UEFA ve Villar'ın çifte standardı

27 Haziran 2013

UEFA tarafindan Fenerbahçe ve Beşiktaş'a verilen Avrupa karşılaşmalarından men cezalarının arkasında İspanya Futbol Federasyonu Başkanı Angel Maria Villar önemli rol oynamıştır. Villar aynı zamanda 1992 yılından beri UEFA başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir. Platini'den sonraki dönem UEFA'nın başkanı olacağına kesin gözüyle bakılan Villar'ın diğer federasyonların sempatisini kazanabilmek için şikeye karşı "0" tolerans departmanının kuruluşunu bizzat yürütmek istedi. Amaç sempati kazanmak, lobi yapmaktı.

Angel Maria Villar ise hiç vakit kaybetmeden UEFA Disiplin Kurulu'na adamlarını atamayla başladı. En son başkanlığına da 2004 yılında İspanyol Futbol Federasyonu'nan büyük tartışmalarla getirdiği Emilio Garcia Silvero'yu atadı. Silvero, Peter Limacher'in görevine son verilerek çağrıldı. Hatırlarsınız Limacher Bayern Münih'in Rus mafyası ile şike ilişkilerine girdiğini ispat etmeye çalışırken, UEFA tarafından apar topar görevden uzaklaştırıldı. Başkan Villar bununla da kalmayıp şike davalarını soruşturmakla görevli müfettişlerden birine ise Miguel Lietard Fernandez Palacios'u getirdi. Palacios çok ilginçtir ki Villar'ın oğlu Gorki Villar'ın sahibi olduğu hukuk şirketi Sport Adviser'da çalışmaktadır. Bu iki görevi vatandaşlarına veren Villar, Silvero'nun masasında hazır bulunan Fenerbahçe ve Beşiktaş şike dosyaları için düğmeye bastı.

Müfettiş Palacios hiçbir ön hazırlık yapmadan Türkiye'den gelen suçlamalara onay vererek Beşiktaş'a 1, Fenerbahçe'ye ise 2+1 yıl Avrupa'dan men cezası kesti. İspanya'daki gazeteci arkadaşlardan edindiğim bilgilere göre müfettişler Türkiye'den önemli bir muhalefet ile de karşılaşmadı. Yani disiplin kurulu başkanı ve müfettişlere göre kolay bir davaydı. Şimdi UEFA'da şikeye karşı demir el olmaya çalışan İspanyollar neden ülkesindeki şike söylentilerine kulak tıkıyorlar? Size sadece iki önemli iddiayı açıklayacağım. 14 Nisan 2013 tarihinde Levante ile Deportivo karşılaşmasında şike olacağı iddiası geldi. Deportivo'nun mutlak puana ihtiyacı vardı. Levante'nin ise ligde konumu iyiydi. Sonuçta beklendiği üzere karşılaşmayı Deportivo kazandı. Hem de 4-0'lık sonuçla. Levanteli futbolcular birbirini suçladı ve bazı kişilerin rakip kulüpten para aldığı belirlendi. İspanya Profesyonel Futbol Kulüpleri Başkanı Javier Tebas, bu karşılaşmada şike yapıldığını ima etti ve bazı kişilerin hapse gireceğini söyledi.

İkinci örnek; Real Sociedad eski Başkanı Enrique Ortiz ile Tenerife kalecisi Jesuli arasında geçen telefon konuşmasının bandı basına açıklandı. Konuşmada başkan resmen kaleciye maçı kaybetmesini ve bunun karşılığında para verileceğini belirtiyordu. Ancak ne hikmetse UEFA bu karşılaşmalarla ilgili soruşturma açma gereği bile duymadı. Villar'ın amacı İspanya'yı şikeye bulaştırmamaktı. Bunda da başarılı oldu. Fenerbahçe ve Beşiktaş'a cezayı gözünü kırpmadan kesen Villar'ın adamları maalesef ülkesindeki olayları görmemezlikten geliyor.

Yazının devamı...

