Modern yaşamın uzağında bir yerlere savrulmuş...  
Ve belirsizliğin merkezine oturtulmuş...
Fitne oyunlarına yenik düşmüş...  
Yetmiş üç fırkaya bölünmeyi başarmış ve terörize olmayı başarabilmiş!

Küresel efendilerin kuklası haline gelenler asıl gayenin ötelerinde geziniyor.
İslam coğrafyasından söz ediyoruz...
Afrika’daki safari merkezine dönüştürülen coğrafyada “Av Mevsimi” tarzı filmler çekiliyor...
Silahların gölgesinde sürüp giden bir hayatın kucağında çocuklar büyüyor...
*
Küresel güçlerin terörize ettiği meçhul kalabalıkların ellerine tutuşturulan silahlarla kentler yağmalanıyor...
Osmanlı Devleti’ni tasfiye eden güçler mallarını paylaşmakla yetinmedi, şimdi de bölgedeki halkları birbirine düşürme operasyonu yapıyor.
İslam âlemi bin yıldan beri “sadıkları ihanete, hainleri sadakate davet etme” hastalığından kendisini hiç kurtaramıyor.
İnsanlar hayatına dair her şeyi bırakarak sınır boylarına kaçıyor...  
Aç ve susuz yüz binlerce insan hudut boylarında yıllardan beri ölümü bekliyor...
Yaşamanın kıyısında ölümü bekleyerek yaşamanın ne olduğunu anlayan var mı?
*
İslam coğrafyası her geçen gün biraz daha birbirinden kopuyor ve nehirler kan akıyor...
Bin asırlık tarihin muhasebesini yapma günleri kapıya dayandı.
Sokaklarımıza kadar düşen çıplak ayaklı Suriyeli çocuklar, annelerin halini gören var mı?   
Oyun içindeki oyunlara aldanmayı gelenekselleştirdik.
Ve ayakta kalan son ülke Türkiye’nin kıymetini artık herkesin bilmesi lazım!
Nehirleri ve denizleri geçmek isteyen ama yaşamanın bedelini canıyla ödeyen binlerce insanın feryat dolu mektuplarını okuyan var mı?