Suriye'ye askeri müdahale mi var?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Perşembe akşamki 32.GÜN programında konuğum oldu.
Sizleri bilemem, ancak beni bir süredir “Suriye ile savaşa mı gidiyoruz?” sorusu kuşkulandırıyordu. Nasıl olmasın ki; Başbakan “Suriye’de yaşananlara seyirci kalamayacağını” söylediği sırada, Suriye sınırında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tatbikatları başladı.
Davutoğlu ile söyleşiden edindiğim izlenim, bir savaş çıkması, askeri bir müdahalede bulunulması şeklinde değil. Ancak Esad’ın da artık orada kalamayacağı şeklinde. Türkiye’nin kaygısı, Suriye’de çıkacak olan bir iç sürtüşmenin yaygınlaşması ve büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalınması. Anladığım kadarıyla askeri önlemler de daha çok bu olası göç olayını engelleyebilmeye yönelik.
Davutoğlu’nun sözleri arasında en ilginci, “Sıfır sorun” konusunu tartışmaya başlayınca belirdi. “Nerede kaldı sizin sıfır sorununuz?” diye, biraz da iğneleyici bir soruya çok farklı bir yanıt verdi.
Türk kamuoyundaki bir anlayışı değiştirmek için bu kavramı ortaya attığını söyledi. Gerçekten de geçmişte biz kendimizi hep haklı görür, sorun yaşadığımız ülkeleri suçlardık. Davutoğlu, başkalarının sorunlarıyla da ilgilendi, kendini onların yerine koydu ve Türkiye’nin genel tutumunu, anlayışını değiştirdi. Davutoğlu da artık “Sıfır sorun” yaklaşımının geride kaldığının farkında ancak yine de üstüne toz kondurmuyor.
Dışişleri Bakanı’nın bence en önemli uyarısı, Türkiye’nin önünü sadece PKK terörünün kapatabileceğini söylemesiydi.
Çok doğru bir saptama.
Bu terör konusunu halledemediğimiz sürece ne liderliğimiz kalır, ne de zenginleşme çabaları.


Bu yazı Gökşin'e hiç yakışmayacak...
Gazeteciliğe başladığım 1960’lardaki efsane isimlerden biri de Gökşin Sipahioğlu idi. En girilmeyecek yerlere girebilen, en çekilemeyecek fotografları çeken ve hepsinden de önemlisi Sami Kohen’den sonra adını yabancı basına yazdıran tek Türk o idi.
Ardından Fransa’da SİPA ajansını kurdu ve efsane daha da büyüdü.
Hayatını foto muhabirliğine adamıştı. Sonradan ajans sahibi ve yöneticisi oldu. Aynı başarıyı gösteremedi ve bir süre sonra SİPA’yı satmak zorunda kaldı.
Gökşin, tedavisi imkansız bir Türkiye düşkünü idi. Herşeyini bu ülkeyi yüceltebilmek, yanlışları düzeltebilmek için kullandı.
Onu hepimiz çok sevdik.
İyi ki vardı.


Cep telefonuyla bağırmadan konuşamaz mısınız?
Eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir. Cep telefonu kullananların bir bölümünün giderek çekilmez şekilde ve bağırarak konuşmaları artık sabır sınırını aştı. İnanılır gibi değil! Adam daha uçağın içindeyken konuşmaya başlıyor.
- Ahmet şimdi indim. Birazdan valizimi alacağım. Nasılsın ?
Kardeşim bana ne ?
Seni dinlemek zorunda mıyız ?
Hem de bar bar bağırarak. Senin ne yaptığını bilmek zorunda mıyız?
Bitmiyor. Sadece adamlar değil, kadınlar da bağırıyorlar. Sanki bağırırlarsa, seslerini daha iyi duyuracaklarmış gibi. Normal bir tonda konuşmak yerine, bağırtıdan geçilmiyor.
Bağıran vatandaşlardan bir ricamız var…
Lütfen bağırmayın ve bizi rahatsız etmeyin.
Not: Rahatsız olanlara da bir tavsiyemiz var. Bağıranı uyarın ve sessiz olmalarını isteyin.


