Uçurumların kıyısında

Eklenme Tarihi06.03.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi06.03.2018 - 0:29

Ortadoğu’yu istila etmek isteyen Batılı ve küresel güçler kaç asırdan beri git-gel stratejisiyle orayı yangın yerine çevirdi.

Ortadoğu’yu istila etmek isteyen Batılı ve küresel güçler kaç asırdan beri git-gel stratejisiyle orayı yangın yerine çevirdi.

Okuldan, kalemden ve defterden mahrum bıraktıkları nesillerin günü geldiğinde dünyanın başına büyük bir problem olacağını tahmin edemediler, edemiyorlar...

Batı medeniyeti Moğol istilası gibi İslam Medeniyeti’ni talan etti; savaşa giden tüm fay hatlarını dinamitleyerek harekete geçirdiğinden beri dünyaya huzur hâkim olamıyor...

Savaş ekonomisi ve sömürge zihniyetiyle İslam ülkelerindeki tüm yer altı ve yer üstü kaynakları ele geçirmeye çalıştıkça her ülkeyi bir bataklığa çevirdiğinin farkına da bir türlü varamıyor...

Ve... Sonuçta zamanı geldiğinde ise terörize edilen ve yangın yerine çevrilen bu ortamın alevleri kendilerine de sıçrıyor...

***

800 yıl boyunca Avrupa’ya bir arada yaşamayı öğreten, ötekine tahammül ettiren, yere göğe sığdıramadıkları Batı Medeniyeti değildir. 

Tarık Bin Ziyad’ın fethiyle coğrafyaya yerleşen Endülüs Emevi Devleti’dir...

Yedi milletin bir arada yaşamasını sağlayan Endülüs İslam Medeniyeti’ni parçalayabilmek için Kilise büyük bir çaba sarf etmiştir.

Haçlıların oluşumunun ve seferlerinin başlamasının birinci nedeni olan Endülüs’te Amerikalı yazar ve seyyah Washington Irwing’in deyimiyle, “Hıristiyan toprağının bağrındaki Müslüman sarayı; Batı’nın gotik binaları arasındaki Şark abidesi; fetheden, yöneten ve yok olup giden yiğit, zeki ve seçkin bir halkın zarif kalıntısı Elhamra...” diyerek aslında bir devri özetliyor bizlere...

***

Endülüs coğrafyasında yaşadıklarını ve izlenimlerini yazan, 19. yüzyılın önemli edebiyatçı ve seyyahlarından biri olan Irwing, gezdiği İspanya coğrafyasındaki izlenimlerini “Endülüs’ün Tarihi Temel Özellikleri” adlı eserinde toplar.

“Hıristiyanlık ve Kilise’nin gerçek yüzünü insanlığa gösteren” tarihi bir belge sayılan eserde “Müslümanla-rın geleneksel, siyasi, dini ve ekonomik zaaflarını ortaya koyan bir ibret sahnesi”nde yaşanan ihanetlerin, etkileşimlerin ve değişimlerin hikâyesini bize anlatıyor...

***

Nobel ödüllü Fransız Pierre ve eşi Marie Curie, radyasyonla ilgili çalışmaları için 1903’te Nobel Fizik Ödülü’nün yarısıyla ödüllendirildi. 

Her ikisi de çökertilen bir medeniyetin yıllar sonra ardından diyorlar ki:

“Endülüs’ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyorduk!”

***

Endülüs dönemine ilişkin bir çalışmada editör olarak, o dönemle ilgili bir makalesinde Feridun Bilgin şunları yazıyor:

“Endülüs, kızları, kadınları ve çocukları zorla ellerinden alınan, çıkarılan fermanlarla baskıyla din değiştirmek (Katolik olmak) zorunda bırakılan, temel dini ritüellerine (kelime-i şehadet getirme, namaz kılma, oruç tutma, hacca gitme vb...) engel olunan, domuz eti yemek ve şarap içmek zorunda bırakılan, kısacası, kendi öz vatanlarında parya durumuna düşürülen bir halkın yüzyıllarca yaşadığı, tümüyle kaybedilmiş olan tek İslam ülkesidir.”

***

İşte, Irak, Afganistan, Yemen, Tunus, Fas, Pakistan, İran, Cezayir, Libya, Mısır ve Suriye’de yaşananları görüyoruz...

Diğer İslam ülkelerinin de onlardan bir farkı yok...

Kazanların altına odun taşıyan Batı, bu yangında kendilerinin de bir gün yanacağını unutuveriyor...

Bir arada yaşamayı sanatlaştıran İslam Medeniyeti’ni yok etmeye çalıştıkça Batılı ve küresel güçler bir arada savaş günlerinin çanlarını çalıyor ne zamandan beri.

Ve Nobel ödüllü Pierre ve eşi Marie Curie gibi akil insanlardan da yoksun kalmış Batı ve küresel güçler her geçen gün biraz daha uçuruma doğru dörtnala koşuyorlar...