Üst geçit kavgası, hepimize yara aldırdı

Kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar verecek bilgimiz yok. Kamuoyuna yansıyan bilgiler de çok karışık. Üstüne üstlük, bir yargıç gibi davranıp kimin haklı kimin haksız olduğuna karar verecek değiliz. En büyük yarayı KKTC aldı. Papadopulos, herhalde şu sıralarda köşesinde kıkır kıkır gülüyordur. KKTC'de kararların Cumhurbaşkanlığı tarafından değil, Barış Gücü Komutanlığı tarafından alındığını gösterdiğinden dolayı memnundur. Talat bundan sonra, çok daha farklı bir tutum alacaktır. Çok daha dikkatli davranacaktır. Asker de yara aldı. Şimdiye kadar attığı her adımda çok dikkatli davranan TSK, bu defa aynı duyarlığı göstermiyormuş gibi bir izlenim verdi. Ayrıntıları tam bilemeden ve medyaya yansıyan haberlerden hareket edildiği takdirde, Genelkurmay Başkanlığı'nın bu krizde çok sert davrandığı sonucuna varılıyor. KKTC Cumhurbaşkanı'nın küçük düşürüldüğü gibi bir kanı doğuyor. İki cami arasında da Dışişleri Bakanlığı var. Sorunu asıl çözmesi gereken taraf iken, asker ile Talat'ı karşı karşıya bıraktıkları izlenimi doğdu. İşin içine girip, şu seçim döneminde yara almak yerine, olaya bulaşmamayı tercih ettikleri gibi bir görüntü verdiler. Galiba bu olayı burada noktalamakta yarar var. Eğer kimin haklı, kimin haksız olduğunu tartışmaya devam edersek… Kimin diğerine ders verdiğini veya bilek güreşinde kimin kazandığını hesaplamaya başlarsak, kendimize verdirdiğimiz yarayı daha da büyütürüz.Gelin, burada duralım. * * * Üst geçit kavgası şimdilik noktalanmış gibi görünüyor. Ancak, bilançoya baktığımız takdirde, bu olaydan tüm tarafların yara aldığını kolaylıkla söyleyebilirim. Bu yazıyı, çuvaldızı hem kendimize (medyaya), hem de ilgililere batırmak için yazdım. Konu: Bulgar sınırındaki vize uygulamasının değişmesi üzerine koparılan kıyamet. Hatırlayacaksınız, 1 Ocak günü Bulgaristan ve Romanya, Avrupa Birliği'ne tam üye olarak katıldılar. Bunun sonucu olarak, sınırlarındaki vize uygulaması tümüyle AB'ye bağlandı. Bunu yapmaya mecburdu. Üstelik, bu işin böyle olacağı da, uzun zaman öncesinden biliniyordu. Yani aylardan beri, 1 Ocak gününden itibaren, Bulgaristan'a girmek isteyenlere, eskisi gibi kapıda vize verilmeyeceği ve diğer tüm AB ülkeleri gibi, Schengen uygulamasının başlatılacağı kesindi. Sonra ne oldu? Bir kıyamettir koptu. Aman efendim, sanki Bulgar Hükümeti'nin Türkler'e cefa çektirmek için vize uygulamasını değiştirdiği gibi bir hava estirildi. Kamyon kuyrukları ve sınır kapısında yakınan Türkler, ekranlara, gazete sayfalarına taşındılar. Kendi cehaletimizi görmezden geldik ve Bulgarlar'ı suçladık. Dışişleri Bakanlığı bile araya girip "yapmayın etmeyin, Bulgarlar'ın bu işte suçu yok" demek zorunda kaldı. Doğru, asıl sorumlu bizlerdik. Zamanında gereken önlemi almamış olan kamyoncularımızdı, onların bağlı olduğu işletmecilerdi. Turistlerimizdi. "Canım ne olacak, bir kaç gün idare ediversinler" diyen vatandaşlarımızdı. Bu rezalete bizler de (medya) alet olduk. Gerçeği bilmemize rağmen, sırf şikayetçilere sempatik görünmek için sayfalarımızı ve ekranlarımızı açtık. Sonuç: Bulgar dostlarımıza ayıp ettik. * * * BULGARLARA NEDEN KIZIYORUZ? A&G Araştırma Şirketi'nin 32 ilde yaptığı ve 4 Ocak günü Milliyet'te yayınlanan anketinde dikkatimi çekti. Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi tam üyeliğe kabul etmeyeceğine inananların oranı yüzde 52.6'ya fırlamış. Bu yanıtı verenlere göre, AB Türkiye'yi sürekli oyalamaktadır. Bunu da, sadece ödün almak için yapmaktadır. İstediklerinin tümünü elde ettikten sonra da, sudan bir gerekçe bulup Türkiye'yi dışarıda bırakacak. Anketin diğer verilerini okuduğunuz zaman, toplumun kafasında, AB'nin beklediği ödünlerin başında Kıbrıs'ın geldiği ortaya çıkıyor.AB yetkilileri acaba bu anketi incelemişler midir, bilemiyorum. Ancak incelemişlerse, başarılarından dolayı herhalde kendilerini tebrik ediyorlardır (!). Böylesine bir beceriksizlik kolay kolay bulunamaz. Düşünebiliyor musunuz, Kıbrıs sorununu temelden çözmek için yola çıkın, ardından her attığınız adım sizleri biraz daha batırsın ve sonunda işin içinden çıkılmaz bir duruma sokun. Buna başarı denmez de, ne denebilir?AB, bu becerisiyle Türk toplumunu da kendinden soğutmayı bildi. İşler daha da zorlaştı. Nedeni de çok basit. Zira bundan böyle, Ankara'nın Kıbrıs konusunda en basit adımları atması dahi imkansızlaşıyor. Kamuoyu baskısı arttıkça, doğal olarak yapması gerekenleri dahi yapamaz bir noktaya geliniyor. Bu politika bilinçli mi, yoksa gerçekten beceriksizlik sonucu mu? Ben AB'nin böylesine bir komplo kurabileceğine inanamam. Zira komplo kuracak ne planlaması, ne de böyle bir gücü vardır. Tesadüfler sonucunda bu noktaya gelinmiştir. Buradan sonra nereye gidileceğini de kimseler bilememektedir. Özetle, hem bizler hem de AB, beceriksizlikler denizinde boğuluyoruz. AB, TÜRK TOPLUMUNU ALEYHİNE DÖNDÜRMEYİ BAŞARDI (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net