Birkaç iyi albüm

Yılın ilk yarısını geride bıraktık. Şu ana kadar çıkan albümlerden dikkat çekenleri şöyle bir sıralayalım. Eğer hâlâ dinlemediyseniz not ediverin, bir kenarda dursun

“Praxis Makes Perfect” Neon Neon Super Furry Animals solistinin elektro-pop projesi Neon Neon 2013’te yayımlanmış şahane
bir 80’ler albümü. Gruff Rhys ve Bryan Hollon’ı dinlerken bazen Talk Talk, bazen Alan Parsons’ı hatırlıyorum. Hiç şikayetim yok şu ana kadar.

“Soft Will”
Smith Westerns

Son dört-beş yılın en stil sahibi gruplarından, 90’lar usulü indie rock esintili Smith Westerns’in yeni albümü dinledikçe açılıyor. Yılın şu ana kadarki en melodik en şahane rock albümlerinden biri. Yolculuğa çıkanların çantaya (pardon iPod’a, telefona falan) atması gereken şarkılardır mesela “Idol”, “Grossed”, “3 A.M. Spiritual”; benden söylemesi...

“The Victim of Love”
Charles Bradley

Funk ve soul seviyorsanız yılın en iyi “eski usul” albümü bu. Charles Bradley şu anda kanserle mücadele eden ve acil şifalar dilediğimiz Sharon Jones’un firması Daptone’dan çıkan ikinci albümünde 60’lara ve 70’lere ışınlıyor herkesi. Bradley 60’larında ama enerjisi 20’lerinde gibi. Canlı izlemek lazım.

“We Are the 21st Century Ambassadors of Peace & Magic”
Foxygen

Bu albümden yayımlanan ilk single “Shuggie” oldu. Şahaneydi. Sonra “San Francisco” geldi. Onu da beğendik. Aslına bakarsanız
bu albümde boş şarkı pek yok.
“60’ların sonu Kaliforniya” muhabbetini yeniden canlandıran ekipler şu ara fazlalaştı. Los Angeles’lı Foxygen onların en iyilerinden. Gönül rahatlığıyla ailecek tüketebilirsiniz.

“Random Access Memories”
Daft Punk

Çıktığı günden beri listelerde. “Get Lucky” artık o kadar fazla çaldı ki sağda solda, tarihin en güzel ama en çabuk bayıntı getiren şarkısı ünvanını alabilir. Ama robot biraderlerin bugüne kadarki en “canlı” çalınmış albümlerinde daha çok funk ve disco kökenli şarkı var kıyıda köşede (“Within” mesela.)

“Mala”
Devendra Banhart

Banhart’ın Latin kökenli Amerikan folk müziği hem indie sevenlerin, hem folk dinleyicisinin dikkatini çekmeyi başarıyor. “Daniel” gibi klasik usul folk şarkıları, “Für Hildegard Von Bingen” gibi trip hop tadında parçalar, “Never Seen Such Good Things” gibi yeni-hippi havaları art arda sıralanıyor. Albümü dinlerken sıkılmak, sonraki şarkıya atlamak mümkün değil.

Bu filme ve özellikle soundtrack’ine dikkat

“Nasıl oluyor da bizim burnumuzun dibindeki blues’u İngilizler keşfedip bu kadar iyi bir şey yapabiliyorlar?” 60’ların Amerikası’nda Mod’lar gibi giyinip cover söyleyen kasabanın popüler gençleri için normal ve yerinde bir soru. Biz hep o yıllarda başarıya ulaşan grupların hikayelerine odaklandık. Bu hikaye başaramayanların.
İçinden müzik geçen filmler doğal ilgi alanımız. Hafta sonunun bir bölümünü klimalı bir sinema salonunda geçirmek isteyenlere “Not Fade Away”den (Sen Gitmeden Önce) bahsetmek isterim. 2012 tarihli film bizde vizyonda. The Sopranos’un yaratıcısı David Chase’in ilk filmi (evet, rahmetli James Gandolfini de var filmde), rock’n roll müziğinin ilk entelektüel genç kuşakla ilk buluştuğu yıllara odaklanıyor ve buradan bir hikaye anlatıyor.
The E Street Band gitaristi, Bruce Springsteen’in kankası ve elbette The Sopranos’daki Silvio Dante rölünden de hatırladığımız Steve Van Zandt soundtrack’i hazırlamış. 60’ların fotoğrafını çeken bu albüm de bence her genç bünyenin evinde bulunmalı.

İTİRAF EDİYORUM

* “Yanlışlıkla” birkaç günde 250 bin ağacını kesen ve çevreci olduğunu göstermek için elektrik direklerine plastik saksı asan tek ülke olabiliriz. Bu saksıların maliyeti nedir? Toplam kaç adet bulunmaktadır. Elektrik direğine saksı asma ihalesini kim hangi şartlarda kazanmıştır. Bu ihale hangi sıklıkla yenilenmektedir? Biri bunları açıklayabilir mi?
* Yakında devlet ve hükümet binalarının çatısına konulup ucu aşağı doğru sarkıtılacak dev dantel örtü ihalesi açılırsa şaşırmam.
* “Best of Adnan Hoca: Remixes” adı altında bir albümün çok satacağına inanıyorum. Reklamı da şöyle olmalı: “Artık silikon göğüslü estetikli dostlarınızla salonunuzda dakikalar boyunca hiç konuşmadan garip hareketler yaparak dans etmek çok kolay.”

Nasıl müzik yazarı olunur?

En çok bu soruluyor. Kimleri dinlemeli, nelere dikkat etmeli falan filan... Elbette işimiz bunları kapsıyor ama ben müzik yazarı tanımını pek sevmem. Eksik bulurum.
Adımız müzik yazarına çıkmış, asla şikayetim yok ama işin aslı gazeteci olabilmektir. Gazeteci gibi düşünebiliyor ve olayların ardında yatanları merak ediyorsanız o zaman müzik yazarı olur musunuz bilmem ama en azından bir muhabir ya da yazar olabilirsiniz. Yoksa işin “şu albüm iyi, bu albüm kötü” kısmında takılır kalır insan. Müzik gazeteceliği ile ilgilenenlere tavsiyem dünyada bu işi hâlâ en iyi yapan dergi olan Rolling Stone’a göz atmalarıdır. Sordunuz madem, topluca yanıt vereyim dedim.