Türkiye AByi mi ABDyi mi seçecek...

Koalisyon ortakları, özellikle ANAP ve MHP ayrı kutupları temsil ediyorlar. Her defasında gerilim biraz daha artıyor. DSP "arabuluculuk" görevini yüklendiği için, pek ağzını açmıyor. Seyirciliği tercih ediyor.Asker de rahatsız. Onların da kaygı ve kuşkuları var. Üstelik, AByi askere umacı gibi gösterip "Girdiğimiz zaman gücünüz yok olacak, etkisiz duruma düşeceksiniz" diyerek kışkırtıcılık yapan bilim adamları da yangına körükle gidiyorlar.Aslında, garip bir durumla karşı karşıyayız.Aleyhte imiş gibi görünenlerin bir bölümünün temel itirazları, ABye tam üyelik değil. İtirazları, uyum konusunda çok hızlı hareket edildiği varsayımından kaynaklanıyor. Devletin bunca önemli değişimi kolay hazmedemediğini, daha zamana yayarak adım atılması gerektiğini ileri sürüyorlar.Bir diğer bölüm ise, Kopenhag Kriterlerinin Türkiyenin bütünlüğünü tehlikeye attığına inanıyor. ABnin Türkiyeyi bu kriterlere göre değil, ülkenin kendi koşullarına uyacak farklı bir modelle kabul etmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ardından bir adım daha atıp, 27 ülkeli ABden Türkiyenin zaten beklentilerini bulamayacağının da altını özellikle çiziyorlar. Kopenhag Kriterlerine uyum konusundaki sıkıntılar ortada. Hemen her yasa değişikliği, başka bir kavgaya neden oluyor. Bırakın AByi gelin ABDye Buna göre, Türkiye Avrupa Birliğine katılmak için bu kadar çaba harcayıp, kendini bu kadar sıkıntıya sokup, böylesine tehlikeli ve riskli bir maceraya gireceğine, Amerika ile ilişkilerini her yönden daha sıkılaştırsın ABDnin İsrail ve Meksika ile yaptığı gibi ekonomik ve güvenlik anlaşmaları gerçekleştirilsin ve Washingtonu tercih etsin...Böylece ne idam cezası tartışması, ne Kürtçe öğrenim veya yayın, ne de Kıbrıs kavgasının kalacağını ileri sürenler, Türkiyenin bölgesinde her yönden, ekonomik ve stratejik açıdan daha güçlü bir konuma gireceğini iddia ediyorlar.Türkiye, adeta gizli bir el tarafından, ikisi (AB ve ABD) arasında seçim yapmaya itiliyor.Ankarada HAYIRCI cephenin sözcüsü bazı bilim adamları, hatta sözüne güvenilir bazı diplomat ve aydınlar, askerlere işliyorlar. MHPlilere, DYPlilere bu fikri satmaya çalışıyorlar.Bu kampanyanın Amerikada da destekçileri var.Richard Perle, bir süre önce Washingtonda toplanan Türk-Amerikan Konseyinde açıkça söyledi. "AB ile olmazsa, biz varız" derken, salondan alkış bile aldı.Aynı kampanyadan en çok memnun olanlar ise, AB içindeki Türkiyenin katılımını engellemek isteyen çevreler. Onlar da bütün güçleriyle bu görüşü destekliyorlar. Türkiye içlerine girmesin, dirsek temasıyla yakın ilişki sürdürülsün, yeter. Zira Türkiye gibi büyük bir ülke ABye katılınca, diğer ülkelerin pastalarından önemli bir dilimini alıp yiyecek. Onlar da pastadaki paylarını kaybetmek istemiyorlar. Sıkışma arttıkça, HAYIR cephesi yeni bir fikir dolaştırmaya başladı. AB ile ABD karşılaştırılamaz ABye tam üyelik ile ABDye yakınlaşmak, birbirinden tümüyle ayrı iki konumdur.ABye üyelik bir sisteme, bir ekonomik alana girmektir. Garantili bir piyasaya sahip olmaktır. Politikaların oluşmasına katılmaktır. Bir ailenin üyesi konumuna girmektir.ABD ile yakınlaşmak, süper güç ile yatağa girmeye benzer. Süper güçün öncelikleri, politikaları bambaşkadır. Washington emreder, yanındakiler itaat ederler.Önümüzdeki dönemlerde sözünü ettiğim bu kampanya, ABye uyum baskısı arttkıça daha da alevlenecek gibi görünüyor.Ancak bir noktayı unutmamak gerekir. Süper güç ile yatan genelde şaşı kalkar... mbirand@attglobal.net AB yerine ABDnin seçilmesi fikri ilk bakışta belki cazipmiş gibi gelebilir. Ancak, böyle bir seçim, domates ile patatesin karşılaştırılmasına benzer.