İsimsiz mektuplar

Oruç aç kalma yarışı değildir... Susmak, durmak, düşünmek gerek...Ve kendini tutmak...

Oruç aç kalma yarışı değildir...

Susmak, durmak, düşünmek gerek...

Ve kendini tutmak...

Kirpiklerimizin arasından geçip giden yılların muhasebesini yapabilmektir.

İslam coğrafyası bu duyguların çok uzağında bir yerlere savrulmuş ve farkında bile değil.

Belirsizliğin kucağına oturmuş...

Ve fitne oyunlarına yenik düşmüş.

***

Yetmemiş, yetinmemiş yetmiş üç fırkaya bölünmeyi başarabilmiş.

Yaşadıklarından ders çıkartamamış.

Küresel güçlerin efendilerinin kuklaları olmuş ve asıl gayenin ötelerinde gezinmiş.

Ve gezinmeye de devam ediyorlar.

***

Ve İslam coğrafyası, Afrika’daki safari merkezine dönüştürülmüş sanki.

Av zamanı denilen günler yaşanıyor...

Silahlar böylesine kutsal günlerde dahi susmuyor...

Düşmanını dahi tanıyamayacak kadar körleştirilen kalabalıklar, camileri, türbeleri yıkıyor...

Bebekleri, çocukları, kadınları ve insanları katlediyor...

Güçlerin terörize ettiği kalabalıkların ellerine tutuşturulan silahlarla kentler yıkılıyor ve yağmalanıyor...

***

Batılı efendiler kendilerine yeni açık pazar ülkeleri arıyor...

Silah, kurşun, bomba, füze, tank, uçak, helikopter, mayın fabrikaları para kazanıyor...

İnsanlar öldükçe, kentler yağmalandıkça, bombalandıkça, evler yıkıldıkça, araçlar yakıldıkça Batılı efendiler para kazanıyor...

İnsanlar her şeyini bırakarak sınır boylarına kaçıyor...

***

Aç ve susuz yüz binlerce insan hudut boylarında yaşıyor, belki de ölümü bekliyor...

Yaşamın kıyısında yaşamanın ne demek olduğunu kaç insan anlayabiliyor?

Batılı efendiler her geçen gün kendi aralarında birlik ve beraberliğe yeni adımlar atarken, İslam coğrafyası her geçen gün daha da birbirinden kopuyor ve nehirlerden kan akıyor...

Nehirlere bırakılan isimsiz mektuplar o kadar çok şey anlatıyor ki...