The Special End (Özel son)

21 Mayıs 2013

Gitti gidecek derken tarihler 20 Mayıs 2013'ü gösterdiğinde Real Madrid Başkanı Florentino Perez Mourinho döneminin kapandığını resmen kamuoyuna duyurdu. Marca gazetesinin başlığı çok ilginçti. "The Special End" yani özel son başlığını kullanan gazete, Mourinho'nun gelişi kadar gidişi de çok özel oldu yorumunda bulundu.

Portekizli hoca 2010 yılında Inter'e 18 milyon euro tazminat ödenerek Real Madrid'in başına getirildi. 2016 yılına kadar takımın başında olması istenen Portekizli hoca 3 yıllık dönemde sadece 3 kupa kazanabildi. Kendi deyimi ile 'Profesyonel teknik direktörlük hayatımın en başarısız dönemini Real Madrid'de yaşadım' diyen hoca giderken de tüm kurumları birbirine düşmüş bir kulüp bırakı. Mourinho neden başarısız oldu ona bakalım. Portekizli teknik adama dünyada egosu en yüksek hoca yakıştırması yapabiliriz. Her şeyi ben daha iyi bilirim felsefesi ile yola çıkan Mourinho asla takım oyununa innamadı. Ona göre futbolda iyiler ve kötüler vardır, bunların harmanlanmasınanda bir takım yaratılsa bile iyi her zaman bir kötüde iki numaradır. Bu ayrımcı model spor yönetiminde de geçerlidir. Kulüpklerde başkanlık sistemini savunan Mourinho yönetim kurulunun içi boş kişilerden oluşturulduğuna inanırdı. Bu yüzden de muhatabının sürekli başkan olmasını isterdi. Mourinho, Barcelona gibi altyapıya da inanmazdı. Real Madrid gibi dev bütçeli külüpler piyasadaki iyi futbolcuları satın alır ve onları takıma monte eder. Mourinho futbol değerlerine ve takımın sembol isimlerine de inanmazdı. Casillas, Sergio Ramos emekli olun yoksa kovulursunuz dediği Raul ve Guti gibi takımda sembol olmuş isimler sadece profesyonel kişilerdir takımlarına hizmet etmişler ve bunun karşılığında bir para kazanmışlardır derdi. Portekizli hoca, Real Madrid'in eskilerine de selam vermezdi. Madrid'e altı kupa kazandırmış milli takım hocası Vicente Del Bosque ile üç yıl boyunca bir kahve bile içmedi. Hoca rakip teknik adamlara da pek saygı duymazdı. Barcelona'nın o zamanki yardımcı hocası Villanova'nın parmadığını gözüne sokması yetmemeiş gibi diğer hocalar hakkında da aşağılayıcı sözler ederdi. Portekizli hoca sporun olmazsa olmazı olan medyaya da hiç güvenmezdi. Bir yıldan fazla bir süredir İspanya'da hiç bir yazılı ve görsel medyaya röportaj vermeyen "Special One" gazetecileri sürekli azarlardı. Son olarak hakemler hakkında da çok asyıda dosyası olan Mourinho onlar hakkında ağır eleştiriler yapmaktan kaçınmazdı. Vee son olarak Kral Kupası'nda kürsüye çıkmayarak kralın elini sıkmayınca taraflı tarafsız halkında tepkisini almış oldu.

Görüldüğü gibi karşımızda egosu yüksek son derece arogant (kibirli) bir Mourinho tablosu var. Portekizli hoca futbolun 4-4-2 veya 3-5-2 sisteminin dışında da bazı görevleri olduğunu anlayamadı. Futbol bir spor oyunudur ve saha dışında bu oyun devam ederi. Futbolcular ve teknik adamlar toplum tarafından örnek alınan kişilerdir ve bu kişilerin sorumlulukları vardır. Mourinho'ya tenik adam olarak yüksek not verebilirsiniz ama örnek bir spor adamı olarak sınıfta kalacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Mourinho İspanya'yı bıraktı ve büyük ihtimalle İngiltere'de bir takım çalıştıracak, Arogant (kibirli) yapıyı ancak Aragont bir ülke kaldırır yakıştırması yapan İspanyollar Mourinho'nun gitmesine hiç üzülmediler. Portekizli çalıştırıcı tekrar İspanya'ya döner mi? önümüzdeki 10 sene için net bir hayır cevabı verebilirim. Portekizli hocanın İspanya'da açtığı yara öyle on yılda kapanacak cinsten değil...

