Sürpriz sonuç...

Doğrusunu söylemek gerekirse bu sonuç pek beklenmiyordu.
Muhalefetin beklememesi doğal karşılanabilir belki ancak AK Partililer de bu kadar fark atabileceklerini tahmin etmiyordu. Kendi içlerinde güvendikleri anketçilere yaptırdıkları araştırmalarda dahi yüzde 52-54 arası EVET çıkacağı ileri sürülüyordu.
Beğenelim veya beğenmeyelim halk son sözünü söyledi.
Şimdi kalkıp çeşitli yorumlar yapmaya, bambaşka gerekçeler bulmaya da gerek yok.
Yüzde 77 katılım olmuş ve halkın yüzde 58’i EVET demiştir.
Nokta.
Türk toplumu hem anayasa değişikliğine onay hem de Başbakan Tayyip Erdoğan’a güven oyu verdi. Bu referandumda Erdoğan’ın ve iktidar partisinin eli güçlendi.
Bu sonucun ülkenin gidişi üzerinde son derece önemli ve derin yansımaları olacaktır.
Önümüzdeki genel seçimlerden tutun da cumhurbaşkanlığı seçimi dahil olmak üzere Türk siyaseti yeniden şekillenecektir.
Tabii en büyük kayba muhalefetin tümü uğradı.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun tek başına kaldığı, buna rağmen yüzde 42 oy topladığı bir referandumda, liderlerinin nerede oy kullanacağını dahi düşünemeyen CHP teşkilatı şapkasını önüne koyup acı acı düşünmeli. Kılıçdaroğlu başarılıydı, ancak partinin teşkilatı sınıfta kaldı.
MHP ise, ortada yoktu.
Referandumun bence en önemli sonucu Güneydoğu’daki boykot olayıdır.
PKK ağırlığını koymuş ve “Bu işler benden sorulur, Abdullah Öcalan ile muhatap olmak zorundasınız” mesajını vermiştir.
Birbirimizi aldatmayalım.
Bu referandum Kürt sorununda yepyeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.
Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere Erdoğan’ın geleceği konusunda da önemli gelişmeleri beraberinde getirecektir.
Yarından itibaren bütün bunlar teker teker ortaya dökülecek ve üzerinde uzun uzun konuşulacak. Türkiye’de neresinden bakarsanız bakın yepyeni bir dönem başladı.


Tek başına yüzde 58 oy aldı...
Başbakan Tayyip Erdoğan hakkındaki görüşleriniz olumsuz olabilir.
Hiçbir şeyini beğenmeyebilirsiniz.
Ancak, Erdoğan’ın bir konuda hakkını vermeniz gerekir.
O da, müthiş bir güce, inanılmaz bir çalışmaya ve kararlılığa sahip olduğudur.
AK Parti’dekiler hiç alınmasınlar Erdoğan bu kampanyayı tek başına yürüttü diyebilirim.
Hem de yaz aylarının insanı mahveden o sıcağında, bir kentten diğerine gitti. Bazen aynı günde iki kentte saatlerce konuştu. Akşam olunca TV ekranlarına koştu. Gidip gelirken de
yolda yazılı basına derdini anlattı.
Dikkatinizi çekerim, bu insanın aynı zamanda şekeri var. Yeme içmesini kontrol altında tutması, fazla yorulmaması ve dinlenmesi gerekiyor. One man show (tek adam gösterisi) gerçekleştirdi. AK Parti teşkilatı da mutlaka elinden geleni yaptı ancak eğer Erdoğan böylesine asılmasaydı eminim sonuç farklı çıkardı.
Bütün bunların yanı sıra madalyonun bir de öbür yanı var tabii.
Muhalefet bu kampanyayı kişiselleştirdi.
Olayı anayasa referandumundan çıkardı ve Erdoğan’a yönelik bir güven oylamasına dönüştürdü.
Şimdiye kadar az görülen cinsten bir referandum kampanyası yaşadık.
Toplum zaten cepheleşmeye müsaitti, bununla birlikte daha da bölündü.
Cepheleşmenin faturasını sadece liderlere de çıkarmamalıyız. Bizler de -gazetecisi olsun,
bilim adamı olsun- bu bölünmeye büyük katkıda bulunduk. Şimdi önümüzdeki genel seçimleri düşünüyorum da, emin olun korkuyorum.


