Trafik magandalarına tepki gösterelim...

Eğer böylesine önemli bir konuyu sadece polise bırakırsak, hiçbir yere varamayız. Bir süre sonra polis bıkar ve önlemler kağıt üzerinde kalır, unutulup gider.Oysa trafik kazaları bizim de hayatımızı tehdit ediyor.Cep telefonuyla konuşan, zikzaklı hız yapan, emniyet şeridini yol gibi kullanan magandalar, belki kendi hayatlarını umursamıyor olabilirler.Gelin, bizde bu mücadeleye katılalım. Hiç değilse, işaretlerle, korna çalarak bu adamları protesto edelim.Hafta sonları bende burada bir trafik köşesi açacağım. Hıncal Uluç gibi mücadeleye katılacağım. Magandaların plakalarını ve neler yaptıklarını yazacağım. Gerisini de polise bırakacağım.Gelin, seyirci kalmayalım. İçişleri Bakanı Atalay, şimdiye kadar ki bir çok eski bakan gibi, trafik konusunda yeni önlemler açkıladı. Ancak, bu defaki fark Atalay'ın kararlılığı idi. Bir Yudum insan'ın konuğu olanları imrenerek izlerdim. Nebil Özgentürk telefon edip, beni de konuk almak istediğini söyleyince çok keyiflendim. Okurlar ve seyirciler de bana sürekli olarak sorular sorar, ancak vakitsizlikten yanıtlayamazdım. Bu gece 20:00'de CNN TÜRK'te buluşmak üzere... Beni merak edenleri bekliyorum... Aynı senaryo ile sık sık karşı karşıya kalıyoruz. En son örnek, Brüksel'de Avrupa Parlamentosu toplantılarına katılan Ahmet Gulabi ile ilgili olarak yaşandı.PKK ile ilişkisinden dolayı kırmızı bültenle aranan Gulabi, Fransız polisine gösterilip, "işte burada" denmiş, ancak "kırmızı bülten geçerli değil" yanıtı alınmış.Çok defa aynı yanıt alınıyor. Sorup soruşturduğunuz zaman, ya Türkiye'nin gösterdiği gerekçeler çok cılız olduğu veya evrakların eksik olduğu söyleniyor.Merak ediyorum gerçekten böyle mi?Acaba, gerçekten Kırmızı Bülten hazırlamakta zaman zaman sorun yaşıyor muyuz? Kırmızı bülten hazırlamıyor muyuz? Okan Bayülgen'in imzaladığı PUDRA adlı kitabı yeni aldım ve hayran kaldım. 20 tiyatro ustasıyla yapılmış röportajların süslediği, bir birinden nefis resimlerle şahane bir eser. Boş yere eser demiyorum.Gerçekten de bir eser.Yıldız Kenter'den Engin Cezzar'a, Gazanfer Özcan'dan Haldun Dormen'e, Tuncel Kurtiz'den Erol Günaydın'a, her biri bizim kuşağımızın devleri.Söyleşiler öylesine içten ve bu devlerin iç yaşamlarını öylesine yansıtıyor ki, Okan'ın ustalığı sadece resimlerinde değil, söyleşilerinde de ortaya çıkıyor.Maurice Lacroix'nın sponsor olduğu anlaşılan kitap, içeriği ve baskısıyla öylesine hoşuma gitti ki, eşe dosta göstermeye başladım. Doğan Kitap tarafından çıkarılan "Zaman Tozu: PUDRA" artık baş köşemde duruyorOkan, böyle çalışmalarla gerçek değerini, sadece TV'ci veya film sanatçısı olmadığını, insanların içine girebilecek, onların derinliklerini çözebilecek nitelikte olduğunu gösteriyor.Ellerine sağlık. Okan'ın Pudra'sı bir sanat nefaseti... Hakar Şükür'e kötü muamele ediliyor ve kimsenin de kılı kıpırdamıyor.Bilmem dikkatinizi çekti mi, haftalardır gazetelerde Hakan ile ilgili haberler, yazılar çıkıyor, yorumlar yapılıyor. Hakan'ın GS'ı bırakacağı, ABD'ye gideceği söyleniyor. Bütün bunlar yaşanırken de kulüp efsaneleşmiş bir kaptanına sahip çıkmıyor. Bir allahın kulu doğru dürüst açıklama yapmıyor. Özhan Canaydın'ın yokluğu besbelli ortaya çıkıyor.Ayıptır.Böyle bir tutum, herşeyden önce GS'a yakışmaz. Üstelik, Hakan Şükür bizim kullanıp kenara atabileceğimiz, "ne var kardeşim, parasını aldı ve gollerini attı, artık yaşlandı. Yaşam boyu sırtımızda