Yeni sinema müzesi
Türker İnanoğlu Vakfı Sinema – Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı yepyeni binasında, Beyoğlu'nun ortasında sanat severleri bekliyor. TÜRVAK'ın Beyoğlu'ndaki yeni kitaplığı Türkiye'nin ilk ve tek sinema – tiyatro müzesini de bünyesinde bulunduruyor. TÜRVAK'ın yeni binasında modern ve butik etkinlik salonları ile İstanbul sanat dünyasına yeni bir soluk getireceği kesin gibi görünüyor. (Yeniçarşı Caddesi no:24 Galatasaray Meydanı)

Kanal D Ana Haber yine 1. oldu
Eylül ayının reytingleri çıktı ve dört büyük kanalın ana haberleri arasındaki yarış başladı. Aşağıda görülen tablo, ana haberi sunan kişilerin ekranda görüldükleri andan bülteni bitirdikleri ana kadarki reytinglerin bir toplamıdır. Yani, jeneriğin nerede ve nasıl döndüğü dikkate alınmamıştır.
En çok dikkatleri çeken nokta, Ali Kırca ile Show TV ana haberin giderek yükselişi oldu. Diğer tüm kanallar 19.00’da haberlere girerken, Show Haber 18.45’te başlayarak önemli bir avantaj sağlamış durumda. Diğer kanallar reklamları verirken Show’un haber müşterisini toplaması, 19.00 sonrasına çok güçlü girmesine yol açıyor. Bu tempoda devam ederse önümüzdeki aydan itibaren daha da yükselecek gibi görünüyor.

EYLÜL 2011 HABER ORTALAMA (19:00-19:45 & 18:45-19:45)

Suriyeye askeri müdahale mi var

Suriyeye askeri müdahale mi var


Sansürcü devletten iki örnek
Gey kelimesine sansür

Yavuz Turgul’un yönettiği Şener Şen ve Cem Yılmaz’ın başrollerini üstlendiği, “Av Mevsimi’ filminin geçen hafta ATV’de gösteriminde “Gey” kelimesi sansürlendi. Karakterlerden birinin, “Ben geyim” demesine izin verilmedi. ATV’nin yayın öncesi ekibi ise “Gey” kelimesinin küfür sayıldığı için sansürlendiğini söyledi. “Gey” kelimesi bir küfür değil, cinsel yönelimi anlatan bir kelimedir. 2011 Türkiye’sin de “Gey” kelimesini “biip”lemenin hiçbir manası ve haklı gerekçesi olamaz. Oto sansürün ve cinsiyetçi yaklaşımın bu noktalara varmış olması anlaşılır gibi değil. Belli ki ATV, RTÜK’ten korktuğu için böyle hareket etmiş.

Ölüm Pornosu'na 3 yıl hapis
Dövüş Kulübü’nün yazarı Chuck Palahniuk’un 2008’de yayınladığı ‘Ölüm Pornosu’ adlı kitabı çok satanlar listesinde uzun süre 1. sırada yer edindi. Ancak Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Türkçe baskısı, tam “Türkçe baskısı” oldu. Yayınevi sahibi Hasan Basri Çıplak ve çevirmen Funda Uncu 3 yıla kadar hapisle yargılanıyor. Savcı’nın iddianamesinde cinsel organlara kadar detaylı anlatımın yapıldığı ve bu anlatımların kitabın neredeyse tamamına yayıldığı belirtildi. Kitap, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu Başkanlığı tarafından “muzır” bulunmuş. Toplumun ahlak yapısı ile bağdaşmadığı belirtilmiş. Tüm dünyada çok satanlar arasına giren bir kitap da ülkemizde serbestçe okunabilmelidir. Yayınevi sahibine ve hele hele çevirmenine davalar açılması ayıp ötesidir. En marjinal düşüncelerin dahi yayın özgürlüğü olmalıdır. Yayın özgürlüğü hakkı en marjinal düşüncelere ve akımlara verilmelidir.


Devletin Kürt filmi
Geçen gün Milliyet’ten Belma Akçura’nın “Devletin Kürt Filmi” adlı kitabının üçüncü baskısı elime geçti. Kapağında Atatürk’ten başlayıp Bayar, Demirel, Ecevit’i geçip Özal’a Çiller’e ve Erdoğan’a uzanan resimler beni kitabın içerisine sürükledi. “Devletin Kürt Filmi” yıllar içindeki resmi raporlara baktıkça 88 yıldır var olan zaman zaman inkar ettiğimiz, zaman zaman kabul ettiğimiz, son zamanlarda ise yeniden inkar ettiğimiz Kürt sorununu ve buna devletin nasıl yaklaştığını anlatıyor. Belma, son derece titiz araştırmaları ile kitabı büyük bir derinlikle yazmış. Edindiği gizli belgeler ise bize Ankara’da kapalı kapılar ardında bu soruna nasıl yaklaşıldığını tüm çıplaklığı ile gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde 70’in üzerinde hazırlanan Kürt raporunun hikâyesini de kitabın içerisin de bulabilirsiniz. Postiga Yayınları’ndan çıkan “Devletin Kürt Filmi”’ni tavsiye ederim. (www.postigayayinlari.com)