Yazının devamı...

İşletilmeyen cevher Escude

19 Mart 2013

Beşiktaş sezon başında defanstaki sorunu çözmek için Sevilla'nın Fransız oyuncusu Escude'yi renklerine bağladı. İspanyol kulübüne bonservis bedeli ödemeyen Beşiktaş, Escude'yi bedavaya aldı. Escude'nin Türkiye'ye gelmemek için iki geçerli nedeni vardı. Biri çok daha iyi bir ücrete Çin'e gitmek ikincisi ise Beşiktaş'tan alacağı rakamın az bir altında paraya Sevilla'da kalmaktı. O Türkiye opsiyonunu seçti ve Beşiktaş ile sözleşme imzaladı. İşte sorun ondan sonra başladı. Beşiktaş'ın başına Samet Aybaba getirilmişti ve Aybaba'nın Escude ile bir türlü yıldızı barışmadı.

Kim bu Escude? Fransız oyuncunun apoletlerinde taşıdığı şampiyonluklar ve kupalar hiçbir Beşiktaşlı oyuncuya henüz nasip olmuş değil. Hollanda'da Ajax ile şampiyonluklar yaşayan Escude Sevilla'ya transfer oldu ve toplam 6 sezon İspanyol kulübünün altın çağını yaşamasında başrollerden biri oldu. Sevilla, Escude ile birlikte 2 UEFA Kupası, 2 Kral Kupası, 1'i Avrupa 2 Süper Kupa'yı müzesine götürdü. Bu başarıların hepsinde Fransız defans oyuncusunun imzası vardı. Sevilla'nın ve La Liga'nın en istikrarlı futbolcularından biri oldu, takımında kaptanlık yaptı. Escude Beşiktaş'a transfer olunca Sevilla kulübü tarihinde çok az futbolcuya nasip olabilecek bir veda töreni düzenledi. Başkan Del Nido'nun sözleri halen kulağımda. Del Nido, "Beşiktaş'a sadece olağanüstü bir futbolcu değil, aynı zamanda saha dışında ve kentin tümünde efendiliği ile ekol olmuş bir oyuncu gönderiyoruz" demişti.

Escude'ye ne oldu Beşiktaş'ta? Sevilla'da 2006-2007'de 31 maçta 31, 2007-2008'de 22'de 21, 2008-2009'da 31'de 30, 2009-2010'da 36'da 35, 2010-2011'de 44'de 42 ve son sezon 28 maçta 28 kez ilk 11'de sahaya çıktı. Beşiktaş'ta ise bu sezon sadece 9 maçta Samet hoca bu oyuncuya güvendi ve bunların da sadece 6'sında ilk 11'de şans bulabildi. Bu istatistikler de gösteriyor ki Samet Aybaba Escude'ye ısınamamış. Oysa Beşiktaş defansının alarm verdiği ve şampiyonluktan adım adım uzaklaştığı bu dönemde Escude Beşiktaş için iyi bir çare olabilir. Samet hocanın yapması gereken tek şey bu oyuncuya güvenmesi ve defansta toparlayıcı rol vermesi. Eminim ki Escude bu güvene cevap verecek ve Kara Kartal'a aynen Sevilla'da olduğu gibi hizmet edecektir. Escude defansta bir cevher olabilir, yeter ki onu işletmesini bilsinler.

Yazının devamı...

Galatasaray Real Madrid'i eleyebilir

15 Mart 2013

Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finaldeki rakibi Real Madrid. Bu isim ilk görüşte bizde bir karamsarlık yaratabilir ancak ben Galatasaray'ın en az Real Madrid kadar tur şansının olduğuna inanıyorum.

Madrid kulübünde işler nasıldığı kadar iyi gitmiyor. La Liga'da ezeli rakibi Barcelona'nın 13 puan gerisinde kalmış bir takım. Mourinho'nun İspanyol futbolcularla yaşadığı polemikler, Şampiyonlar Ligi'nde son Manchester United maçlarında ortaya konulan futbol, bunların hepsi Galatasaray için bir avantaj. Kura sonrasında Real Madrid sportif direktörü Emilio Butragueno, Galatasaray'ın çıkması üzerine ettiği sözlerde turun ortada olduğunu ispat ediyordu.

