Wikileaks, Davutoğlu'nu çok rahatlattı...

Dışişleri Bakanı Davutoğlu bana çok kızgın.
Washington'da Türkiye’nin dış politikası konusunda söylenenleri aktarmıştım. Bana konuşanlar, felaket bir manzara çizmişlerdi. Başka bir deyişle, Washington’a ayna tutmuştum. Hazırlanan faturalardan söz etmiştim.
Bakan, mesaj yerine mesajı getirene kızdı.
Verdi veriştirdi.
Ardından da Washingon’a gitti. Onun ardından, parti ve medyadaki hayranları tarafından linç edilmekten zor kurtuldum. Bazıları, hiç söylemediğim “ABD, AKP’nin ipini çekti... Davutoğlu gidici” gibi lafları dahi bana mal ettiler. Ne kadar tahammülsüz insanlarız, bir daha ortaya çıktı.
Neyse onları bir yana bırakalım.
Davutoğlu’nun ziyareti ünlü belgelerin internete düştüğü gün başladı.
Clinton ile görüştü ve üç gün içinde son derece yoğun bir programı vardı. Bir dizi konuşma yaptı, büyük ilgi ve katılımlı konferanslar verdi. Bir de çok önemli bir ödül aldı.
Ben de merakımdan, bakanın konuşmalarını dinleyen ve toplantılara katılanlarla konuştum. Merak ettim, zira “acaba bana konuşanlar mı işi abartmış, bana yanlış mesajlar mı vermişler” sorusu hep kafamın içindeydi. Yanıldığım zaman, yanıldığımı kabul edip özür dilemesini bilen nadir kişilerden biriyimdir. Bundan dolayı daha da titizlikle araştırdım.
Resmi Amerikalı yetkililerden, bakanı sürekli izleyen Türklere kadar hemen herkesten aynını duydum:
“ ...Wikileaks belgeleri Washington’u öylesine şok etti ve utandırdı ki, kimsede Davutoğlu'nu eleştirmek, sıkıştırmak ve ya sert sorular soracak, uyarılar yapacak hal yoktu. Öncelik, Türkiye’nin politikaları değil, Wikileaks belgelerinin verdirdiği derin zararı, açtığı yaraları tamir etmekti. Bundan dolayı, Davutoğlu çok rahattı...”
Peki, Wikileaks olmasa Davutoğlu, bana söylendiği gibi sert şekilde eleştirilecek miydi? Bunun yanıtını bulamadım. Ancak, yaptığı konuşmalarda da, öyle sert sorularla karşılaşmamış.

"Davutoğlu, kendini iyi anlattı ve iyi not aldı"
Genel izlenim “Davutoğlu’nun beğenilse de beğenilmese de, birlikte yaşanması gereken bir şahsiyet olarak kabul edilmesi gereken, Ak Parti iktidarı da, kamuoyunun desteğini elinde tuttuğu sürece şu veya bu şekilde uzlaşılması gereken bir gerçek olduğu” şeklinde.
Dinleyenlerin bana aktardıkları kadarıyla, Davutoğlu temaslarında ve konuşmalarında “genel yaklaşımını açıkça anlatmayı” başardı. Karşı tarafı ikna edip edemediği zaman içinde anlaşılacak.
Bakan ile birlikte bu geziye katılan Soli Özel de, dünkü yazısında, aynı sonuca varıyor. Davutoğlu'nun hem büyük bir ilgi gördüğünü, hem de kendini iyi anlattığına dikkat çekiyor. Soli, benim önem verdiğim bir uzmandır, bundan dolayı dediklerine inanırım. Nitekim o da, İran ve İsrail konusundaki yaklaşım anlaşmazlıklarının henüz aşılamadığını belirtiyor.
Anlayacağınız, koşullar şimdilik değişmiş durumda. Wikileaks dengeleri değiştirdi. Bir süre için ateş-kes yaşanacak. Sonrasını hep birlikte göreceğiz.


Erdoğan İsrail'in düşmanı olmadığını gösterdi..
İsrail'de en az 40 kişinin ölümüne neden olan yangına müdahale için Erdoğan uçak gönderdi. Son dönemlerde iki kavgalı ülke olarak anılan Türkiye ve İsrail arasındaki buzları hemen eritmese dahi bu jest, İsrail kamuoyunun kalbini çaldı. Bu jest, çok anlamlı ve doğru bir adım olmuştur. Erdoğan izlediği ve prim yaptığı politikadan ödün vermeden bir devlet adamlığı örneği göstermiştir. Kamuoyunun bir bölümü tarafından “İsrail Düşmanı” olmadığı anlaşılmıştır. Erdoğan, gerilen ilişkilerimizi esnetmek belki de rayına sokmak adına çok önemli bir adım atmıştır. Bu şekilde kamuoyu yönetiminde ve jestleri zamanlama konusunda ne kadar usta olduğunu da göstermiştir.


Miroğlu'na yapılan kabul edilemez...
Orhan Miroğlu, bu ülkenin sağduyulu düşünürlerinden biridir. Kürt sorunundaki tutumuyla resmi ideolojileri son derece haklı açılardan eleştirmesiyle tanınır. Miroğlu, gözü kara veya kapalı kişilerden biri değildir. Gerektiğinde PKK’yı da eleştirir, Kürt siyasetçilere de çatar ve doğru bildiğini yazar.
Miroğlu, son olarak PKK'nın silahlı kolu olan HPG’den açıkça tehdit aldı.
Örgüt gerçek yüzünü gösterdi.
Bu kafayla gittikleri sürece hiçbir yere varamayacaklarının, hala farkında olmadıklarını gösterdiler.
Miroğlu ile dayanışma, her demokratın görevidir.


