Asabiyet dünyası

Günde kaç kez sinirleniyorsunuz? Bir? Üç? Daha fazla? Dürüst olun. Bu yazıyı okuyana dek kaç kez sinirlendiniz mesela? Ya bu yazıyı okurken?

İtiraf ediyorum. Saat daha 09.00 ve bir kez sinirlendim bile. Havaalanındayım. Erken geldim. Pasaporttan geçtim. Güvenlik aramasından sonra gidip bir kahve içip uçağa binene kadar yazımı yazacaktım. Sakindim. Derken, yanımda biri belirdi. Önümde kuyruk, arkamda kuyruk. Yanımdaki bu adam kim ve nereden çıktı? Bir iki bakındım, sessiz kaldım.

Görmezden mi gelsem... Adam resmen kaynıyor. (Ne bileyim acelem var de, uçuşuma geç kaldım de, rica et ve geç) Sonunda şu oluyor. Gülerek: “Siz sırada değilsiniz, sıra arkamdan devam ediyor”. Karşıdan gelen tepki şu: “Buyur geç o zaman.”

Cidden detaya girmeyeceğim. Ama işte günün ilk siniri nur topu gibi geldi. Sinir hastası mıyım? Bilmiyorum. “Sıraya kaynamaya çalıştım evet ve bundan pişmanlık dahi duymuyorum. Üstelik buyur geç diyerek seni ‘patronize’ etmeye çalışıyorum ki daha da sinirlen” diyen biri var. Ve ben hasta mıyım diye kendime soruyorum.

Sinirimi içime atıyorum ben. Dışarıdan çok sakinim. Sağlığa zararlı biliyorum. Gülmeye başladım. Sinirlenince gülmek, en azından elimden bu geliyor.

Twitter’a bakıp sinirlenmeyen var mı? Trafiğe çıkıp araba kullanırken sinirlenmeyeniniz var mı peki? Kalabalık bir otobüste, haberleri dinlerken, Twitter’a, Facebook’a bakarken?

Modern hayat sinirlendirmek üzerine kurulu. Dikkat çekmek, prim yapmak, mesajını vermek hep sinirlendirerek mümkün. Sinirlendiren hep kazançlı, hep üstün. Biz sıradan insanlara da oltaya takılan balıklar gibi kıpır kıpır sinirlenmek düşüyor. Kimse, “Sinirlenmiyorum, sakinim, bende böyle şeyler yok” numarası yapmasın. Bu şartlarda, bu hayatları yaşayıp, bu gerçekliğin içinde sinirlenmeden var olmak neredeyse imkânsız.

Guardian hafta sonu asabiyet dosyası yapmış. Asabi profilleri çıkarmış. Çünkü dünyamız artık asabiyet dünyası. Oku oku kendimden geçtim. Hakikaten ben bu tipleri tanıyorum dedim. Asabi tiplemeleri şöyle. Siz de kendinizden geçin: Korkutucu: Siniriyle karşıdakini ezmeye, sindirmeye çalışır. Bu çok sıradan. Ama bunlardan çok var.

Sorgucu: Karşısındakine sinirlendiğinde soruya boğar: Neden geç kaldın? Nerede kaldın? Sen nasıl bi’ insansın? Sen kendini ne sanıyorsun? Evet, bu da çok tanıdık, milletçe alıştığımız bir asabiyet türü.

Mağdur: İçe doğru patlayan sinirli tipi. Neden bunlar hep beni buluyor? Ben ne günah işledim de başıma bunlar geldi derken bir yandan da karşıdakine baskı kuruyor. Pasif agresif, manipülatif. Ben bu türü hepsinden daha tehlikeli buluyorum. Sinir değil zehir saçıyor.

Başını alıp giden: Sinirlendi mi alır başını gider. Arkasından koşulacak, ondan bin bir özür dilenecek. Ama o bir türlü konuşmayacak, duvar gibi duracak ve tavır yapacak. Hem manipülatif hem baskı kurmacı. Ne çok var aramızda...

Damara basmacı agresif: Sinirini karşıdakinin canını yakacak şeyler söyleyerek yaşayan tip. Karşıdakinin sinirden patlamasını sağlayınca kendi siniri de geçer. Sinirlenmeyi karşısındakine yıkan, “Ya sen n’apıyorsun!” diye üstelenince, “Şaka yaptım, sen niye alındın ki?” diye kaçak güreşen tip bu. En berbat sinirli tiplemesi.

Söylenmeci: Eşyalara küfreder, çalışmayan arabaya küfreder. Güneşe, yağmura, buluta, rüzgâra küfreder. Sinirini nesnelere akıtırken çevresine şu mesajı verir: Akıllı olun, yanlış yapmayın yoksa sıra size gelir. Hesapta yakınlarına sinirlenmeyen ama dağa taşa çatarak negatif enerjisiyle ortamı kontamine eden tip. Çok büyük zarar verir.

Herkes sinirli. Biliyorum. Sinirlenmek yerine sinirlenmek hakkında konuşup yazmak çok daha az zararlı diye düşündüm. Hem bünyeye, hem çevreye.