Anlattığınız gibi yaşamak

Suriye’deki vahşetin, katliamın üzerinden yıllar geçti... 3.5 milyon Suriyeli göçmene bu ülkenin halkı bakıyor.

Suriye’deki vahşetin, katliamın üzerinden yıllar geçti...

3.5 milyon Suriyeli göçmene bu ülkenin halkı bakıyor.

Devlet misafir ettiği milyonlarca insana milyarlarca dolar harcıyor...

Yine de Avrupa ülkeleri bize insan hakları dersi vermeye kalkıyor...

Ve medeniyet anlatıyor bize...

Lakin sadece anlatıyor...

Sarı Yelekliler eylemlerinde medeni yanlarını ve insanların gösteri haklarını ne kadar kullandırdıklarını da gördük.

Medyadaki haberlerini de...

***

Sömürgeci yanları o kadar ağır basıyor ki...

Doğu’ya yıllar boyunca yaptıkları seferlerinde ne buldularsa çalıp götürdüler...

Ve insanları karın tokluğuna yıllarca çalıştırıp, tüm yer altı ve yer üstü kaynaklarını, altın, elmas, petrol ve değerli madenlerini çıkarttılar ve trilyonlarca dolar para kazandılar.

Müstemlekesi olmayan tek devlet bizim ülkedir.

Asırlardan beri bu yola hiç başvurmamıştır.

***

Suriye’deki kriz Arap Baharı’nın rüzgârıyla 15 Mart 2011 tarihinde Dera şehrinde başlamıştı ve Suriye’de birkaç ay sonra bu savaşın biteceğine dair yapılan hesapların da hepsi boşa çıkmıştı...

Meğerse dünyanın eli oradaymış ve arı kovanı gibi gözüken Suriye akrep kovanına dönüştürülmüş, bizim de bundan hiç haberimiz olmamış.

Ve evde yapılan hesabı kimler yaptıysa, iç savaşın patlamasıyla Suriye o günden beri dünyanın bir numaralı krizi oldu.

***

Nobel Edebiyat Ödülü alan Orhan Pamuk’un da içinde bulunduğu, İsrailli yazar David Grossman, İtalyan yazar Claudio Magris, Cezayirli yazar Bualem Sansal, Alman yazar Martin Walser, Alman kökenli Fransız siyaset ve toplum bilimcisi Alfred Grosser’den oluşan bir grup 2012 yılında Fransız Libération gazetesinde bir mektup yayımlattı...

Mektupta, Beşar Esad’a “Suriye halkını kurtarması için” istifa etmesi ve çatışmakta olan tarafları BM çatısı altında müzakereye davet etmesi çağrısında bulunmuşlardı...

İstifanın “Esad’ın kendisi, ailesi, dostları, bölge ve dünya için tek gerçek çözüm yolu” olduğu görüşünü dile getirdikleri mektupta, “İstifa dışında ne yazık ki sizi ve ailenizi bekleyen tek yol var: Saddam Hüseyin veya Kaddafi gibi ölüm. Ya da La Haye’de mikropsuz bir hücrede ömür boyu hapis” ifadeleri kullanılmıştı. Suriye konusunda “büyük devletlerin” hesaplarını, Birleşmiş Milletler’in ise “tereddütlerini” eleştiren yazarlar, Esad’a kendisini şimdilik destekleyen Rusya ve Çin’e fazla güvenmemesi tavsiyesinde bulunmuşlardı.

***

Suriye’de yaşanan insan katliamına karşı bir duruş sergilemesi gereken yazarlar o günden beri tek bir mektup yazmadılar.

Ve Afganistan, Pakistan ve Irak’ta terörize edilen hayatlara, PKK’nın zulmüne, Filistin’deki katliamlara karşı duruş sergileyen bir mektup kaleme almadılar... Edebiyatçılar da edebiyatı artık büyük devletlerin oyunlarına tahsis etmiş ve tereddütlü hesapların bir parçası haline getirmişti...

Sarı Yelekliler için ise bir mektup kaleme almadılar...

Kısacası, “Anlattığınız insanlar değilsiniz” misali bir edebiyat dünyası içindeyiz...

Anlattığınız insanlar değilseniz, dünyaya anlatacak bir masalınız, romanınız yok demektir...