Zorlu maratonun galibi kuşkusuz Erdoğan'dır

Tam dört yıldır, yani 2007 Temmuz seçiminden bugüne kadarki sürecin bir bilançosunu yaptığımız zaman, karşımıza çıkan manzara son derece net

Tam dört yıldır, yani 2007 Temmuz seçiminden bugüne kadarki sürecin bir bilançosunu yaptığımız zaman, karşımıza çıkan manzara son derece net.
Başbakan Erdoğan, inanılmayacak bir performans gösterdi.
Şimdiye kadar hep birlikte liderleri izledik, ancak Erdoğan kadar olağandışı çalışanına rastlamadık. Zaman zaman hastalanma ve zorunlu şekilde yatakta tutulma pahasına, sadece içeride değil, dış gezileri de eklediğimizde, bu maraton yarışının ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliyoruz.
Erdoğan, hemen her haftasonu bir başka kentte konuştu, temaslar yaptı, nabız yokladı. İşi orada bırakmadı, yurt dışı gezilerine çıktı. Her biri diğerine oranla, uzun ve yorucu gezilerdi bunlar.
Gayet tabii, Başbakan olmanın verdiği zorunluklar ve elindeki olanakları kullanma konusundaki avantajlarının da bu bilançoyu etkilediğini söylememiz gerekir.
Erdoğan’ın siyasi performansına bakılacak olursa, bu açıdan da yarışı yine önde bitirdiğini söyleyebiliriz.
Gündemi sürekli elinde tutabildi.
Gerilimi hiç düşürmedi ve muhalefete nefes aldırmadı.
Uyguladığı taktik, belki ülkede siyaseti zaman zaman gereksiz kavgalara sürüklediyse de, siyasi açıdan Ak Parti’ ye avantaj sağladı.
Erdoğan, kendine oy verenlere ve kime vereceğini tam anlamıyla hesaplayamayan kararsızlara “duruma hakim bir lider” görüntüsü verebildi. Daha da önemlisi, muhalefete kesinlikle bağlı kesimlerin dışındakilere, ekonomiden beklediği payı alamamış olsalar dahi “ Ülkeyi ondan iyi yönetecek başkasını göremiyorum... Bizi bir gün zenginleştirirse, O zenginleştirir, diğerleri değil...Bize daha yakın bir lider...” dedirtmeyi bildi.
Bu kadarı da, maraton yarışındaki bir siyasetçi için yeterli değil mi?


Yarışa geç girdi, önce bocaladı, sonra açıldı...
Kılıçdaroğlu, dört yıllık maratonun sonunda yarışa katıldı.
Baykal, hala kimin komplosuna kurban gittiğini anlayamadığımız şekilde diskalifiye olana kadar, çok iyi bir performans göstermişti. Tek başına partiyi yüklenmiş ve tam anlamıyla tek kişilik bir şov yapmıştı.
Kılıçdaroğlu, büyük bir çaba harcamadan liderlik koltuğuna oturdu.
Bu ani değişiklik, kendi dahil, herkes için hem sürpriz oldu, hem de değişiklik CHP kadrolarındaki heyecanı arttırdı. İlk başlarda, genel tutumuyla, doğal olarak bu göreve kendini hazırlayamadığı, böyle bir durumla karşı karşıya kalacağını hesaplayamadığını gösterdi. Üstelik kadrosu da yoktu.
Baykal gibi otoriter olmayan Kılıçdaroğlu’nun demokratik yaklaşımı, yeni kadrolardaki oturmamışlıklarla karışınca, parti ve liderlik ilk kurultaya kadar bir bocalama dönemi geçirdi.
Kılıçdaroğlu’nun bocalama dönemi, tahminlerin aksine uzun sürmedi. Liderlik çabuk toparlandı. Ancak, içerideki ince ayarlarla çok zaman harcandığından dolayı, Kılıçdaroğlu, yurt gezilerine fazla çıkamadı. Mesajlarını daha çok, gurup toplantıları ve basın temaslarıyla verdi.
Dikkatleri çeken en önemli nokta, Kılıçdaroğlu nun kısa sürede, kendine özgü bir dil tuturması ve vatandaşın çok rahat anlayabileceği bir dil kullanması oldu.
Başbakan nasıl onu hedef aldıysa, o da Başbakan’ı hedef aldı. Adeta, MHP’yi devre dışı tutup, bir cepheleşme oluşturdular. “Ya bizimlesin ya da onlardansın...” yaklaşımıyla, oyları bölüşme stratejisi uyguladılar.
Özetle, geç girmesine rağmen, dört yıllık maratonun son turunda Kılıçdaroğlu’nun da göz dolduran bir performans gösterdiğini söylemeliyiz. Genel seçimlerde CHP istenilen oy oranına ulaşamasa dahi, Kılıçdaroğlu liderliğini artık yerleştirdi. Bundan sonra, seçim sonuçları ne olursa olsun, liderlik değil, partinin genel gidişi tartışılacaktır.


Bahçeli'yi küçümsemeyin, seçimin anahtarı onun cebinde...
Maraton yarışının üçüncü kulvarında Bahçeli koştu. Hem de son derece engelli bir kulvarda koşmak zorunda kaldı. Her yönden eleştiri yağmuru altında tutuldu.
Dikkat edecek olursanız, genelde bir MHP aleyhtarlığı pompalanıyor.
Ben, MHP’nin bazı politikalarını paylaşmam, ancak bu partinin ülkedeki önemli yerini ve özellikle Bahçeli’nin liderliğini çok ciddiye alırım.
Özellikle 12 Haziran seçimlerinde, bu partinin oynayacağı önemli rolü görmemeye imkan yok.
Ak Parti, ısrarla MHP’yi hırpalıyor.
Partinin seçim barajını geçemeyeceğini tekrarlıyor. Bahçeli’yi sert şekilde eleştiriyor ve elinden geldiğince partiyi hırpalamaya çalışıyor.
MHP’nin bir türlü seçim kampanyası yapamamasından tutun da, iki partili meclisin çok daha etkili olacağına kadar; birçok konuda sesini yükseltiyor.
MHP’in bu kadar üstüne düşülmesinin nedeni basit.
MHP gerçekten barajı geçemezse, bundan Ak Parti yararlanacak ve milletvekili sayısını 350’lere kadar çıkarabilecek.
Başbakan’ın geçenlerde, seçim sonuçlarıyla ilgili sözleri, bir yerde MHP’nin bu seçimlerdeki anahtar rolünü çok açıkça gösteriyordu.
Dikkatle incelendiğinde, MHP hiç de sanıldığı gibi kötü bir performans göstermiyor. Bahçeli, her hafta sahada ve tahminlerin de ötesinde etkili oluyor.
Anketlerde belki tam olarak yansımıyor veya medya tarafından da doğru dürüst yansıtılmıyor, ancak artık MHP’ nin seçim barajına takılmak gibi bir sorunu görünmüyor.
Kabul ediyorum, seçim sonuçlarını tahmin etmek çok zordur ve seçmen son dakikaya kadar da sürprizlerle doludur. Ancak MHP’nin, yaratılan beklentilerin aksine, önümüzdeki seçimlerin anahtarını cebinde taşıdığını kimselerin unutmaması ve Bahçeli’yi küçümsememesini tavsiye ederim...Sonuçta, Bahçeli sanılanın da ötesinde iyi bir performans gösterdi.