Biz ölünce sosyal medya hesaplarımıza ne olacak?

Aman bana ne, öldükten sonra ne olursa olsun” diyebilirsiniz ama bir daha düşünün. Bu bence sığ bir düşünce. Bir defa, öldüğünüzde mahremiyetiniz sona eriyor. Yasalara göre durum bu. Ben bu bariz gibi görünen detayı yeni fark ettim. Ve biraz üzüldüm açıkçası. Yani özel hayat özel hayattır. Özel olmasa, paylaşılmasında bir problem olmasa sağken paylaşırdınız herkesle değil mi? Ölünce ne değişiyor?

Yani evet, elbette “bazı” şeyler değişiyor. Ölmek insan hayatında önemli bir değişiklik kabul ediyorum ama yasaların ölülerin mahremiyetini çalması ve nasılsa öldü diye bütün mahremiyeti yakınlarına devretmesi hiç hoş değil. Bunların yakınlarımız tarafından kullanmasında bir sorun olmasaydı biz sağken kullandırırdık zaten.

Bu konuda, yani mahremiyete sahip çıkma konusunda güvenilir yer, ilginçtir, aslında hiç de güvenilir olmayan sosyal medya. Facebook, Twitter, Instagram ve diğerleri.

Ansızın ölürseniz, hesabınızı koruyorlar. Hiç hesapta yokken bir araba sizi ezer, ayağınız takılıp kafanızı kaldırımın köşesine çarpar, yediğiniz tavuktan zehirlenir, boğulur, yanar, donarsanız ya da yolda yürürken birine ters bakıp bıçaklanırsanız veya en basitinden kocanızın ya da size kafayı takmış bir erkeğin canını sıkarsanız, velhasıl aniden ölürseniz, gizliliğinize, mahremiyetinize saygı gösteriyorlar. Az şey mi? Çoğumuzun hayat boyu görmediği türden bir saygı.

Bir yakınınız ya da uzak akrabanızdan ev, arsa kalabiliyor. Ama etkileşimi sağlam Facebook hesabı, bol takipçili Twitter hesabı ya da elit takipçili butik Instagram hesabı devralamıyorsunuz. Hesap sahibi size ölmeden şifrelerini verip son nefesinde “Evladım, ne yap yap video koy videosuz paylaşımlarda trafik zor, hashtag’leri de unutma” falan demiyorsa tabii.

Peki, acaba yakınlar sosyal medya şirketlerinden ölen yakınlarının hesap bilgilerini talep edince ne yanıt alıyorlar? Şuna benzer bir şey: “Çok isterdik ama merhumun özel bilgilerini koruma hakkı dolayısıyla bu bilgileri sizinle paylaşamıyoruz.”

Yani merhum da olsanız mahremiyetiniz koruma altında.

Buraya kadar her şey güzel de, şu soru insanın aklını kurcalıyor. Bayram değil seyran değil bu Facebook neden bizim mahremiyetimizi koruyor? Bizi çok sevdiği için mi? Hayır. Facebook’un (ve diğerlerinin de) iş modeli temel olarak bizden mümkün olduğu kadar kişisel bilgi toplayıp bu ham bilgiyi analiz ederek bize bir şeyler satılmasını sağlamak üzerine kurulu.

Son dönem, Amerikan başkanlık seçimleri sayesinde hadisenin sadece mal/ürün satmak da değil, aynı zamanda bizi belli amaçlar doğrultusunda bir şeylere ikna etmek, siyasi fikirlerimizi oluşturmak ve yönetmek olduğunu da gördük. Herhangi bir amaç için kamuoyu oluşturmak diyelim.

Velhasıl ölünce bir işe yaramıyoruz diye üzülmemize (eğer buna üzülünüyorsa) gerek yok. Facebook ve diğerleri için değerli olmaya devam ediyoruz. Kişisel bilgilerimiz yeni algoritmalar oluşturmak için kullanılabilir. Oxford Internet Enstitüsü Facebook’ta 50 yıl içinde 2 milyar ölü hesap olacağını hesaplamış. Ölü derken yani hesap ölü değil, sahipleri sizlere ömür. Hesaplar data olarak hard disklerde duruyor. Hiç de az bir rakam değil. Ölüler pek yakında sağları geçer.

Konuyu dağıttım, toparlayayım. Tam da zamanın ruhuna dair bir mesele olan dijital çağda ölmek meselesi, geçenlerde yayımlanan bir kitapta ele alındı. Bana da bu yazının ilham kaynağı olan bu kitabı imkânı olanlar belki okumak ister. “All the Ghosts in the Machine: Illusions of Immortality in the Digital Age” - Elaine Kasket.

Hepimize sıhhat, bol bol mahremiyet ve uzun ömürler diliyorum. Kalın sağlıcakla...