Türk futbolunun marka değeri yükselmeli

Yeni sezonun başlamasına kısa bir süre kaldı, ancak kulüpler işler mali anlamda iyi gitmediği için her yılki şaşaalı transferleri yapamadı. Her transfer dönemi geldiğinde, takımların onlarca futbolcuyu almak istediği haberleri spor sayfalarını süsler. Bu durumun gerçeği yansıtmadığını, olan biteni biraz takip eden herkes iyi bilir, ama yine de desteklediği takımın bir dünya starı getirme umudunu içeren haberleri görmek ister. Bir anlamda, herkesin gerçeği bildiği ama hiç kimsenin var olan durumu itiraf etmediği bir tür ‘suskunluk yasası’ devreye girer.

Yayıncı kuruluşla yapılan naklen yayın anlaşmasının arkasında, ligimizin çok izlenir ve kâr getiren bir lig olduğu gerçeğinin yatmadığını başta Futbol Federasyonu, kulüpler ve medya olmak üzere, tüm futbol camiası biliyor. Türkiye’deki futbol kulüpleri, yıllardır alışageldikleri gibi kötü yönetim anlayışlarının sürmesi ve herhangi bir şekilde hesap verme gibi bir durumun olmaması arzusunda. Buna karşın UEFA’nın Finansal Fair Play ilkeleri, ellerini kollarını bağlıyor ve ülkedeki ekonomik sıkıntı, futbolcuların ve teknik heyetin ücretlerinin ödenmesinde sorun teşkil ediyor. Zaten bu yüzden de ülkedeki yabancı teknik direktör sayısı son dönemde azaldı ve yerli isimlerle yola devam etmeye başlandı. Şu an Süper Lig, kulüplerin gelirlerinin giderleri karşılayamadığı, asli faaliyetlerden kâr elde edilemediği için borçların ödenemediği, kulüplerin çoğu özkaynaklarını yitirdiği için özkaynak açığı veren, mali yetersizlikler nedeniyle sportif rekabet gücünün yitirildiği bir lig konumunda.

En büyük sorunlardan biri de, futbola katkı verecek isimlerin yerine maalesef kendi ceplerini doldurma niyetinde olanların görevde olması. Paralı başkan tanımıyla gelen kapital sahipleri, kulüplere görünürde ya da gerçekte sıcak paralar veriyor, ancak borçlar kat kat artıyor! Bu tip başkan ve yöneticileri göreve getirirken altta yatan mantık, işadamlarının futbol dünyasında dönen büyük paraları yönetmekte daha yetkin olacağı iddiası... Ama her defasında, her kulüpte hüsran yaşandı. Türkiye’den UEFA Şampiyonlar Ligi’ne katılıp mali durumunu düzelten bir kulüp bile yok!

Bugün Türk futbolunun hiçbir marka değeri yoktur. Kulüplerde ve federasyonda büyük paraların dönmesi marka yaratmaz.

Türk futbolunun devletten başka sponsoru kalmamışken hangi markadan bahsedilebilir ki. Ligin isim hakkı Spor Toto’nun... Bir devlet kuruluşu... Kupanın isim hakkı da bir kamu kurumu olan Ziraat Bankası’nda. Madem ligin, futbolun marka değeri var, neden yerli ya da uluslararası bir firma en büyük iki organizasyonumuza sponsor olmuyor! Otomobil firmaları, ülkemizde fabrikaları olanlar var, hiçbiri sponsorluk teklif etmiyor. Günümüzde marka liglerin hepsi dünya televizyonlarından, büyük paralar ödenerek canlı olarak yayımlanıyor. Buna karşılık, dünyada hiçbir ülke Süper Lig’den canlı maç yayını yapmadığı gibi, şöyle yarım saatlik bir özet program bile yayımlamıyor. Marka olsanız, ilgi ve beğeni uyandırsanız neden yayımlamasınlar.
Buna en güzel örnek, geçenlerde basketboldan geldi. Türkiye Basketbol Milli Takımları’nın ana sponsoru Total oldu. Çin’deki Dünya Kupası’nda mücadele edecek olan 12 Dev Adam’ın sloganı da ‘Enerjisi Güzel Takım’ olarak belirlendi. Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören, imza töreninde, Basketbol Süper Ligi’nin isim hakkını da istediklerini belirtti, “Değerli başkanımızdan bir isteğimiz var. Basketbol liginin isim hakkını da misli.com olarak istiyoruz” dedi. Yıldırım Demirören, 2011-2012’de Beşiktaş basketbol takımına da sponsor olmuştu. O dönem Beşiktaş üç kupayı da müzesine götürmüştü.
Türk futbolunun da marka değerinin yükselmesi için, Yıldırım Demirören gibi başarılı iş insanlarının taşın altına elini koyması gerekiyor. Her şeyi devletten beklememeliyiz...
Marka değeri daha yüksek, sakatlıkların olmadığı, futbol dolu bir sezon geçirmemiz dileğiyle, tüm takımlarımıza başarılar
diliyorum.