Türkiye, Ergenekon'un varlığına inanıyor

Milliyet Gazetesi güzel bir iş yaptı.
Adil Gür’ün yönettiği A&G şirketine, Ergenekon konulu bir anket yaptırdı. Hem zamanlaması, hem de içeriği çok yerinde bir nabız yoklamasıydı.
Beni iki soruya alınan yanıt ilgilendirdi.
Biri, Ergenekon’un varlığına ne oranda inanıldığı sorusuydu. Bakın, yanıtları ne kadar ilginç:

Türkiye, Ergenekonun varlığına inanıyor


Verilen yanıt, Türk toplumundaki temel bir inancı gösteriyor. Buna göre, bu ülkede neler olduğu, nasıl işlediği tam bilinmese dahi, adına ister “Derin Devlet” deyin, ister “Ergenekon” deyin, bir oluşum veya bir varlık var. Kimi zaman Vatan uğruna, kimi zaman bayrak aşkına, kimi zaman da o günün koşullarına göre seçilen gerekçelerle, yasa dışı işler yapanlar var. Bazen Devletten destek alan, hiç değilse göz yumulan bu kişiler mevcut.
Toplum, Ergenekon’un uydurma, düzmece bir oluşum olmadığı kanısında. AKP’nin sırf siyasi amaçlarına hizmet etmek için ortaya atıldığına da inanılmıyor.
Daha ilginci, “Ergenekon nedir?” sorusuna verilen yanıtların eğitim durumuna göre ayırımı da pek farklı değil. İlk, orta, lise ve üniversite mezunları da, büyük oranda Ergenekon’un varlığına inanıyorlar.

Türkiye, Ergenekonun varlığına inanıyor


Ancak madalyonun tersi de var.
“Davayla ilgili şu görüşlerden hangisine katılıyorsunuz?” sorusuna, yaklaşık yüzde 41’lik bir kesim, bu olayda bazı kişilere gözdağı verilmek istendiğine ve AKP’nin siyasi bir manevrası olduğuna inanıyor.

Türkiye, Ergenekonun varlığına inanıyor

İstatistiklerin ayrıntıları insanı yanlış noktalara götürebilir. Ancak Adil Gür gibi, yaptığını bilen ve güvenli bir insanın bulduğu sonuçların temel ilkelerine bakmak dahi yetiyor.
Bu anket benim görüşlerimi de yansıttığından dolayı, bu köşeye aldım ve okumamış olanlarınızla paylaşmak istedim.

Neyse, Babacan ince ayar yaptı da...
Yavaş yavaş, Türkiye’nin Hamas’ın avukatlığına soyunduğuna inanmaya başlamıştık.
Başbakan, neredeyse AKP’nin seçilmesiyle, Hamas’ın iktidara gelmesini birbirine benzetip, kendini örnek gösterir olmuştu.
Türkiye’den nihayet dengeli bir “ince ayar” mesajı çıktı. Dışişleri bakanı Babacan’ın Fikret Bila ve Murat Yetkin’e söyledikleri çok önemli:
“HAMAS’ın karar vermesi gerekiyor. Silahlı bir örgüt mü olmak istiyorlar, siyasi bir hareket mi? Bizim önerimiz siyasi yapının içinde olmalarıdır.”
Babacan’ın demecindeki en önemli diğer unsur, Gazze çatışmasından kimsenin yarar kazanmadığını anlatan şu cümlelerdi:
“İsrail’in Gazze saldırısında, herkes kaybetti. İsrail somut olarak hiçbirşey elde edemedi. Buna karşılık herkesin kaybettiği bir tablo ile karşı karşıyayız. İsrail’in imajı kötü etkilendi. Arap sokağında, İsrail karşıtlığı arttı. İsrailli turistlerin en çok rağbet ettiği ülke olan Türkiye’de tepki arttı. Arap dünyası ikiye bölündü. HAMAS için de aynı şey geçerli. ‘Kontrol ediyoruz’ dedikleri bölgede 4 bin bina yıkıldı, 20 bin bina hasar gördü, 50 bin kişi evsiz kaldı, 37 okul hedef oldu. 1300 ölü, 500 bin yaralı.”
Babacan, Başbakan’ın yıkıp döktüğü bir politikayı yeniden inşa etmeye çalışıyor. Keşke bunlara hiç gerek olmasa...