Babanın tatili

Tatildeyseniz şu anda muhtemelen bir sahilde şezlong stresi yaşıyorsunuz. Erkenden havlu atmak diye bir şey var. Şezlonga havlu atmak. Güney sahillerimizden yeni döndüğümden bu stresi gayet iyi biliyorum. Şezlongsuzluk evsizlikten beter. Çantalar torbalar öylece kala kalıyorsunuz güneşin altında. İnsan ağlamaklı oluyor. Şu anda bayram olduğundan durum daha da beter. Güneyden gelen haberlere göre boş şezlong için kardeş kardeşi vuruyormuş. Tatildekilere kolaylıklar ve sabır diliyorum. Ben atlattım işime gücüme döndüm darısı sizin başınıza.

Tatilde kendimce notlar tuttum ancak daha sonra oturup hepsini bir arada okuyunca sanki hiç eğlenmemişim gibi duruyor. Hâlbuki eğlendim. Babanın tatili demek, “eğlenmemişim gibi duruyor ama aslında eğlendim” demek zaten.

Tatilde herkes gibi fotoğraf çekip Instagram’a koymak istedim. Ama başaramadım. Bir süre sonra da çabalamaktan bıktım. Benim görüntüler Instagram’lık değil Tik Tok’luk oldu. Ne zaman pırıl pırıl bir deniz, egzotik görünümlü bir sahil çekmeye çalışsam kadrajıma üzerinde prenses resmi olan bir kova, kırmızı bir kürek ya da sahilden geçen midyeci girdi. Denizden elinde su ya da güneş kremiyle çocuğunun peşinden koşturan bir anne ya da anneanne çıkmadıysa muhakkak göbekli bir adam çıktı. Ne kadar ıssız bir koya gidersem gideyim en az 15-20 tane tekne, bir sürü pet şişe ve bağıra çağıra telefonla konuşan insan buldum. Mangal dumanı ve ihtiyaç fazlası müzikle dolup taştım. Apartman boyutundaki yatların içinden çıkan jetski’lerin köpükleriyle coştum.

Öte yandan elbette sevgili yavrumla büyük bir mutlulukla vakit geçirdim. Ne zaman bir iki kulaç atsam “babaaaaaaaa geri geeeeel” diye sevgi ve endişeyle beni çağırdı. Birlikte denize girdiğimizde boynuma yapışıp sahile dönmek istedi. Sahile dönünce denize girip onu karşıdaki adaya götürmemi istedi. Kumdan kaleler yaptım, kuyular kazdım. Üzerime küçük kovalarla su dökülerek duş almam sağlandı. Güneşte havası kaçan can simidi ve kollukları düzenli olarak şişirdim. Herkes denizdeyken şezlongları bekledim. Herkes güneşlenirken denize girdim. Gelirken “dışarıdan” su getirdim. Öğle uykularında ve akşamları yoğun istek üzerine kediler kitabını okudum. “Bu kedi neden korkmuş” sorusuna her defasında tatmin edici yanıtlar vermem beklendi.

Tabii ki gece hayatımız da oldu. Gün batımında balık yemeğe gittik. Balıkçı çocuklar için mekânın yanına oyun parkı yaptırmış. Denize sıfır masaya bir iki kez uğrayarak yemeğimizi yiyebildik. Onun dışında salıncak sırasında bekledik, bir sürü boş araba dururken “ama ben kırmızı arabayı istedim” dendiğinden birlikte kırmızı arabayı süren çocuğun inmesini bekledik. Biz bekledikçe onun da oynayası geldi. Sonra eve döndük. Gece hayatının sonu.

Bu tatilimde, erken kalkan ve bundan gurur duyan tatil insanlarına karşı hayretim daha da arttı. Tatilde, sabah işe gider gibi hatta daha da erken kalkıp bundan gurur duyan insanlar var. Saat sekizde bile denize insen, o sırada “hadi artık geç oldu” diyerek eve dönenler oluyor. Yahu kaçta uyandınız, geldiniz de dönüyorsunuz. Plajlar sabah horoz ötmeden aç karnına denize koşan ve bütün gün bununla övünen insanlarla dolu.

Tatilin en güzel bölümü planladığımız gibi işbaşından iki gün önce eve döndüğümüz bölümdü. O iki gün öyle güzeldi ki. Ne iyi ettik de iki gün önce döndük diye kendimizi övdük. Bir dahaki tatilimizden daha da erken dönmeye karar verdik.

En kötü tatiliniz, tatilden eve dönünce iş başı yapmadan geçen o iki gün gibi olsun değerli okurlar. Hepinize iyi bayramlar.