90’larda iyi olan birkaç şey

1990’lı yıllarda savaş vardı, kan akıyordu, ekonomi berbattı, ülke belki de tarihinin en karanlık günlerini yaşıyordu. Ama iyi şeyler de vardı...

-Türkçe pop:Daha iyiydi. Bugün ne dinliyorsanız orijinali ve çok daha iyisi 1990’larda yapıldı. Pop ve rock altın yıllarını yaşadı. Milyonlarca albüm satıldı. Tek tek saymaya gerek yok, Tarkan ve Şebnem Ferah gibi starlar çıktı. Bugün hâlâ o starların üzerine star gelmedi. O yıllarda yapılanları aşamadı Türk popüler müzik âlemi. Toplumsal travmalardan hep orijinal şeyler çıkmıştır. İnsanlar bunalıma girdiğinde hep eğlence ve hayal gücü patlamıştır, belki nedeni odur. Bizim bugünkü bunalımımızdan da bir şeyler çıkar inşallah diye bekliyoruz. Geriye kala kala Uğur Işılak’ın şiiri
ya da en çok bu videolara güldük listeleri kalacak diye de için için korkuyoruz (yani ben korkuyorum).

-Beyoğlu/Taksim:90’lara kadar kimsenin yolunu düşürmek dahi istemediği; pavyonlara, ikinci sınıf içkili mekanlara, berbat otellere terk edilmiş bir yerdi. 90’larla birlikte yeniden doğdu, yeniden kültür ve sanat ortamı haline geldi, Beyoğlu’nun müdavim kitlesi değişti, üniversiteliler buraya yeni bir soluk getirdi, aynı zamanda buradan da etkilenip beslendi. Şimdi şöyle deniyor: Beyoğlu eskiden ne güzeldi. Şu anda Taksim’e çıkmak eziyet. Her taraf ikinci sınıf mekan, saç ektirme turizmine hitap eden turistik otel ve dükkanlarla dolu. Geriye mi gitmişiz, ileri mi, karar sizin.

Kültürde çeşitlilik vardı

-Alternatif gece hayatı ve mekanlar:90’ların başında grunge ve heavy metal ana akım olmuştu. Bu dönemin sonuna doğru elektronik dans müziği zirve yaptı. Tam da bu yıllarda İstanbul’da her türlü zevke hitap eden alternatif bir gece hayatı vardı. Magma gibi underground dans kulüpleri, Kemancı’dan Hayal Kahvesi’ne, Caz Stop’a, Gitar’a, Karavan’a rock ve metal mekanları, kendi halinde iyi müzik çalan Gizli Bahçe gibi kafemsi mekanlar... Gitane gibi rock barlar, Captain Hook gibi punk ve rock kulüpleri.. 2019 gibi, Cool gibi mekanlar... Hepsi farklı eğlence anlayışlarını temsil ederdi. Şimdiki gibi her şey bir örnek, standart kalıplarda ve aşırı turistik değildi. Tuğla duvar, pirinç ayna, eski avize ve babaanne koltuğu henüz keşfedilmemişti belki ama orijinallik ve çeşitlilik vardı.

-Radyo:Aslında bunu yazmadan bayağı düşündüm. Radyo daha iyi miydi diye. Yanıtım evet oldu. Bir kere Okan Bayülgen radyodaydı, Beyaz radyodaydı. Bu insanlar ana akım medyada vasat pop şarkıcılarının albümlerini tanıtan programlar yapmıyordu. Özgün ve taze işler çıkarıyorlardı. Kent FM vardı. Kaybedenler Kulübü vardı. Genç Radyo vardı. Geveze, Ayça Şen, Mete Avunduk hep orada radyoya başladı.

Gündemi belirliyordu

-Dergiler:Dijital medya olmadığından gazeteler çok satıyordu. Hafta sonu ekleri henüz çıkmadığından dergiler çok satıyor, hatta gündem belirliyordu. Günlük haber dışındaki her şey, dosyalar, röportajlar, araştırmalar, anketler, soruşturmalar, portre yazıları hep dergilerde olurdu. Yeme-içme, müzik, moda, lifestyle, siyaset dışı ne varsa tek adres dergilerdi. Gazeteler bu toplara girmezdi. Basın şöyle iyiydi, böyle harikaydı diyemem. Ayıp olur, yanlış olur. Ama dergiler daha iyiydi.

Spotify’ın kişisel öneri listesi

Her zaman diyorum algoritma radyoları tamam faydalı falan ama neticede algoritma bu. Bırakın tanımayı seni hayatında görmemiş, konuşmamış, şöyle bir süzüp “Bu bunu sever” diye düşünmemiş biri seni ne kadar tanırsa işte algoritma da o kadar tanır. Hatta o kadar dahi tanımaz. Spotify dinlediğiniz müzikleri baz alarak size kişisel liste önerdiği bir hizmet başlattı. Sağolsun bana da bir liste önerilmiş. Ama hayatta dinlemeyeceğim bir liste. Ben işim gereği her şeyi dinliyorum. Spotify da bu her şeyi seviyor galiba diye ne bulduysa atmış listeye.

Dedim ya. Algoritma bir yere kadar. Kişisel dokunuş ve “insanlık” her zamankinden daha değerli bugünlerde.

PAZAR ALBÜMÜ

“Another One” Mac Demarco

KIeslowskI’nin“Aşk Hakkında Kısa Bir Film”i gibi bu albüm de aşk hakkında kısa bir albüm. Mac Demarco enteresan bir tip, aşırı rahat, doğal ve bu huylar gitarına bile yansımış. Vibratosuz nota basmayı pek sevmiyor. La bile la değil, diyezimsi. Neticede sekiz adet yeni Demarco şarkısı ve bir de güzellik var albümün sonunda. Yeteri kadar beklerseniz Demarco, New York’taki evinin adresini söylüyor. Yolunuz düşerse beklerim bir kahveye diyor.