Türk olmak!

26 Nisan 2011

Nuri Şahin’in sözleşmesinde, 6 milyon euro ödeyen bir kulüp olursa gitmekte serbest olduğuna dair bir madde olduğu konuşuluyordu bir süredir.
Dün gelen bir haber bunun doğru olmadığını söylüyor. Dortmund Sportif Direktörü Watzke, Nuri’yi satmak istemediklerini, ancak sözleşme uzatmak istemeyen genç oyuncuyu bu şartlarda en az 20 milyon euroya satabileceklerini söyledi. Şahin’den gelecek paranın yarısını takımı güçlendiremek için kullanacaklarmış (Geri kalan yarısıyla ne yapacaklar kim bilir! Kalan borçlar ödenecek ya da gençlere yatırım yapılacak yeniden).
Nuri’yi 2005’ten bu yana Arsenal’in birkaç kez transfer etmek istediği biliniyor. Dedikodular Inter ve Real’in devrede olduğunu söylüyor. Dedikodu dediysek, Robinho Kahramanmaraşspor’da tarzı bir dedikodu değil. Transfer kulislerinde konuşulan tarzda. Gazeteci fantezisi değil, menacer ve yöneticilerin konuştuğu cinsten...
Yani sözün kısası Nuri kalsa da gitse de bu yıl Avrupa transfer piyasasının zirvesinde olacak. Ve muhtemelen 3 büyük ligden birinin zirve takımlarından birine gidecek.
Bu durumun anlattıklarına biraz kafa patlatalım istedim.

1-Pasaportun önemi yok:
Türkiye’deki yıldız adaylarının ısrarla söylediği ‘Türk olduğumuz için bizi almıyorlar’ cümlesinin bir safsata olduğunun bundan daha güzel bir ispatı olamaz. Hem de Almanya’da Türklüğü seçmiş genç bir çocuk bunu bize ispat ediyor.

Yazının devamı...

Hakkınız yenmesin

19 Nisan 2011

- Bundesliga’nda düşme hattının hemen üzerindeki Eintracht Frankfurt’tan geldi devre arasında... Orada daha çok rezerv takımdaydı. Bugün 3’lük mücadelesi yapan ve ilk maçta 3-0 yenilgiye rağmen kupada final arayan Gaziantepspor’un en parlak oyuncularından Cenk Tosun. Bireysel bir gösteri yapıyor. Driplingi, topsuz oyunu, sağı solu kafası, her şey var onda.
Hepimiz Galatasaray yöneticilerine nasıl bu adamı almadınız diye sorarken, o bu tercihin kendisine ait olduğunu söyledi. Tolunay Kafkas’ın onun için çizdiği yola giren Cenk, yeni bir sporcu düşünce yapısını da ortaya koyuyor aslında. Başlı başına bir iş yaptığı... Bizim kolay anlamadığımız bir iş.
Çünkü en doğru gibi duranı tercih etmemek de, kariyeriniz için en iyisi olabiliyor bazen...
- Olcan Adın, yıllarca Fenerbahçe’de görev bekledi. Antalya ve Karşıyaka’ya kiraya gitti. Yumuşak, teknik bir orta saha adamıydı. Ama 2 yıldır hem bek, hem hücumcu orta saha olarak milli takımı zorlayan bir performansı var. Sadece oyun olarak değil, fizik olarak, mevki olarak başkalaştı. Couceiro onu ilk kez sol bek oynattığında, itiraf edeyim bayağı dalga geçmiştim. Bizde böyle dönüşümlere alışık değiliz zira. Ama Portekizli haklı çıktı. Hendi jenerasyonun en iyi orta saha oyuncularından biriydi. Selçuk İnan ve Sezer Öztürk’ün olduğu bir takımda orta saha liderliği görevi ona verilmişti. Fenerbahçe’de oynuyordu. Havalı olması için yeterli sebep vardı. Ancak zorunda kaldığı zaman dönüşmeyi değişmeyi bildi.
Çünkü bazen insan kral olmanın hayaliyle büyüse de iyi bir asker olmanın değerini de anlayabilecek kadar akıllı olabiliyor.
- Onu kalede görünce dehşete kapılıyorum diyen bir hocanın yönetiminde ayakta durabilmek bir iştir.
Hakkında “Fizik olarak çok ağır” bu seviyede bir kaleci olması imkansız denen bir adamın, bugün dünyanın en iyilerinden biri olarak gösterilmesinin altındaki hikayeye iyi bakmak lazım. Volkan Demirel zor bir yerden başladı, selefi Barcelona’ya transfer olmuştu. Sevinirken kolu çıktı. Lincoln’ü sahada kovaladı. Schalke maçında tamamen kendi hatasından kaynaklanan bir ıska golü yedi. Nonda’dan şampiyonluğa patlayan bir gol sonra...

Yazının devamı...

Burak yılmıyor

18 Nisan 2011

Belki Bekir Ozan ve Svenson’un dirençli performansları sebebiyle, Selçuk ve Colman sezonun en düşük performansını gösterdi dün akşam... Cale’nin Volkan karşısında özellikle ilk yarıda tam anlamıyla dökülmesi de buna etki etmiş olabilir. Çünkü Bursaspor savunma ve hücumunda topa kim sahip olsa mümkün olduğunca çabuk Volkan’a döndü. O da kendi mevzini darmadağın etti.
Konuk ekibin bu kadar çabuk hücum alanına geçişi, üstüne etkili de oluşu, Trabzonspor’un topa sürekli sahip olmasını engelledi. Dolayısıyla Selçuk ve Colman oyunun kalbi olamadı. Çünkü onların oyunda başrolü almaları arkalarındaki ve önlerindekilerin savunma görevlerini sonuna kadar yapıp, onları topun sürekli sahibi yapmalarına bağlı. Aksi taktirde onlar da açık denizde kayboluyorlar.
Dün özellikle ilk yarıda öyle anlar oluştu ki, bu oyuncuların varlığını unuttuk. Trabzonspor’un kendi evinde puan kaybettiği maçlarda dahi bu ikilinin çok daha iyi oynadığını defalarca gördük halbuki. Hatta bunlardan biri yokken dahi Trabzon’u farklı yapan hep bu hat oldu. Dün ise durum farklıydı.
Bu sol kanat çöküntüsü ve orta sahada topa sahip olamamanın sonucunda Trabzonspor kendi standardında oynayamadı belki ama Bursa’nın da genel olarak Volkan’ın performansına eşlik edemediğini de söylemeli. Son şampiyonun son transferleri isim olarak belli bir kalite anlatıyor olabilir. Ama misal Turgay’ın geçen yıl yaptığı katkının 10’da birini yaptılar mı derseniz, cevap vermeye bile gerek olmadığını söylebilirim...
Bursaspor dün büyük bir iyi niyetle ama aksak bir yapıyla kendisini ‘rezil’ dedikodulardan sakındı. Burada bir kuşku yok. Ancak önümüzdeki yıl yeniden şampiyonluk mücadelesine dönecekse bu yılki teknik performansından dersler çıkarmalı.
Lidere dönelim. Bu bir takım oyunu. Herkesin birbirini tamamlaması gerekir. Burak Yılmaz gibi her kapıdan kovulmuş bir adamın 30 yıla yaklaşan bir şampiyonluk hasretini tamamlayan adam oluşu gibi bir duruma ise kolay kolay rastlanmaz.
Şenol Güneş’in, Onur’un yokluğunda Tolga’nın, Jaja’nın, Umut’un, tabii ki Şenol Güneş’in, ilk yarıda Serkan’ın, çoğu zaman Selçuk’un payları önemli. Hem de çok...

Yazının devamı...