Biz internetten önce nasıl yas tutuyorduk?

Foto galeri, muhtelif aforizma, Wikipedia’dan derlenmiş hayat öyküsü olmayan, Youtube’dan video paylaşılmayan bir dünyada ölen ünlüler için nasıl yas tutuyorduk hatırlayan var mı?

Biz internetten önce nasıl yas tutuyorduk

Allah hepsine rahmet eylesin, bu hafta, yazıyı yazdığım an itibariyle ölen ünlü sayısı üç. Robin Williams, Lauren Bacall, Süleyman Seba. Murat Göğebakan önceki hafta vefat ettiğinden yası bu haftaya devretmedi, muhtemelen balkon konuşmasıyla taçlandı ve azalarak sönüp gitti. Zaten sosyal medyada yas anlık bir refleks, konsantrasyon eksikliği çeken genç yetişkinin 10 dakikalık sosyalleşme ihtiyacının karşılığı.
En fenası iki ünlünün aynı günde vefatı Allah gecinden versin,
her hafta birçok ünlü göçüp gidiyor ve Twitter’ın trending topic alanı çeşit çeşit hashtag’le coşuyor. Foto galeriler, ölen ünlünün ağzından onun söyleyip söylemediği belli olmayan aforizmalar, Wikipedia’ya bakarak alelacele hazırlanmış yaşam öyküsünü RT’lemeler, gündeme dokunduran “mesajlı” anma cümleleri, ölen zatı muhteremin başrolde olduğu çocukluk anılarını (!) post etmeler, ünlüler ne dedi tweet’lerinden derlemeler, paylaşmalar, like’lamalar, orantısız methiye denemeleri...
Anladım seviyorsun da “Çocukluğumuzda bize gülmeyi öğreten güzel adam” denir mi Robin Williams için? Emin misin? Kemal Sunal’a, Şener Şen’e biraz haksızlık etmiyor musun acaba?
Sosyal medyada yas fazla sosyal, fazla klişe, fazla yüzeysel, fazla uçucu, zoraki ve en önemlisi çok pratik. Neticede siyahları giyip cenazeye giderek saf tutmuyorsun.
En fenası da Allah muhafaza aynı günde iki ünlünün vefatı. İkisine birden çocukluk anısı bulmak bazen imkansız, sosyal medya yasçısının da işi zor. Michael Jackson’la aynı gün ölen Farah Fawcett sırf bu yüzden daha az anılmadı mı? Yıldönümü bile hatırlanmadı kadıncağızın. Neredeyse “Ah nerede o eski yaslar” diyeceğim, biri beni durdursun.
Hakikaten biz internetten önce ölen ünlüleri nasıl anıyorduk, nasıl üzülüyorduk, nasıl yas tutuyorduk? Hatırlayan var mı?

Biz internetten önce nasıl yas tutuyorduk

Balık tuttum, pişmanım!

Çapariyi sarkıttım... Bir sarsıntı, bir ağırlaşma. Kocaman balıklar. Önce bir sevinç. Hayatta böyle büyük balık yakalamamışım. “Aman ne güzel” hissi 10, bilemedin 15 saniye sürdü. O kocaman balığın çırpınışı, ortalık kan revan. “Ne yaptım ben” dedim kendi kendime. Aklıma hemen Sadun Boro’nun ve Hakan Öge’nin dünya seyahati anıları geldi. Kocaman balığı yakaladıktan sonra oluşan o pişmanlık hissi. İkisinin de bu işe lanet edip sonunda vazgeçmesi. “Aslında biz bu balıkları neden tutuyoruz ki, tutmasak ölür müyüz yani” duygusu... Çapariyi sarkıtırken hiç yakalayacağıma ihtimal de vermemiştim ki...

Köprüden istavrit tutmak gibi değil büyük balık yakalamak, başka bir his. Bir balık tuttum, üzgünüm, pişmanım. Bir daha asla.

“Yüzerken de müzik dinlerim” diyenlere

Yüzerken kulaklık takıp müzik dinlenir mi? Şu ölümlü dünyada dert ettiğiniz şeye bak.

Sony Walkman NWZ-W274S: Bu modelin en iyi yanı kontrollerin kulaklığın üzerinde olması. Yani ayrı bir kablo ve kumanda yok mayonuzun içine kıstırmanız gereken. Hafif de. 8 GB hafıza ve 8 saatlik pil ömrü var.

Speedo Aquabeat: Mayo uzmanı Speedo kulaklığı yapmış ama kumanda panelini ya mayonuza kıstırmak ya da kolunuza takmak durumundasınız. Elbette bir de kablo var ortada. Pratik değil ama pil ömrü bir saat daha uzun.

Nu Dolphin Touch Pro: Sualtında kullanabileceğiniz dokunmatik ekranlı göstergeli bir player. Hafif, mayoya iliştiriliyor. 4 GB alanı var. Kulaklık iyi ama şarj iki saat gidiyor. Bana az geldi. n

PAZAR ALBÜMÜ

“Pe’ahi” The Raveonettes

Stil sahibi Kopenhag-New York gelgitli ekip Hawaii’deki sahilin adını vermiş yedinci albümlerine. Yalnız bir adet Beach Boys albümü beklemeyin, onun yerine bir adet “moody” sahil albümü bekleyin. Tatil depresyonu desek o da değil zira bu çocuklar yaradılış itibariyle depresif zaten. Ekibin 60’lar estetiğine sırtını veren garaj rock sound’unu ben beğenirim eskiden beri. Sanırım pazar günü dinlemek için bulabileceğiniz en iyi yeni albüm bu hafta. (Daha ötesini merak edene 2007 tarihli “Lust Lust Lust”ı öneririm.)