Yıldızı parlayan veya sönen 10 etkili isim...

Hürriyet Gazete’sinin dört yazarı bu hafta çok akıllı bir konuyu ele aldılar ve hepimizi konuşturdular.
Türkiye’nin en etkili 10 ismini seçtiler.
Dünya’nın neresinde olursa olsun, daima ilgi çeken bir konu. Biz de 8 kişilik bir arkadaş gurubu, birgün önce kendi aramızda aynı anketi yaptık. Pazar günü de, sonuçları Hürriyet’in 4 yazarınınkilerle karşılaştırdık .
İlginçtir, ilk 4-5 isimde tam bir mutabakat vardı.

Recep Tayyip Erdoğan
Abdullah Gül
Fethullah Gülen
Kemal Kılıçdaroğlu
Abdullah Öcalan

Eminim sizlerin yapacağı listenin içinde de bu isimler vardır. Geri kalanlar farklı çıkabilir, ancak en tepedekiler bu isimlerden oluşacaktır .
Benim dikkatimi çeken, aynı listeyi 10-15 yıl öncesiyle karşılaştırdığımızda, ortaya çıkan manzaradır :
- En çarpıcı fark, Genelkurmay Başkanı’nın listelerin neredeyse yüzde 90’ında bulunmaması. Eskiden listelerin en başında, hatta Başbakanlardan daha önce Genelkurmay Başkanları konulurdu. Bu durum, TSK’nın önemini hafifletmiyor, ancak siyasetteki etkisinin azaldığını gösteriyor.
- Medya da ortalarda yok. İktidarları deviren, darbelere yeşil ışık yakan, siyasete yön veren, kısacası gidişi etkileyen ne yazar ne de patronlar kaldı.
- Diğer ilginç bir gerçek, günlük yaşamımızın genelde siyasi şahsiyetler tarafından etkilenmesi. Ne sivil toplum örgütleri, ne sanatçılar, ne de üniversitelerin ağırlıkları kalmış. Tabii beni en çok hayret ettiren, Nobel ödüllü bir yazarımız varken, listelere nice marjinal isimlerin girmesidir.
- Başbakanlığın etkili olması doğaldır da, Cumhurbaşkanlığı makamı, (kısa süreli Özal dönemi hariç) Abdullah Gül döneminde ön plana geçti. Daha önceleri, yetkisiz ve silik kalan Çankaya, bu dönemde parladı.
- En önemli değişim, herhalde Fethullah Gülen’in, binlerce kilometre uzakta olmasına, günlük hayata birebir müdahalesi bulunmamasına rağmen, hemen her listenin baş köşesinde görünmesidir. Bundan kısa bir süre önce, cezalandırılmaya çalışılan bir ismin böylesine etkili bir konuma gelmesi, ülkedeki değişimin büyüklüğünü göstermektedir.
- İş adamlarının da eski etkinliklerinin azaldığı anlaşılıyor. Daha doğrusu, eskiden tek tanrı gibi görünen isimlerin yerine şimdi daha farklı isimlerin çıktığı, tek en etkili iş adamı yerine, birçok ve yeni isimlerin yaygınlaşmaya başladığı görülüyor.
- Öcalan’ın adı belki korkularak konuluyor, ancak bu ülkenin günlük yaşamını ve geleceğini etkileyecek isimlerin başında geldiği de apaçık ortada. Hatta biraz daha cesur davranılsa, Karayılan’ın dahi bu listeye girmesi gerekir. Bu da, Kürt sorununun ne derece önemli olduğunu gösteriyor.
Bizleri bir haftasonu konuşturduklarından dolayı, Hürriyet ekibine teşekkür ederiz.


KCK tutuklamaları, siyasi kapıları kapatıyor
KCK tutuklamaları giderek yaygınlaşıyor. Yaygınlaştıkça da, kamuoyunun tanıdığı, hatta kimi çevrede saygı duyulan isimler de listelere ekleniyor.
Güvenlik Kuvvetlerine göre, KCK son derece tehlikeli bir oluşum. Tutuklananlar, PKK’nın, özerk Kürt bölgesini yönetmek üzere görevlendirdiği kadrolar. Böylece, yeni oluşumun önüne geçiliyor. Kadrolaşmaya darbe vuruluyor.
Devlet ile PKK arasında bambaşka bir alanda mücadele yaşanıyor.
Dışardan bakıldığında, Güvenlik Güçlerinin mantığı, PKK’ya yakın veya PKK ile birlikte hareket eden tüm siyasi kadroları gözaltına almak olduğu anlaşılıyor. Böylece, daha şimdiden özerklik çalışmasının önüne geçileceği düşünülüyor. PKK her yönden sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bu yaklaşım ister istemez, BDP’nin kadrolarını da eritiyor. İnsan unsurunu ellerinden alıyor. Bir süre sonra yönetici kadro bulamaz noktaya gelecekler.
Bu strateji acaba Kürt sorunun çözümünü kolaylaştırıyor mu, yoksa aksine, daha da zora mı sokuyor?
Bu yaklaşımının uzun vadede, terörle mücadele açısından nasıl bir getirisi olabileceğini göremiyorum. Daha da ileri giderek, bu gözaltıların Kürt Sorununun çözümünü geciktirebilecek bir politikaymış gibi görüyorum.
Kendi kendimize yepyeni bir sorun yaratıyoruz.
Konuyu biraz daha açmak isterim.
Kürt Sorunu ve PKK terörü yumağının silahla çözülemeyeceğini artık hepimiz biliyoruz. PKK’yı silah bırakıp siyaseti ön plana almaya ikna etmekten başka çare olmadığının da farkındayız.
O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: KCK tutuklamalarıyla, bir kesim Kürtlere neden siyasetin kapılarını kapatmaya çalışıyoruz?
Bu politikanın başka bir açıklaması olabileceğini düşünemiyorum.
Hiç biri terör suçu işlemekten dolayı gözaltına alınmıyor. Aksine, tüm siyasi kadrolar demir parmakların ardına sokuluyor.
Bu strateji, kısa vadeli bir hesaplaşma ise, hem terörü arttırıyor, hem siyasetin önünü kapatıyor, hem de gerilimi arttırıyor. Bunun ne hesaplaşması olduğunu anlamak giderek güçleşiyor.
Eğer bu gözaltılar devam edecek ve siyasi kadrolar sürekli gözaltına alınacaksa, önümüzdeki dönemin çok daha kanlı geçeceğini bilmemizde yarar var.