Ansiklopedi

Evlerde kütüphane-lerin başköşesinde Larousse’lar, Britannica’lar dururdu. Hâlâ da birçok evde rafların bir yerinde duruyor onlar, eminim. Mesela bizim baba evindeki kütüphanede var dizi dizi.

İnternetten önceki zamanlarda yegâne bilgi kaynağı ansiklopediler ve geniş açıklamalı sözlüklerdi. Bir şey merak mı edildi, hemen raftaki ansiklopedinin ilgili cildi açılır, merak edilen başlık alfabetik olarak aranır, bulunur ve altı tane tane okunurdu. Bu maddeye az yer ayrılmışsa üzülürdü insanlar. Başka kaynaklar aranmaya başlar, bulunan bilgiler karşılaştırılırdı.

Benim gibi meraklı ve biraz da ruh hastası çocuklar bir konuyu merak etmeyi beklemez, bu ansiklopedileri alır, ‘a’ harfinden başlayarak sırayla okurdu. Benim çocukken sesli ansiklopedi yapacağım diye Larousse’ları madde madde teybe okumuşluğum vardır. A harfi bitmeden bunun kötü bir fikir olduğunu anlamışım neyse ki.

Egzotik hayvanlar, bitkiler, dinozorlarla ilgili maddeleri yalayıp yutardım. Önemli kişiliklerin hayatlarını okumayı ayrıca severdim. Besteciler, yazarlar, padişahlar, krallar... Ansiklopedileri severdim ben.

Kimileri genel kültüre hitap eder, kimileri daha özel konulara odaklanır. 1991’de Milliyet’in okurlarına hediye ettiği 20 ciltlik ansiklopedi setinde ekonomi, edebiyat, ülkeler, devrimler, cinsel kültür, uzay, İslam, tarikatlar ciltleri var. 20’nci ve en son cilt “Bilgisayarlar” başlığını taşıyor.

90’ların ortasında Milliyet’in ansiklopedi ve kaynak kitaplar hazırlamak için kurduğu ve başına Hakkı Devrim’i geçirdiği AD Kitapçılık’ta bir süre Fransızcadan çevrilen ansiklopedi maddelerinin Türkçeye uyarlanması ve Türkiye’ye ait bilgilerle zenginleştirilmesi işinde çalıştım yıllar sonra. Şimdi düşününce internetin olmadığı dönemde arşiv araştırması ve sağlam bir dilbilgisi gerektiren çok zahmetli bir işti.

Ansiklopediler, gazetelerin promosyon yarışı sayesinde her eve girdi. Kimileri bu promosyon yarışını, verilen ansiklopedilerin kalitesini küçümser, aşağılar. Biliyorum. Ansiklopedi okul değildir. Size genel bir fikir verir, bilgileri çok güncel ve net değildir çünkü basılı bir kaynaktan söz ediyoruz ve dünya hızla değişiyor. Ama en ufak bilgiye ulaşmada sorun yaşayan bir ülkede, erişim ve dağıtım imkânların kısıtlı olduğu bir dönemde ansiklopedi temel konular açısından -istediğiniz kadar dalga geçin- önemli bir kaynaktı.

90’larda (aslında gazeteler bu işe 70’lerden itibaren girişmiştir) bu millet ansiklopedileri alıp salonundaki rafa koymak için, bilgiye ulaşmak için harıl harıl hiç üşenmeden kupon biriktirmiş bir millettir. Bilgiye, öğrenmeye kendi imkânları dâhilinde değer vermiş bir millettir. Çoluk çocuk okusun öğrendin cahil kalmasın demiş ve kendi bildiği, gücü yettiği kadarıyla bunu ansiklopedileri alıp eve koyarak yapmış bir millettir.

Ansiklopedi sahibi olmak için milyonların kupon biriktirdiği bir ülkeydik, internetteki dünyanın en büyük ansiklopedisi Wikipedia’ya erişimi yasaklayan ülke olduk.

Sadun Boro’nun kemikleri sızlıyor

Gökova’nın en güzel ve el değmemiş köşelerinden, birinci derece doğal sit alanı olan Okluk Koyu’na inşaat yapılıyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Konukevi Dolgu ve İskele Projesi’ymiş adı. Devlet koruması gereken yere bina yapıyor. Ve de iki dolgu iskele. 11 bin metrekare alanı doldurup suni plaj ve beton iskele inşa ediyorlar ki dev motor yatlar yanaşabilsin. Projede 300 kişi kapasiteli tesis ve villalar olduğu bilgisi Muğla Çevre Platformu tarafından veriliyor.

Büyük denizci ve hayatını güney sahillerimizi korumaya adamış doğa aşığı Sadun Boro’nun yıllarca mütevazı teknesi Kısmet’i bağladığı, kışlarını geçirdiği, son nefesine kadar ayrılmak istemediği ve kendi isteğiyle toprağa verildiği yerdir. Özel bir yerdir. Giden bilir çıt çıkmaz, ağaçların suya eğildiği o koyda, sadece balıkların sudaki şıpırtısı ve kuşların ötüşü duyulur.

Ne diyeyim bilemiyorum, üstadın kemiklerini sızlattınız. Bu kadar hoyratlığa, saygısızlığa, sevgisizliğe yazıklar olsun.