100 yıl yaşayacağız, iyi de mutlu olacak mıyız?

“Önümüzdeki 80 yılınızı nasıl değerlendirmek istersiniz?” Farkındalar mı bilmiyorum, ama bugün 20’lerinde olanların yanıtlaması gereken soru bu. Çünkü bilimsel hesaplara göre 100 yıl yaşayacaklar. Bugün doğanların ise yaşam süresi, 105 ve üzeri olarak hesaplanıyor.

Öğrencilik ne kadar sürecek? İş hayatı kaç yıl sürecek? Ya emeklilik? Bu işin yaşlılığı var. İnsanlar torunlarının çocuklarını, hatta çoğu zaman onların da çocuklarını görebilecekler. Bu durumda aile içi ilişkiler, ebeveyn çocuk dinamikleri nasıl değişecek?

Nüfus artışı nasıl sorunlar doğuracak?

100 yıl yaşamın sağlık bakımından kalitesinin de yüksek olacağını farz ediyor bilim adamları. Yani yatarak geçirilecek bir süreden değil, son yıllarına kadar aktif bir yaşamdan söz ediyoruz. 30 yaşında genç, 50 yaşında genç yetişkin, 70’te orta yaşlı, 90’da yaşlı olunan bir hayat.

İşin başka yönleri de var. Yoksulluk ortadan kalkmayacağına göre 100 yıllık yoksulluğa ve sefalete hazır mıyız? Peki 100 yıllık yalnızlığa?

İnsan 100 yılda kaç ilişki yaşayacak? Kaç kez âşık olacak? Kaç kez terk edilecek ya da terk edecek? Kaç kez evlenip boşanacak? Kaç kez depresyona girecek?

“The 100-Year Life: Living and Working in an Age of Longevity, Bloomsbury” adlı kitap London Busines School’dan Linda Gratton ve Andrew Scott tarafından hazırlanmış. Bu soruların ve daha fazlasının yanıtını arıyor. Henüz piyasaya çıkmadı (Amazon’da ön siparişe açılmış) ancak hakkındaki değerlendirme yazısını Financial Times hafta sonu ekinde geçen hafta Simon Kuper yazmış.

Okudukça ütopik bir dünyanın kapılarını araladı bu yazı bana.

“100 yıllık ömür asla sadece 100 yıllık ömür değilmiş” diye düşünmekten kendimi alamadım doğrusu...

Kitaba göre, biz bugün üç aşamalı bir hayat yaşıyoruz. Eğitim, kariyer ve emeklilik. Bugün doğan çocuklar muhtemelen emekli olmak için 80 yaşına kadar çalışmak zorunda kalacak. Bu neredeyse 55 yıllık bir kariyer süresi demek. Bu süreyi bırakın tek bir firmayı, tek bir sektörde geçirmek mümkün değil.

Tek bir eğitimle geçirmek de mümkün değil. Zira teknoloji çok hızlı gelişiyor, dünya çok hızlı değişiyor ve 55 yılda sizin aldığınız eğitimin içeriği taş devri düzeyine inmiş olacak. O yüzden insanlar kariyerleri boyunca eğitim almaya devam etmek zorunda olacaklar. Ara eğitim kurumsallaşacak. Genel eğitim iki aşamalı olacak. İlki 100 yıllık hayata dair düşünme tarzına ve yaşam kültürüne odaklanacak, ikincisi mesleki eğitim olacak.

Kitaba göre, yepyeni bir yaş dönemi ortaya çıkıyor. 18-30 yaş aralığı. İnsanlar hayatlarının bu dönemini, önlerindeki 80 yıllık ömrü nasıl değerlendirmek istediklerini arayarak geçirecekler. Pek çok işe girip çıkacak, dünyayı gezecekler, bu dönem onların deneme yanılma yılları olacak, bir yere bağlı olamayacaklar (laf aramızda, 100 yıllık olmayan kuşağın da hayatı 40’lara kadar böyle geçiyor zaten).

Kadınlar çocuklarına bakmak için kariyerlerini terk etmek durumunda kalmayacak.
Çünkü 55 yıllık bir kariyerde doğum izni ve çocuk yetiştirmek çok kısa bir süreyi kaplıyor olacak. Ancak elbette insanlar 55 yıl boyunca çalışmak, hele hele aynı yerde çalışmak istemeyecek. Çok fazla sektör ve iş değiştirecekler. Ve kaçınılmaz olarak 100 yıllık yaşam için daha çok para, daha fazla tasarruf gerekecek. Bu parayı nasıl nereden bulacak insanlar? Ekonomi bilimi de bu sorun üzerine kafa yoruyor.

Hali vakti yerinde olanlar bu 100 yıllık ömrü hakkıyla geçirmeye çalışabilecek ama yoksullar için 60 yıl boyunca aynı iş yerinde düşük ücretlere çalışmak elbette hiç de mutlu bir hayat gibi durmuyor. Bunun sonucunda nasıl siyasi hareketler doğar, dünya haritası nasıl oluşur ve daha pek çok soru var aklımda. Buraya sığmayacak kadar fazla soru sorabilirim.

İnsanlar neleri hesaplıyor, biz Türkiye’de nelerle uğraşıyoruz, şu gündeme bir bakın ve kararı siz verin.

“Türkiye’de 100 yıllık yaşam neye benzer” konusu başka bir yazıya kaldı.