Kızmayın, paylamayın HES projesini iyi anlatın...
Ak Parti iktidarının garip bir alışkanlığı var. Uygulamaya soktukları projeler eleştirildi mi, fena halde kızıyorlar. Eleştirenleri paylıyor, hemen AKP düşmanlığıyla suçluyorlar.
Son dönemde HES (Hidro Elektrik Santrali) Projeleri eleştiri alıyor ve iktidarın bu eleştirilere tepkisi de her geçen gün biraz daha artıyor.
Geçenlerde baktım, Çevre Bakanı fırtınalar kopardı.
Başbakan da fırsat buldukça, aynı konudaki eleştirilere sert tepki gösteriyor.
Neden?
İktidar neden bu kadar tepkili anlayabilmiş değilim.
Bunun yerine, neden HES’lere ihtiyaç olduğunu doğru dürüst anlatsalar ya. Sadece birkaç TV programına çıkarak değil, üniversitelerde konferanslarla, medya mensuplarına brifinglerle, broşürler hazırlayarak kamuoyunu bilgilendirseler ya... İstediklerinde müthiş bir bilgilendirme kampanyası düzenlemeyi biliyorlar. Son referandum bunun en son örneğidir.
Hayır.
Hemen sert yanıt, hemen tepki...
Eski alışkanlıklardan hala kurtulamıyoruz.
“Devlet” ne yaparsa doğrudur. Ne derse kabul edilmelidir. Her şeyin iyisini iktidarlar bilir, halk da ona sunulan her şeyi kabullenmelidir.
Hala bu anlayıştan kurtulamıyoruz.


Ayıptır yahu...
Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'e dava açan, Sincan Hakimi Osman Kaçmaz'ın kaldığı hotelin basıldığı haberlerini bolca okuduk. Efendim neymiş Kaçmaz'ın Hatay'da kaldığı otelde fuhuş yapıldığı ve uyuşturucu kullanıldığı ile ilgili ihbar yapılmış ve güvenlik güçleride sevgilisi ile Kaçmaz'ı basmışlar. Kaçmaz bir hakim olarak başka bir şehre gittiğinde oranın emniyet müdürlüğüne haber vermiş. Sanki Kaçmaz'ın kaldığı otelde teröristler varmış gibi kameralarla birlikte gidip, kapıları kırmaya varıncaya kadar büyük olay çıkartılması ayıpdır. Kaçmaz'ın o otelde olduğundan Hatay Emniyeti'nin haberi yok muydu?Yapmayalım ya insanları insanların itibarlarını düşürmeye çalışmayalım. Ayıptır ayıp...!


Ana haber reytingleri
Dört büyük kanalın Ana Haberleri arasında kıyasıya bir yarış vardır. Dört kanalın aynı anda ekranda bulundukları süreler Dikkate alınarak AGB tarafından saptanan kasım ayı reytingleri aynen şöyle:


Wikileaks, Davutoğlunu çok rahatlattı...


Bilim ve yanılgı
Taha Akyol'un “Bilim ve Yanılgı” adlı kitabının son baskısı Doğan Kitap'dan çıktı. Akyol, bu son baskısında 2000’li yılların ışığında üniversite ve YÖK ile ilgili bölümleri genişletmiş. Bir bilgi hazinesine dönmüş. Başlıklara şöyle bir göz atarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
• İslam'da bilimler neden söndü?
• Bilime “açık” olmak
• “Devlet baba”dan “piyasa”ya
• Bilgi, ideoloji ve kehanet
Boş yere tavsiye etmiyorum. Son derece derinliği olan bir çalışma. Bilim ve felsefenin medeniyetler arasında ve yüzyıllar içerisinde gelişen ve gerileyen mecerasını anlatıyor. (Tel:212 373 77 00 www.dogankitap.com.tr)


Lüsyen
Can Dündar'ın son kitabı “Lüsyen- Tarihe Gizlenmiş Bir Aşkın Hikayesi” Can Yayınları'ndan çıktı. Can Lüsyen'de, Abdülhak Hâmid’in altmış yaşındayken gönlünü kaptırdığı on sekiz yaşındaki Belçika taşrasından bir köylü kızı olan Lüsyen ile yaşadığı fırtınalı aşkın öyküsünü anlatıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde başlayan bu benzersiz aşk öyküsünü okurken bir yandan da Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna tanık oluyorsunuz. Can yine yapmış yapacağını; kitapta daha önce hiç dile getirilmemiş sayısız anekdotu aktarıyor ve o dönemi birçok tanınmış sima ile bir kez daha yaşatıyor okuyucuya. Lüsyen sayfalarında, Atatürk'ten Victor Hugo’ya, Nazım Hikmet'ten İsmet İnönü'ye, Halide Edip'ten Karındeşen Jack’e kadar tarihteki birçok önemli ismi ağırlıyor. Bir çırpıda nefessiz okunacak bir kitap tevsiye ederim. (212 252 56 75)