mı taşıyacağız?" diyebileceğimiz bir insan değildir.Kulüpler sadece attıkları goller ve kazandıkları kupalarla büyümezler. Asıl, efsane futbolcularıyla ve onlara kol kanat geren yaklaşımlarıyla büyürler.Hakan Şükür'e yedek kulübelerinde sürükleniyormuş görüntüsü vermek ayıptır. Hoca takıma koymak istemeyebilir, ancak geçişi sağlayacak daha kibar yöntemler vardı.GS kulübü Hakan'a sahip çıktığı oranda büyür ve sevilir.Hepimizi yıllarca ayaklara fırlatan, mutlu eden, yüzlerce kez omuzlarımızda taşıdığımız Hakan bizim onurumuz, gururumuzdur.GS yönetiminin onurumuzu ve gururumuzu kırmaya hakkı yoktur. Hakan Şükür'e bu muamele yapılmaz Ne olduğunu anlamadan bir şeyleri tarif edenler için "Körlerin fil'i tarif etmeleri gibi..." deriz. Biri kuyruğunu tutar bir şey söyler, diğeri hortumuna dokunup bir anlam vermeye çalışır.Türk medyası başta olmak üzere, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin bir bölümünün PKK'yı tarif etmeleri, körlerin durumuna benziyor. Herkes bir yanından tutuyor. Kimse resmin tamamını göremiyor, bilemiyor. Bölge halkı ile örgüt arasındaki ilişkiler, kuyruğunu tutup fili tarif edenlerin söylediklerinden farksız.Böyle olmasına rağmen, öylesine büyük sözler söyleniyor, öylesine değer yargılarına varılıyor ki, inanılır gibi değil.Oysa PKK'nın gerçekten ne olduğunu, hangi düzeyde destek bulduğunu, silah bırakıp bırakmayacağını, örgütün en üst düzeyinin dışında, bilenlerin sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor.Buna rağmen, bakıyorum TV programlarında "uzman" diye konuşanlar, mangalda kül bırakmıyorlar. Tam anlamıyla körlerin fil'i tarifi gibi... O zaman da çok yanlış reçeteler yazılıyor. körlerin Fil'i tarifi gibi... Bir süre önce gazetelerde okudum. DTP'li Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, 1996'da intihar saldırısı düzenleyerek, 7 askerin şehit olması, 33 askerin de yaralanmasına neden olan PKK'lı Zeynep Kınacı'nın "Kadın Özgürlük Mücadelesinin Öncüsü olduğunu söylemiş.Bravo doğrusu...Başkan herhalde, intihar saldırısını özendirmenin ne anlama geldiğini bilmiyor.Birilerine "sizde intihar edin ve bu arada başkalarını da öldürün" demenin, masum insanların hayatlarıyla oynamanın günahını da bilmiyor.Bu mantıkla hareket eden bir siyasetçi istemiyoruz.Olmasın daha iyi. Canlı bombaya "kahraman" derseniz... Polis Andreas'a saldıran itleri mutlaka bulmalı.Ders olsun diye de ağır şekilde cezalandırılmalılar.Kimlerden ve hangi ideolojilerden etkilendikleri besbelli olan küçük bir kesim var. Trabzon cinayetini onlar işlediler.Hırant Dink'i onlar katletti.Malatya'daki vahşi cinayet yine onların eseri.Milliyetçilik kisvesi altında, yabancılara, özellikle de Hıristiyanlara karşı harekete geçiyorlar. Polis bunların nerede olduklarını ve kimler tarafından beslendiğini çok iyi biliyor.Andreas Rombopulos kişi olarak efendiliği, tarafsız yaklaşımı bir yana, bizim hem vatandaşımız hem meslektaşımız. Andreas, seni sevenler adına geçmiş olsun. Yakalayın bu itleri... Elif Şafak son kitabı "Siyah Süt" için "Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi" demiş.Bence tam aksine, unutulmuyor.Nefis anlatımı olan ve Selim İleri'nin dediği gibi "cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman"Elif Şafak her defasında biraz daha büyüyor. Kendi kendini aşıyor. İnsana büyük keyif veriyor. Elif'in Siyah Süt'ü unutulamıyor (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net