Bütün muhalefeti sırtında taşıdı...
Bu kampanyanın diğer bir sürprizi de CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Bir hatırlayın, CHP kurultayının heyecan rüzgarı geçtikten sonra, etrafta “Ekibi yok. Deneyimsiz. Politika üretemiyor. Tek başına bir şey yapamayacak...” diyenlerin sayısı artmaya başlamıştı. Kılıçdaroğlu, referandum kampanyasıyla birlikte karşımıza bambaşka
bir lider imajı getirdi.
Bu kampanya sırasında adeta silkindi ve dirildi.
Yine de etrafında ciddi bir ekip oluşturduğunu ve bu ekibin sağlıklı politikalar ürettiklerini söylemeye pek dilim varmıyor. Nitekim kampanya sırasındaki hataların büyük bölümünün de teşkilattaki uyumsuz kafalardan kaynaklandığı anlaşıldı.
Eğer bir bilanço yapmamız gerekirse, Kılıçdaroğlu kendinden beklenmedik
bir performans gösterdi.
Konuşmaları giderek anlaşılır oldu.
Sözlerini dinlettirdi.
Son derece doğal ve anlaşılır bir konuşma şekli oturttu. O da, Erdoğan kadar çalışkan olduğunu ortaya koydu. Temposu yüksekti.
Bir gününü boş geçirmedi.
Açıkçası, CHP teşkilatı nerede ne kadar liderine destek verdi bilemiyorum ancak Kılıçdaroğlu olmasaydı bu kadar da HAYIR oyu çıkmazdı.
Nasıl Erdoğan tek başına bir EVET kampanyası yürüttüyse, Kılıçdaroğlu da tek başına bir HAYIR kampanyası yürüttü.
O da, one man show (tek adam gösterisi) yaptı. En önemli adımı, referandumu kişiselleştirip bunu Başbakan’a bir güven oyuna dönüştürmesi oldu. Israrla bu temayı işledi ve sonunda da tutturdu.
Konuşmaları, zaman zaman kibar kişiliğine uymayacak kadar sert ve kırıcı oldu.
Erdoğan’ı hedef aldı ve Başbakan’ın asabını bozdu.

Partideki durumunu güçlendirdi...
Referandum kampanyasının Kılıçdaroğlu’na diğer önemli bir katkısı, partililerin yeni bir lidere kavuştukları izlenimini yaratması oldu. O partiyi ve teşkilatı yerinde tanıdı.
Teşkilat ve seçmenleri de, onu dev bir mücadelede denemiş oldular. Kampanya öncesinde “Acaba bu işi becerebilecek mi?” diye sorgulanıyordu. Hatta parti içindeki Baykal’cılar
bu fırsatı değerlendirmek için bekliyorlardı. Kampanya kötü geçse veya HAYIR’lar yüzde 30’larda kalsaydı, CHP’deki kazan kaynamaya başlayacak ve Kılıçdaroğlu
ile seçime gidilemeyeceği, Baykal’ın geri gelmesi gerektiği kampanyası açılacaktı.
Bugün, Kılıçdaroğlu partinin liderlik koltuğuna biraz daha oturdu.


Bahçeli etkili olamadı...
Yarışın üçüncü aktörü olan MHP Lideri Devlet Bahçeli, bu defa bekleneni veremedi. Partinin bundan önceki kampanyalarını bilenler bu defa şaşırdılar.
MHP yeri göğü indirir, miting alanlarını allak bullak ederdi.
Bu defa farklıydı.
Bahçeli son derece sertti.
Yaptığı konuşmalar kolay yenir yutulur cinsten değildi.
Hele Başbakan’ın MHP’yi hedef alan sözleri onu çileden çıkardı.
AK Parti’yi yerden yere vurdu. Özellikle de PKK’ya yönelik politikalarını çok ağır eleştirdi.
Parti içinde neler yaşandığını bilemiyorum ancak dışarıdan bakıldığında MHP’nin bu defaki kampanyada etkisiz kaldığı izlenimi yaygındı.
MHP’lilerin bir bölümünün kalbi EVET’ten yana atarken, diğer bölümünün kerhen dahi olsa HAYIR oyu verdiği anlaşıldı.
Hiç değilse, genel algılama bu şekildeydi.
CHP’nin aksine MHP beklenen o eski mitinglerini de gerçekleştirmedi veya gerçekleştiremedi.
Parti yönetimi son derece sert şekilde HAYIR derken, aynı yaklaşım ve aynı ses teşkilattan
ve seçmenden çıkmadı.

Ülkücüleri sokağa döktürmedi...
Bahçeli partiye özgü nedenlerle bu defa etkisiz kalmış olsa dahi, yine de geleneksel tutumunu sonuna kadar sürdürüp ülkücü gençleri sokağa döktürmedi.
Sert tepki gösterme işini kendi yaptı. Ancak gençleri engelledi.
Bu tutumuyla çok önemli bir katkıda bulunmuş oldu.
Unutmayalım ki, kampanya öncesinde ve sırasında PKK konusu çok canlıydı ve MHP iktidar partisini Kürt sorunu ile ilgili yaklaşımından dolayı yerden yere vurdu. İşin içine bir de ülkücü gençler girseydi kıyametler kopardı.
Özetle MHP kendine özgü nedenlerle bu defaki yarışta kendini gösteremedi. Bakalım önümüzdeki seçimlerde bu arayı kapatabilecek mi?