Butragueno özellikle İstanbul'daki maçın zorluğuna değinerek Galatasaray'ı elemek istiyorsak işi Madrid de bitirmek zorundayız yoksa işimiz çok zor açıklaması yaptı. İspanyol medyasına ise baktığımızda onlarda oldukça ihtiyatlıydı. Galatasaray'ın basında Türk futbolunun tüm zamanları en deneyimli hocası Fathi Terim'in olduğunu vurgulayan yorumcular bu Kurt hocanın planlarına dikkat etmeliyiz sözlerini ettiler. İstanbul'daki ambiyansa da değinen yorumcular, Arena'da Real Madrid'in işi çok zor dediler.

Diğer önemli faktörde Galatasaray'ın ofansif futbolu... Burak, Sneijder, Drogba, Elmander ve Umut Bulut giib oyuncular. Bu isimler Real Madrid2in gözünü korkutuyor. Çünkü İspanya'da Madrid'deki ilk maçta Galatasaray'ın en az bir gol bulacağını düşünenlerin sayısı oldukça fazla.

Real Madrid'in forvetteki en önemli silahı Cristiano Ronaldo. Ancak aynı şeyi Benzema ve Higuain için söyleyemem. Bu iki futbolcunun da rotasyonlarla kadroda kendilerine yer bulması morallari bozmuş durumda. Dolayısıyla tüm yük Ronaldo'ya yükleniyor. Madrid'deki önemli bir diğer isimde Mesut Özil ancak Mourinho, Özil'den memnun değil. Son Manchester United maçında Mesut'a çektiği fırça oldukça tartışıldı. Türk asıllı Alman oyuncunun inişli - çıkışlı futbolu teknik heyeti en fazla düşündüren konu. Bu bağlamda Modriç daha fazla ön plana çıkan bir isim. Hırvat oyuncuyu Galatasaray karşısında en dikkat edilmesi isim olarak görebiliriz. Real Madrid'in defans hattına baktığımızda, oralarda da teklemeler yaşandığına şahit oluyoruz. Dengesiz çıkışları ile Pepe, yeni sakalıktan çıkmış Marcelo, bir günü bir gününü tutmayan Sergio Ramos ve Albiol Galatasaray'a karşı forma giyecekler...

Yazının devamı...

Messi sana ne oldu?

5 Mart 2013

Messi'nin son haftalarda performansında bir düşüş yaşaması ve yüzünün gülmemesi ülkesi Arjantin'de bir numaralı konu oldu.

Ülkenin önde gelen spor yazarları ve gazeteleri, Messi'nin olası bir depresyona girmesinden korktuklarını yazdılar. Arjantinli yıldızın moralsiz halinin son Real Madrid maçında El Clasico karşılaşmalarının golcüsü Di Stefano'nun rekorunu kırmasını bile ikinci plana ittiğini belirttiler.

Arjantin'de yayınlanan gazetelerden La Razon, "Rekoru bırakın Messi'ye bakın", Clarin "Cristiano Ronaldo, Messi'den daha fazla ön plana çıkmaya başladı", Ole "Mou'nun istedikleri olmaya başladı", "Direct TV "Barça hoca sorununa acil çözüm bulmalı. Messi kederli" başlıklarıyla dünyanın bir numaralı oyuncusuna dikkat edilmesini istediler.

Arjantin'in en fazla okunan yazarlarından Marcelo Sottile, asıl depresyonu Barça'nın geçirdiğini hatırlatarak, oynadığı futbol ile aynaya bakmasının zamanı geldiğini söyledi. "Messi'nin yüzü eskisi gibi gülmüyor" demenin kolay olacağını vurgulayan Sottile, Barça'nın teknik direktörsüz kalmasından sonra herkesin strese girdiğine işaret etti. Fox TV yorumcularından Daniel Arcucci, Guardiola'lı Barça'da Messi'nin futbol oynarken zevk aldığını, sahanın her tarafına ayak basarak tam bir lider olduğuna dikkat çekerek yeni Messi için aynı şeyleri demenin imkansız olacağını ifade etti.

