Uludere katliamında neden susuluyor?

Mutlaka okumuşsunuzdur. Amerikan Wall Street Journal gazetesindeki bir haber hepimizi rahatsız etti. Konu, Uludere katliamıyla ilgili ve Pentagon’ un bir raporuna dayandırılıyor.
Bu rapora göre, 28 Aralık gecesi Amerikan insansız hava araçları, yani predatörler sınırın Irak tarafında Türkiye' ye doğru ilerleyen bir konvoyu tespit etti. Ama konvoydakilerin terörist mi yoksa sivil mi olduklarına karar veremedi... Türkiye' ye predatörlerin konvoya yaklaşmasını teklif etti. Gazetedeki habere göre Ankara kabul etmedi. Aksine predatörün daha da uzak bir noktaya yönlendirilmesini istedi ve operasyon kararı verildi. Sonuçta uçaklar, Uludere' de 34 kişiyi bombaladı. Sonradan, ölenlerin terörist değil kaçakçı olduğu anlaşıldı.
Ankara ölenlerin ailelerine tazminat ödedi. Diyarbakır Özel Yetkili Başsavcılığı da soruşturma açtı. Meclis’ te de soruşturma komisyonu kuruldu ama şu ana kadar sorumlular bulunamadı…
Şimdi soru sorma sırası bize ait. Ne oluyor? Neden susuluyor?
Bu rapor doğru mu?
Değilse, işin aslı nedir?


Karayılan korkusu, tutuklu vekillerin önünü kapatıyor
Tutuklu milletvekilleri sorunu tam anlamıyla kördüğüme döndü. Oysa TBMM Başkanı Cemil Çiçek içtenlikle çaba harcamış ve çözüm noktasına getirmişti. Muhalefet partileri de ite kaka ortak bir noktada buluşmuşlardı. Son dakikada Başbakan “Olmaz” dedi. Mahkeme kararının beklenmesini istedi.
Neden?
Kulislerde dolaşan söylentilere bakılacak olursa, Başbakan’ ı bu tutuma zorlayan en önemli unsur, tutuklular meclise kabul edildikleri takdirde, Kandil’ den TBMM’ ye yol açılabileceğini ileri sürenlerin baskıları.
Ne oranda doğru bilemiyorum, ancak bu korku uzun süredir piyasada tutuluyor. O zaman iktidar, yargıyı bu konuda hızlandırabilir. En kısa sürede karar alınmasını birkaç işaretle sağlayabilir.
Ne bekleniyor, anlayabilmiş değilim.


Genelkurmay Başkanı CHP liderinin önünde yürümemeli
Devlet protokolü yeniden düzenleniyor. Medyadaki haberlere göre, Cumhuriyet Halk Partisi yeni şekline itiraz etmiş. Genelkurmay Başkanı’ nın, muhalefet liderinin önünde yürümesinin, “Sivilleşme” açısından kabul edilemeyecek bir durum olduğuna dikkat çekmiş.
Doğrudur.
Genelkurmay başkanlarının, devlet protokolünde muhalefet liderinin önünde yer alması gerçekten sivilleşme iddiasındaki bir ülkeye yakışmaz. Mutlaka düzeltilmesi gerekir...
Bu arada bir noktaya daha işaret etmek istiyorum.
Genelkurmay’ ın, Savunma Bakanlığı’ ndan alınıp Başbakanlık’ a bağlanması ve birinci başkanların protokoldeki yerlerinin en ön sıralara alınması, 27 Mayıs sonrasında CHP’ nin baskısıyla gerçekleşmişti.
Şimdi işin doğrusuna dönülüyor. (!)


Tiyatroları öldürmeyin...
İnsanın kulağına belki hoş geliyor, ancak biraz yakından incelediğiniz zaman durumun vahameti hemen anlaşılıveriyor.
Başbakan, "Hodri meydan" dedi; devlet ve şehir tiyatrolarının özelleştirilmesi kararını açıkladı. Sanatçıların tepkisine kızdığı ve bundan dolayı da, onları adeta cezalandırmak için böyle bir yola başvurduğu anlaşılıyor.
Ne olursa olsun, bu tiyatroların tümünün özelleştirilmesi demek, sanatın ölmesi demektir. Özel tiyatrolar sadece kar peşinde koşarlar. Sanat ikinci planda tutulur. Umurlarında dahi olmaz.
Ne gerek var?
Neden böyle bir inatlaşma?
Orta yol bulunamaz mı?
Bu ülkenin sanatçısını da korumak zorunda değil miyiz?


Kitap köşesi
Kongar'dan ABD ve siyasal İslam

Emre Kongar’ ın Amerika Birleşik Devletleri ve Siyasal İslam’ ı incelediği son kitabı adeta güncel gelişmeleri aydınlatıyor. Remzi Kitabevi’ nden çıkan “ABD’nin Siyasal İslam’la Dansı” adlı kitap önce Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) ardından Arap Baharı ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ da neler olduğunu anlatıyor. ABD’ nin bölge ülkeleri için nasıl bir yönetim tarzını öngördüğünü, İslam alemi ile ABD’ nin ilişkileri açısından irdeliyor. Kitap Türkiye’ nin bu gelişmelerde nerede durduğunu, Ak Parti’ nin “Ilımlı İslam” modelinin ve “Model olma” seçeneğinin ne anlam ifade ettiğini değerlendiriyor. Konu hakkında çalışmak isteyen araştırmacılar için de son derece önemli belgeler Kongar’ ın son kitabında. (www.remzi.com.tr)

Elbet sabah olacaktır
Hıfzı Topuz’ un son çalışması, Türk edebiyat tarihi için son derece önemli olan Tevfik Fikret’ i anlatıyor. Fikret, Abdülhamit’ in istibdat döneminin de, İttihatçıların sözde özgürlük döneminde de hep sesi yüksek çıkan, isyan eden insanı oldu. Eserleriyle, edebiyatımızın batılılaşmasına büyük katkı sağladı. Fikret’ in hayatı, Remzi Kitabevi’ nden çıkan “Elbet Sabah Olacaktır” adlı romanda son derece sürükleyici olarak anlatılmış. Galatasaray Lisesi’ nin efsanevi müdürünü, Tevfik Fikret’ in hayatını, Topuz’ un kaleminden okumak ayrı bir tat verdi. (www.remzi.com.tr)