Sonunda kim kazandı, kim kaybetti...

Artık yetti, spor konuşmak da artık sıkmaya başladı. Hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyoruz. İyisi mi, bir bilanço yapalım ve “Süper final” konusunu kapatalım. Kimlerin ne kazandığına ve ne kaybettiğine şöyle bir bakarsak, karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor.


GS'de herşey değişti...
Bu yılın en kazançlı kulübü Galatasaray oldu. Hem yönetim hem de teknik ekipte bambaşka bir hava esiyor. Bu değişim içinde benim dikkatimi çeken kişileri ve tutumları şöyle topladım:

ÜNAL AYSAL:
Spor dünyası dışından geldiği için, kulübe farklı bir hava getirdi. Eski başkanların aksine,
GS' nin bütçesindeki çarpıklıkların düzeltilmesine öncelik verdi. İş hayatının verdiği deneyimle, her işe karışmayan ve gerekmedikçe konuşmayan bir başkan oldu. Görev dağılımı yaptı ve sorumluluğu bıraktığı kişilere karışmadı. Dikkatinizi çekmiştir, maçlar sonrasında yönetim adına sadece Ali Dürüst ve Fatih Terim konuşuyor. En çarpıcı örneği, şampiyonluk gecesi. Kupa ile kulübe gidişte dahi sahne çalmadı. Futbolcuları ve teknik heyeti tek başına bıraktı. Emeklerini paylaşmadı. Bu kupa Ünal Aysal' ın hem önünü açtı hem de başkanlık süresini uzattı. Aysal, tüm camianın gözünde başkanlık koltuğuna tam anlamıyla oturmuş oldu.

FATİH TERİM:
Sadece GS' lilerin değil, spor dünyasının kalbindeki “İmparatorluk” tahtına tam anlamıyla oturdu. Eski Fatih Terim yerine bu defa çok daha sakin, soğukkanlı, eleştirileri dahi farklı karşılayan bir Fatih hoca geldi. GS' nin başına getirilme sürecinde Ünal Aysal çok eleştiri almıştı. Terim de aynı süreçte tepkiyle karşılanmıştı. Her ikisi de belirli riskler almışlardı. Bu riskleri göğüslemiş oldular. Canaydın dönemindeki şanssızlıklar ve karmaşa bu defa olmadı. Terim bundan sonraki süreci çok daha kolay sırtlayacaktır. Önümüzdeki yıllarda GS' nin şansı daha açık görünüyor. Özellikle Avrupa kupalarında bir başarı kazanması, Terim için de bir taçlanma olacaktır.

ALİ DÜRÜST:
GS ekibinin en soğukkanlı yüzlerinden biri 2. Başkan Ali Dürüst' tür. Kavgadan hoşlanmayan, kulübün uzun vadeli çıkarının, kısa vadeli tutumların önüne geçmesi için çaba harcayan bir isim. Bu sezon, bu tutumuyla inanılmaz katkılarda bulundu. Gelinilen noktada son derece değerli rol oynadı.

ABDÜLRAHİM ALBAYRAK:
Heyecanından dolayı, en fanatik taraftar sanılan, oysa en yumuşak, bir defa dahi rakip takımlar hakkında ağzından olumsuz bir söz çıkmayan bir yöneticidir. Takım ile yönetim kurulu arasındaki irtibatı sağlar. Soyunma odasının nabzını doğru tutar. Ne abartır, ne de küçümsetir. O da kazananlar arasında.
Sedat Doğan- Refik Arkan- Necati Demirkol dahil, tüm yöneticilerin de bu başarıda payları vardır ve onlar da unutulmamalıdırlar.


FB, en güçlü sivil toplum örgütü...
AZİZ YILDIRIM:

Şampiyonluk kaybedilmiş dahi olsa, “Şike” hemgamesi ve takımın bu yılki performansı sonucunda ben kazananlar arasına Aziz Yıldırım' ı da ekliyorum. Tutumu ve duruşuyla Fenerbahçe' yi meğer, futbol kulüpleri arasındaki en etkili "Sivil toplum örgütü" konumuna sokmuş. Hem taraftarını, hem de futbol kulübünü arkasında tutmasını bildi. Tutuklu olmasına rağmen, dışardan kulübü yönettiği gibi, gelişmeleri de kontrolünde tuttu. Gelecek seçimlerde tekrar başkan seçilmesi kesin. Şimdiye kadar görülmemiş bir durum.

