İnsan Başbakan olunca basına da dünyaya da farklı bakar

Gözlem Bugün hangi konuları tartışıyorsak, Başbakan İnönü de, Başbakan Menderes de bunlar üzerinde görüş açıklamışlar. Ben sadece "Basın hürriyeti" konusunda, 1930'ların ve 1950'lerin başbakanlarının neler dediklerini hatırlatarak, siyasi nostalji yapacağım. Bundan 50 yıl sonra da belki bir meslektaşım bugünkü Başbakan Tayip Erdoğan'ın konuşmalarını alıntılayarak, o dönem kuşaklarına "dün"ü hatırlatacaktır. Masamın üzerinde iki kitap var. Biri "İsmet Paşa'nın Siyasi Ve İçtimai Nutukları, 1920-1933 "… Kitap 1933'te Ankara Başvekalet Matbaası'nda basılmış. İkinci kitap ise, "Başbakan Adnan Menderes'in Meclis Konuşmaları, 1950-1960". Bu kitap da Dr. Faruk Sükan tarafından hazırlanmış ve 1991'de Ankara'da yayınlanmış. Önce "Başvekil İsmet Paşa Hazretlerinin 5/7/1931 tarihinde Büyük Millet Meclisinde vaki olan beyanatları"ndan bir bölümü aktarayım: -Bir cemiyetin hayatını mütemadiyen fena gösteren bir neşriyat o memlekette hiçbir hayır vücuda getirmez.Gençler ve çocuklar mütemadiyen fena idare olunduklarını, her şeyin fena olduğunu, milletin büyük diye iyi diye tanınacak hiçbir şeyi olmadığını duya duya, okuya okuya bedbin ve meyus adamlar olur. Milletin istikbalini idare edecek çocuklar genç yaşlarında bu kadar zehirli hava teneffüs ederek istikbale çıkarlarsa, milletin atisinden nevmit olmak lazımdır. Muttarit ve ve mütemadi fena neşriyat bir memlekette ahlakı ıskat eder. Matbuat hürriyetinde şuurlu bir murakabe ifa etmek değil de münhasıran fena göstermek maksat olursa, bununla yapılan murakabe sui istimalatı tenkis etmez, bilakis doğru yoldan sapmaya mütait olanları hırsız olmaya teşvik eder. Çünkü namuslu adamın kolayca hırsızlık ile itham edilmesi ve hırsız muamelesi görmesi, asıl hırsızları herkesin kendileri ile beraber olduğu zannına düşürürü ve hırsızlar utanacak bir mevzu kalmadığını iddia ederler. Şimdi de Başvekil Adnan Menderes'in "1955 yılı Bütçe görüşmelerindeki konuşması"ndan bir bölüm aktaralım: -Muhterem arkadaşlar, hürriyeti yalnız istemek değil, onu kullanmayı bilmek lazım gelir. Ve her şeyde olduğu gibi hürriyet de kullanılabileceği ölçü ve derecede verilir. Hürriyet, onu başına bir mürekkep kovasını geçirir gibi geçirip palyaço gibi ortaya çıkacaklar için bir felaket teşkil eder. İnönü ve Basın Hürriyeti Menderes Demokrat Parti'nin iktidar olduktan sonra eski Basın Kanunu'nu ortadan kaldırdığını hatırlatıp, devam ediyor: -… Matbuat sahasında meydanı nasıl tamamen sorumsuzluğa terk ettiğimizi biliyorsunuz. Bunun arkasından bu memlekette 30 tane komünist gazetesinin, 40 tane dini istismar eden, en mukaddes mefhumları adi politika ihtiraslarının ve sefil kazanç endişelerinin baziçesi yapan gazetelerin nasıl ortaya çıktığını da biliyorsunuz.Onların neşriyatı bir takım siyaset haydutlarına cesaret verdi. Bu haydutlar Atatürk'ün heykellerini kırmaya başladılar…. Komünistlerin neler yaptığını biliyorsunuz, tek parti zamanında bir türlü komünistlere hakim olamamışlardı. Dünyanın en tehlikeli ve nazik devrinde bu memleketi temelinden sarsacak olan bu tehlikenin başını, bugün Demokrat Parti hiç kimsenin burnunu kanatmadan ezmiş bulunuyor….Ticanisi komünisti gıdalarını nereden alırlar? Bakınız matbuat hürriyeti Türkiye'de nereye geldi. Niçin tedbir almak zaruretini duyduk. Bize burada demokrasi edebiyatını kitaptan okuyorlar. Biz onun hayatından geldik, içinden yetiştik. Bazen "Zaman Tüneli"ne girmekte yarar var. Bu sayede ilk kez söylenildiğini sandığınız düşüncelerin ne kadar eski ve güncel tartışmaların ne kadar antika olduklarını görebiliyorsunuz. Menderes ve Basın Hürriyeti 1991'de Star televizyonunun ana haberlerinde "Günün Yorumu"nu yapıyordum. Bir akşam yayından sonra kızım Ela'yla Ataköy'deki Galeria'ya gittik. Birer sosisli sandviç ve ayran alıp, bir kenarda yemeye başladık. O sırada yanımıza bir bey geldi ve bana "Bu da günün doyumu mu" diye sordu. Bugün, NTV'de Sayın Emre Kongar'la "Yorum Farkı"na kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yine her akşam 20.00'de karşılıklı oturup, ekranda 20 dakikada yurt ve dünya sorunlarını tartışacağız. Bazı izleyiciler 20 dakikanın çok kısa olduğunu söyleyip, yakınıyorlar. Oysa işin bütün sırrı işte bu "doyum farkı"nda. Lafı uzatmadan konuları tartışabildiğimiz zaman, Sayın Kongar da ben de yoruma doymuş oluyoruz. Bütün mesele söyleyeceğimiz son sözü başta söyleyebilmemize ve önsöz yazmamıza bağlı. Bu şekilde "Yorum Farkı"nda 3'üncü yıla giriyoruz. mbarlas@posta.com.tr "Yorum Farkı"na kaldığımız yerden devam ediyoruz