Clarin gazetesi spor müdürü Julio Marini ise "Unutmayalım ki futbol bir takım oyunudur, son 5 yıldır Barça bunu göstermeyi başardı. Böylesine bir kolektif oyunun oynandığı bir takımda Messi'nin de tek başına yıldızlaşmasına şapka çıkarmak lazım. İşte Messi'nin de farkı ve büyüklüğü buradan geliyor. Ancak Barça'nın düşüşü Messi'nin de düşüşünü getirir bunu da göz önünde bulundurun" uyarısını yaptı.

Yazının devamı...

Barcelona artık Kral Kupası'nı istemiyor mu?

27 Şubat 2013

Barcelona artık Kral Kupası'nı müzesine götürmek istemiyor mu? Barcelona'nın yıllar sonra ilk defa bu kadar isteksiz oynamasının altında monarşik sisteme bir başkaldırış mı vardı? Katalanlar kralın ismini taşıdığı bir kupayı artık pas mı geçmek istiyorlar. Bu soruların cevabı İspanya'da yeni bir komplo teorisinin ortaya çıkmasına neden oldu. Barça bilerek kötü oynadı, esas futbolu cumartesi günü Bernabeu Stadı'nda görecekler.

Barcelona Kulübü'nü ziyaret ettiğinizde kapının hemen sağ tarafında sizi "Mes que un club" bir kulüpten de öte sözleri karşılar. Bu sözler Barcelona'nın Franco faşizmine karşı mücadelesinin simgesidir. Bu bakımdan İspanya'da Real Madrid-Barcelona karşılaşmaları futboldan da öte siyasi bir gündemi de içinde barındırır. Katalunya Parlamentosu'nun geçtiğimiz ay aldığı gerekirse bağımsızlık ilan etme kararı, Başkan Rosell'in "Fransa'da Monaco gibi La Liga'da oynamak isteriz" açıklamaları, Katalan halkının Barça'nın İspanya'dan bağımsızlık isteklerine aktif destek vermesi belki bir anlamda bu komplo teorilerini güçlendiriyor ancak başka bir gerçek daha var ki o da Barcelona'nın son haftalarda kötü futbol oynaması. Şampiyonlar Ligi'nde Milan yenilgisi, La Liga'da Sevilla karşısında son dakikalarda alınan galibiyet ve Real Madrid gerçeği. Bir de buna teknik direktör yokluğunu ekleyebiliriz.

Özetle Katalan halkı kralın adını taşıdığı bu kupada finale çıkmamayı pek kafaya takmış değil. Esas futbol haftasonu belli olacak görüşündeler. Barça La Liga'da Bernabeu Stadı'nda aynen Nou Camp'da olduğu gibi bir bozguna uğrarsa takımda siyasi düşünceler de dahil çok şey değişir. Ancak tam tersi geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Real Madrid'i kendi seyircisi önünde yenerse o zaman komplo teorisyenlerinin eli güçlenmiş olur. Bu sorunun cevabını hep birlikte cumartesi günü göreceğiz.

Yazının devamı...

Webo ve Galatasaray...

11 Şubat 2013

Webo, Fenerbahçe formasını giydiği ikinci haftada da fileleri havalandırması bana onunla yaşadığım ilginç bir anımı hatırlattı.

2011 yılıydı. Webo'nun menajeri Vicente Montes beni telefonla arayarak Webo'nun Mallorca'da zor günler geçirdiğini ve Türkiye'de bir kulübe önermek istediğini söyledi. Webo, La Liga'nın önemli golcülerinden biriydi. Mallorca'nın borç batağına saplanması futbolcularına ödeme yapamaması gibi olaylar herkesin bu kulüpten kaçmasına yol açıyordu. Benim aklıma hemen Galatasaray geldi. Galatasaray o dönem kanatlarda işleyecek golcü arayışı içerisindeydi. Forlan ve Reyes'i pas geçip Webo'yu alabilirlerdi. Hemde çok düşük bir ücrete. Montes'e "İstanbul'a git Galatasaray'a bu futbolcuyu öner" dedim. Bondervis bedeli olarak da Mallorca, Webo için 900 bin euro talep ediyordu. Futbolcunun istediği ücret ise 1 milyon 250 bin euro'ydu. Bu rakamlar son derece uygundu.