NİHAT ÖZDEMİR:
Son derece yumuşak bir yaklaşımla, en güç durumlarda dahi gülümsemesini kaybetmedi. Kulübe en güç günlerinde sahip çıktı. Fırtınalı günlerde gemisini limana yanaştırmasını bilen deneyimli bir kaptan gibiydi. Pes etmedi, gizli gündemi olmadı.

ALİ KOÇ:
Genç yaşına rağmen, büyük bir sabırla kaptan köşkünü terketmeyenlerin başında geldi. Bugün elde edilen sonuçtan ne kadar rahatsız olursa olsun, zaman zaman çok sert, heyecanlı tutum ve konuşmalarına tanıklık etsek dahi, Ali Koç da Fenerlilerin gönlünü kazandı.

AYKUT KOCAMAN:
Benim hayran olduğu bir hoca. Son derece soğukkanlı. Çok nadir sinirlenen ve hiçbir zaman kibarlığını bozmayan bir kişiliği var. Takımını, fırtınalı havalara rağmen, başarılı şekilde finale getirmesini bildi. Ekip ruhunu yerleştirdi. Bütün söylemlerde yönetimin önüne geçti. Zaman zaman direksiyonu elinde tuttu.


Başbakan kazandı...
Kimse Başbakan' dan böyle bir çıkış beklemiyordu. Zira, özellikle siyasi kişilerin herhangi bir takımı tutuyormuş gibi görünmek istememelerine çok alışmıştık. Hafif bir riya ile "Ben milli takımı tutarım" derler, biz de garip bir gülücükle bunu anlayışla karşılardık.
Erdoğan, belki bazı Fenerlileri kızdırdı veya kırdı, ancak ülkenin geri kalanının kalbine girdi. Cumartesi geceki müdahalesiyle de kalmadı, ardı ardına demeçler vererek, ilkeli bir duruş sergiledi. Sıkı bir FB taraftarı, hatta kongre delegesi olmasına rağmen, lafını esirgemedi. Cesaret isteyen çıkışlarla, hem yönetimi sert şekilde eleştirdi hem de sahada terör estiren Fenerlilere çattı.
Sarfettiği sözler, bırakın bir Başbakan' ı, herhangi bir başka siyasetçinin kolay kolay göze alabileceği bir tutum değildi.


Lig TV de kazandı...
Lig TV' nin bu “Süper kupa” nedeniyle ne kadar para kazandığını bilmiyorum. Kazandıysa da helal olsun. İyi iş yaptı ve karşılığını da almalı.
Hele Maraton programı, (Şansal-Hakan-Markus üçlüsü) en zor dönemlerde dahi son derece düzeyli, tarafsız, kimsenin hakkını yemeden bize maçları yansıttı. Stadda izlediğim maçı, hemen ardından eve gidip bir de Maraton' da seyredip yorumları duymak istiyorsak, işte başarı budur.
Şansal her zamanki gibi sakin, soğukkanlıydı. Hakan Şükür iyi ki eleştirelere boyun eğip ayrılmamış. Çok başarılıydı. Markus ise, her değerlendirmesinde bize birşeyler öğretti. Türk izleyicisi hakemler konusunda sadece Markus' u dinler oldu.
Tüm ekibe teşekkürler.


En çok kaybeden: Yönetici-TFF Vilayet-taraftar
Kaybedenlerin listesini çıkardığımız zaman karşımıza son derece karanlık bir manzara çıkıyor:

YÖNETİCİLER:
Kimseler alınmasın, ancak yaşanan karmaşanın başlıca sorumluları bazı klüp yöneticileridir. Kavgadan başka birşey düşünmeyen, sırf karşı tarafı zedelemek için demeç veren ve taraftarı kışkırtan klüp yöneticileri, kamuoyu gözünde kaybettiler.

FEDERASYON:
Kupayı nerede isterse verebilirdi. Kadıköy’ü seçti, ancak olaylar çıkınca hiçbir inisiyatif almadı. Bütün bu süreçte aldığı kararlarda çok kötü not aldı.

VALİ:
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu olaylar karşısında çok kaygılandı ve açıkça korktu. TFF de aradan kaçınca tek başına kaldı ve inisiyatifi kaybetti.

TARAFTAR:
Hemen her klübün tribünlerindeki bir bölüm taraftar, hem sevdikleri takımı tahrip etmekte, hem de Türk futboluna büyük zarar vermektedir. Holigan taraftar özellikle bu sezon her açıdan gözden düştü.