez savaşı (1991) öncesi ve sonrasında Bağdat’a çok sık giderdim. Saddam Hüseyin, biz gazeteciler için çok çekiciliği olan bir diktatördü. Hele ilk savaş sırasında 32.Gün için söyleşi yaptığımdan dolayı, adamı yakından tanımanın verdiği bir avantajla Irak’ın nabzını tutardım.

Iraklılar bana daima, çok hüzünlü bir toplum izlenimi vermiştir.

Düşünebiliyor musunuz, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin üstünde oturan sadece 14 milyon insan ve nefis bir tabiat güzelliği. Yani mutlu olabilmeleri için her şeyleri hazır bir toplum. Ancak gelin görün ki, bütün zenginliği ve rahatı mahveden bir diktatör, önce 8 yıl İran ile savaşa kalktı, ardından Kuveyt’e girip bütün dünyayı üstüne çekti. Sonunda o idam olmakla kaldı ve bana göre kurtuldu. 14 milyon insan ise, kuşaklar boyu açlık sefalet ve kana bulandı. Bir insan, milyonların kaderiyle oynadı.

Bağdat, o bölgenin incisi sayılırdı.

Amerikan istilası, bu canım ülkeye bence Saddam’dan da fazla zarar verdi.

Pandora kutusu açıldı ve içinde çıkan cinler etrafa savruluverdi. Ancak bu cinler bizim bildiklerimizin aksine, yılların hesaplaşmasıyla ortaya çıktılar ve korkunç kan döktüler.

TV’lerden hep birlikte izledik. Irak baştan başa kana bulandı.

El Kaide, kendi savaşçılarını getirip, kendi kavgalarını buraya taşıdı.

Şii’ler, uzun yıllar bekledikleri anın geldiğini görüp kılıç kuşandılar.

Sunni’ler, ellerinden kaçırdıkları iktidarın bir ucunu yakalayabilmek için ayaklandılar.

TV kameraları önünde kafalar kesildi...İntihar saldırılarında ölü sayısı yüzbinleri aştı...Siyasi İslam, cihad çağrılarıyla hücuma geçti.

Bu kanlı hesaplaşma bugün artık eski hızını kaybedip, yaraları sarma sürecine girmiş.Kenti biraz dolaştıktan sonra size izlenimlerimi aktaracağım tabii...Ancak şu kadarını söyleyeyim ki, eski Bağdat’ımı bulamadım.