Montes beni dinleyerek İstanbul'un yolunu tuttu. Webo'yu Galatasaray'a sundu. İspanyol menajerin bana dediğine göre Galatasaray Webo'nun ve kendisinin yüzüne bile bakmamış. Galatasaray transfer izleme komitesi Fatih hocaya "Webo'dan iyi futbolcu olmaz işimize yaramaz" raporu vermiş. Bu olay üzerine şaşkına dönen Vicente Montes İstanbul'da bir kaç gün kalarak bu futbolcuyu son çare olarak İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a sundu. Belediye'yi çalıştıran Abdullah hoca Webo'ya onay vererek hemen transfer etti. Hemde son derece uygun bir fiyata... Sanırım 750 bin euro bonservis bedeli ödeyerek bu futbolcuyu aldılar. Webo İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile 54 maçta 24 gol atmayı başardı. Şimdide Fenerbahçe'ye transfer oldu.

Fenerbahçe formasını giydiği ilk iki maçta gol atmayı başararak Türkiye'nin en iyi transferlerinden biri olduğunu gösterdi. Webo bu sezon sonuna kadar 10'un üzerinde gol atmayı başarır. Bu olay gösteriyor ki futbolcu transferi Türkiye'de reklam ve forma satışı üzerinden gerçekleştirliyor. Webo, Galatasaray'a belki forma sattıramazdı ancak İspanyolların dediği gibi terini ve derisini sahada bırakacak bir futbolcuydu.

Yazının devamı...

Simeone Emre'ye hiç ısınamadı

30 Ocak 2013

Emre'nin Fenerbahçe'ye geri dönmesi asla bir sürpriz değildir. Asıl sürpriz Emre'nin Atletico Madrid'e transfer olmasıydı. Emre Belözoğlu, Atletico Madrid teknik yönetiminin onayı alınmadan apar topar La Liga'ya götürülmüştü. Arda transferinde elde edilen başarı, Emre'nin menajeri Ahmet Bulut'un ortağı Portekizli ünlü menajer Jorge Mendes'in İspanyol kulübü ile olan hisse ilişkisi, milli futbolcumuzun bedavaya gelmesi, tüm bu faktörler Emre'ye La Liga yolunu açtı.

Ancak açılan bu yolda tek engel Simeone idi. Arjantinli teknik direktör, "Benden habersiz hatırla futbolcu alırsanız, ben de oynatmam" diyerek milli futbolcumuz aleyhine tavır koydu. Bunu da sahaya yansıtarak Emre'yi lig maçlarında sürekli yedek tuttu. İstatistiklere baktığımız zaman Emre'nin ligde sadece 4 maçta ilk 11'de sahaya sürüldüğünü görürüz. La Liga'da henüz 90 dakikası olmayan Emre, bu duruma daha fazla dayanamayarak Türkiye'nin yolunu tuttu. Bir anlamda profesyonel kariyerinin sonuna gelmiş Emre "Son noktayı ben koyarım. La Liga'da yedek kalmaktansa Süper Lig'de aktif olur öyle futbola veda ederim" dedi

İspanya'nın iki önde gelen spor gazetesi Marca ve As, Emre'nin gidişine herkesin sevineceğini yazdı. Emre'nin uzun süredir bir çıkış aradığını belirten Marca yazarları, Türk milli futbolcunun gidişinin Atletico cephesinde bir kayıp olmadığını söylediler. Emre'nin İspanya'da kaldığı süre içinde gerek arkadaşları gerekse basınla olan ilişkilerinin tam bir örnek teşkil ettiğini hatırlatan yazarlar, "Sorun Emre'nin kalitesinde değil, getiriliş biçimindeydi" dediler. Şimdi tüm gözler Simeone'ye çevrilmiş durumda... Arjantinli hoca, Emre'ye belki neden ısınamadığını açıklamayacak ama sevindiğinden hiç kuşkum yok. Çünkü üç kulvarda da kupa mücadelesi veren Atletico Madrid'in elindeki kadro son derece sınırlı. Sürekli takviye istendiği bir ortamda Emre'ye yol gösteriliyorsa bunun tek suçlusu Simeone'dir.

Yazının devamı...