Türkiye, PKK'nın istediğini veremez...

Yine aynı senaryolar yaşandı.
300 kişilik bir güç, dağların ortasında "Gel beni vur" der gibi duran karakola saldırdı ve 8 hayat aldı. Kamuoyu büyük tepki gösterdi.
Genelkurmay başkanı cenaze töreninde ağladı.
Televizyonlar hem baskını hem de cenazeleri uzun uzun yayınladı.
Siyasiler sert demeçler verdiler ve akan kanın yerde kalmayacağını söylediler.
Bu senaryoyu belki binlerce defa yaşadık. Peki hep böyle yaşamaya devam mı edeceğiz? Bunun sonu gelmeyecek mi?
Yine yıllardan beri aynı soruları soruyoruz.
Benim bu sorulara bir yanıtım var:
- Bu sorunu ancak önümüzdeki 2 yıl içinde, 2014'e kadar bu iktidarla çözebiliriz. 2014'ten sonra çok daha zor olacak ve o zaman da çok daha fazla kan dökülecektir.
PKK' nın isteği ortada: Kendinin yönetebileceği, kontrolünde tutacağı bir özerk bölge kurmak.
Türkiye bunu karşılayamaz.
Acaba PKK, bu hedefe ulaşacak güçte mi? Silahlı gücü ve bölge halkının desteği bu amacına ulaşabileceği oranda mı?
Hayır.
Sonuç:
- PKK gerçekçi hedefleri benimsemek zorundadır.
- Türkiye de, (PKK değil) Kürt sorunu konusunda genel politikasını artık enine boyuna saptamalıdır. Söz ve fikir özgürlüğünün, demokrasinin ve siyasetin önünü açmalıdır.


Türkiye'nin Kandil'i işgali çok çok çok güçtür
Hep aynı soru soruluyor:
"...Kardeşim, koskoca ordu besliyoruz. Girip, orayı işgal edip bu işi neden bitivermiyorlar?..."
Bunu sorması kolay da, yapması çok çok çok güçtür...
Konuyu değişik zamanlarda birçok Genelkurmay başkanı ile tartıştım. Hem Büyükanıt, hem de Başbuğ şu gerekçeleri ortaya koydular:
1- Kandil'i işgal etmek için Washington'un onayı gerekir. Başka türlü hareket edilemez.
2- Kandil sadece hava harekatı ile yok edilemez. Mutlaka kara harekatı gerekir ve bölge uzun süreli, yıllarca işgal altında tutulmalıdır. Bunun için de hem ABD, hem de Barzani'nin onayı gerekir ki hiçbiri uzun süreli işgal istemez.
3- Kandil harekatı büyük kayıplara da yol açacaktır. Böyle bir harekatla birlikte, bölgedeki PKK güçleri ve örgüte sempati duyan halkla çatışma çıkacağı gibi, Kuzey Irak peşmergesi de bu savaşa katılacaktır.
Şimdi siz kendinizi Başbakan'ın ve Genelkurmay Başkanı'nın yerine koyun ve kararınızı verin.
Özetlemek gerekirse, Kandil'in işgali belki imkansız değil, ancak çok çok pahalıya mal olacak ve işgal bittikten sonra aynı güçlerin geri dönecekleri, boşa harcanmış, çok pahalı bir operasyondur.


Kürt aydınları artık kendilerini göstermeli...
Kürt aydınları üstlerine düşen görevi yerine getiriyor mu?
Bir bölümü gerçekten özverili bir mücadele içinde, ancak büyük çoğunluğu garip bir tutum içinde. Göz göre göre sessiz kalıyorlar.
Kimi PKK' dan korkuyor, susuyor
Kimi PKK ile aynı görüşleri paylaşıyor. Paylaşsınlar, ancak hiç bir katkıda bulunmuyorlar.
Bu gidişi aslında hep beraber çözmemiz gerekiyor.
Türk aydınların bir kesimi gerçekten önemli katkılarda bulunuyorlar. Ancak aynı yaklaşım karşı taraftan görülemiyor.
Eğer bir çözüm olacaksa, bunu hep birlikte gerçekleştirmemiz gerekmez mi ?


Dayak atmaktan zevk alıyoruz...
Gerçekten bizde bir dayak hastalığı var.
Çocukluktan başlayan dayak, hayatımızın sonuna kadar bizimle birlikte kalıyor. Önce baba veya annesinden, ardından okulda öğretmeninden, askerde de komutanından yediği dayaklarla yaşamını sürdürenler, ister istemez bir süre sonra, sıra onlara gelince dayak atmaya başlıyorlar.
Polislerimiz için de, dayak çok olağan birşey.
Eskiden karakollarda yenen dayaklar hikaye edilirdi.
Şimdilerde sokaklarda dayak atılıyor.
İşin ilginç yanı, kamuoyunun pek de tepkisi olmuyor. Önce seyrediliyor, eğer iş çığrından çıkarsa "Yapma kardeşim, ayıptır" gibi cılız müdahelelerle geçiştiriliyor.
Liberal Demokrat Parti lideri Cem Toker hatırlattı. 1991'de Los Angeles polisi, Rodney King adlı bir zenciyi fena halde dövmüş ve olay TV'lere yansıyınca, polisler tutuklanıp 32 ay hapse mahkum edilmişler, King de 3.8 milyon dolar tazminat almıştı.
Asıl önemlisi, bu olay üzerine ayaklanan halk büyük gösteriler yapmış, kentte 7 bin yangın çıkmış, 53 kişi ölmüş, binlerce kişi yaralanmıştı.
Bizde ne oldu?
Vali bey "Suçlu olanlar yargılanır" dedi ve toplum oturduğu yerde "Vah vah..." demekle yetindi.