'Artık sanatçıya gerek yok'

“Black Mirror”ın yaratıcıları Charlie Brooker ve Annabel Jones: “Bugün müzik, imaj ve sanatçıyı ayrı ayrı dijital yaratım sürecinde bir araya getirerek üretim yapmak teknik olarak mümkün. Bizim hikayemizde yapay zeka sanatçının yerini alıyor”

Black Mirror’ın yeni sezonunu izledikten sonra şöyle düşünmekten kendimi alamadım: Burada sci - fi yok. Distopya yok. Olaylar gelecekte geçmiyor. Hatta bayağı eğlenceli bölümler var. Yoksa “Black Mirror” yumuşadı mı? “White Mirror” falan mı oldu? Ya da gelecekten değil günümüzden mi hikayeler anlatmaya karar verdi? Bilim kurgudan ve “vay be demek gelecek böyle olacak” dedirtmekten vaz mı geçti? Sorularımı içime atmaktansa “Black Mirror”ın yaratıcıları Charlie Brooker ve Annabel Jones’la buluştuğumuzda söyleşiye bodoslama bunlarla girdim. Tamamını bir nefeste sordum, şu yanıtları aldım.

Artık sanatçıya gerek yok

Charlie Brooker: Düşünüyorum da bu görüşe çok katılamayacağım. Geçmişe bakarsak, “National Anthem”i yaptık. İçince sci- fi yoktu. “Waldo”da sci-fi yoktu. “Shout Up and Dance” yine günümüzde gerçek dünyada geçiyordu. Yeni sezonda yer alan “Smithereens”, bu anlamda yine eski usül bir “Black Mirror” hikayesi. Yine yeni sezondan “Striking Vipers”ın da daha önce yaptığımız işlerin çok uzağında olduğunu düşünmüyorum. Evet, bu bir ilişki draması, bir korku filmi değil kabul ediyorum. Ama yine de “Black Mirror” tarzı bir tokat var sonunda. Bence “Black Mirror” her zaman “tatlı/ekşi” oldu.

- Yeni bölümlerde, her zamanki eleştirel dozunuzu daha belirgin hedeflere yönelttiğinizi düşünüyorum. Mesela Facebook’u çok andıran sosyal medya şirketi Smithereens’in CEO’su Billy Bauer karakteri gibi veya Miley Cyrus’ın rol aldığı hikayede gözlemdiğimiz pop müzik sektörünü yöneten aktörler gibi. Nasıl yorumlarsınız?

C.B.: Doğrusu, haberlere bakıp ardından masaya oturarak “Evet bu bölümde kimleri eleştiriyoruz” diye düşünerek yola çıkmıyoruz. Başlangıç noktamız insanı ilgilendiren meseleler ve bu konudaki sohbetlerden çıkan fikirler oluyor. Komik bir fikir, sıra dışı bir fikir, tüyler ürpertici bir fikir. Amacımız aslında salt eleştiri de olmuyor. Mesela Billy Bauer şeytani bir karakter ya da Bond filmlerindeki gibi bir kötü adam değil. İnsanların özel bilgilerini kullanarak dünyayı berbat bir yer haline getirmeye çalışmıyor.

Annabel Jones: Billy Bauer aslında teknoloji dünyasının dişlileri arasında ezilmiş biri. Hızla büyümüş şirketini yönetmeye, ayakta kalmaya çalışıyor. Aynı zamanda bu büyük gücün, tasarımcılar ve yazılımcılar tarafından yaratılan muazzam araçlarını kontrol etmeye çalışıyor ve bunda çok başarılı olamıyor. Yarattığı şeyin insanların hayatında nasıl bu kadar önemli hale geldiğini ve hangi noktadan sonra artık sağlıksız bir şeye dönüştüğünü anlamaya çalışıyor. Bugün teknoloji devlerinin tavrı ve yaklaşımı bir dönemin tütün şirketlerinin tavırlarına benziyor. Yarattıkları teknolojinin insanlar üzerindeki etkilerini öngöremediler. Şimdi herkes işin çok sağlıksız bir yere doğru gittiğini görüyor ve kontrol altına almanın yollarını arıyorlar.

C.B.: Bu insanlar da bir bakıma yarattıkları şeyin esiri konumundalar. Onu kontrol edemiyorlar. Daha fazlasını tartışırsak sanırım spoiler vermiş olacağız.

A.J.: “Rachel, Jack and Ashley Too” adlı bölümde hikaye müzik endüstrisi etrafında gelişiyor. Eğlenceyi sanatı nasıl tükettiğimiz meselesiyle ilgili. Bugün müzik, imaj ve sanatçıyı ayrı ayrı djital yaratım sürecinde bir araya getirerek üretim yapmak teknik olarak mümkün. Bu üretim giderek bireyden soyutlanıyor. Sanatçıyı daha öngörülebilir hale getiriyor. Hiç sesi kısılmayan, morali bozulmayan, hastalanmayan, yüzde yüz performansa sahip sektör için ideal sanatçıya sahip olabilirsiniz. Sahneye asla sarhoş çıkmayacak, uyuşturucu kullanmayacak, yılın 365 günü turnede olabilecek. Bizim hikayemizde yapay zeka sanatçının yerini alıyor. Onun adına onun üretebileceği gibi müzikler üretebiliyor. Burada artık sanatçıya gerek yok. Seyirciye sormak lazım: Sanat nedir, eğlence nedir, sizin hayran olduğunuz sanatçıdan beklediğiniz nedir? Bugün sanatçıların öldükten sonra hayatta olduklarından daha değerli hale gelmesi cidden çağımızın en karanlık alanlarından biridir.

- Bu yıl Whitney Houston hologram turnesine çıkıyor. Zamanında uyuşturucu ve alkol ile sorunlar yaşayan biriydi şimdi hologram olarak gayet sağlıklı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

C.B.: Şöhret onu yok etti. Şimdi cesedini törenle gezdiriyorlar. Şarkı söylüyor ve dans ediyor. (Burada Brooker tune için “goulish” ifadesini kullanıyor. Ölülerin etiyle beslenen “ghoul” adlı yaratığa bizdeki gulyabani- gönderme yapıyor. Müzik sektöründekileri gulyabanilere benzetiyor.)

A.J.: Bugün müzik şirketleri sanatçılar hakkında “Acaba öldükten ne kadar süre sonra diriltmemiz uygun olur” şeklinde düşünüyor. Beş yıl mı yoksa iki yıl mı?

- Hikayelerinizde akıllı telefonlar insanlığın başına gelmiş neredeyse en fena şey olarak karşımıza çıkıyor. Onlarla ilişkimiz sizce gelecekte neye evrilecek?

C.B.: Bence geleceğe gitmeye gerek yok. Evrilme şu an yaşanıyor. Eskiden zararlı mı değil mi diye bakmadan durmadan sigara içiyordum. Şimdi bıraktım. Çünkü zararlı. Telefonları da farklı görmüyorum. Akıllı telefon dediğimiz, içinde sizin dikkatinizi çalmak için yarışan uygulamalarla dolu bir kutu. Zorlayıcı, bağımlılık yaratan bir şey. Baştan çıkarıcı ve çoğu zaman gerçek dünyadan daha rahat ve konforlu. Tam da bunun için insanlar saatlerini telefonlarında geçiriyorlar. Bazı telefonlarda uygulamalarda geçirilen zamana kısıtlamalar getiren ayarlar olduğunu biliyorum. Günün birinde bütün zamanını telefonda geçiren, her yere elinde telefonla giden insanlara, bir zamanlar elde sigara başlarında fötr şapkayla dolaşan adamlara şimdi baktığımız gibi bakacağımızı düşünüyorum.

- Geçen gün yapay zeka hakkındaki bir paneli izliyordum. Salonda yapılan ankette “yapay zekanın geleceğimize etkileri konusunda olumsuz düşünüyorum” diyerek ellerini kaldıranlar neredeyse kalabalığın yarısıydı. Bu bana hayli yüksek bir oran gibi geldi. Siz ne düşünüyorsunuz?

C.B.: İngiliz fizikçi Brian Cox, “İnsanlığın geleceği için en büyük tehdit insan aptallığıdır” demişti. Sanırım sonumuzu getirmek için yapay zekadan daha geçerli bir neden. Yapay zekanın etkilerini öngörmek çok zor. Bizi hiç beklenmedik bir anda kurtarabilecek bir şey de olabilir. Aynı şekilde sonumuzu da getirebilir. Gerçekten bilmiyorum.