Bütün Charlie Hebdo bir Yiğit Özgür etmiyor

Başta ifade özgürlüğüne, aslında her türlü özgürlük ve temel insan hakkına yapılmış olan o alçakça saldırıyı unutmadık, “Je Suis Charlie” dedik, diyoruz. Yine de bu, mizahlarını eleştirmemize engel değil

Bütün Charlie Hebdo bir Yiğit Özgür etmiyor

Dost acı söyler.
Kimse kızmasın, alınmasın, yanlış algılamasın, Charlie Hebdo’yu fena halde eleştirmek istiyorum.

Hayır, inançlara hakaret ettiği için değil. Hayır, kutsala dair mizah yaptığı için de değil. Tabulara iliştiği için falan hiç değil.

Ben mizah anlayışını eleştirmek istiyorum bu derginin. Basbayağı kaba saba kötü bir mizah dergisi Charlie Hebdo. Bakın bir kere İslamcı teröristlerin en büyük başarısı, Charlie Hebdo’nun bundan sonra yayımlayacağı her kapağın dünya basınında haber olmasını sağlamak, vasıfsız mizahın yayılmasına katkı sağlamak oldu. Eğer bu teröristler Charlie Hebdo çalışanlarını katletmeseydi vasatın çok altındaki bu kötü mizaha maruz kalmayacaktık. Hatta çoğumuzun bu karikatürlerden haberi bile olmayacaktı.

Yaptıklarına kara mizah bile diyemiyorum

Tabularla mücadele edebilirsiniz ama bunun da saygın yolları var.

Ben bu karikatürlere baktım, baktım, düşündüm. Esprinin kötülüğüne ve demodeliğine mi yanayım (espri de yok zaten burada), mizah anlayışındaki basitliğe mi üzüleyim, yoksa bakış açısındaki sığlığı mı eleştireyim bilemedim.

Charlie Hebdo’nun mizah anlayışına kara mizah bile diyemiyorum, zira kara mizahın insana dudağının bir kenarını hafifçe yukarı büktürten
bir pırıltısı var.

Çoğu kapağa ve orada anlatılmak istenen şeye bakıp “Eee yani” diyor insan. “Düşünüp taşınıp bunu böyle mi ifade edebildiniz? Yeteneğiniz buna mı yetti? Yapabildiğiniz bu mu?”

Bir Charlie Hebdo’yu ve kapaklarını düşündüm, birde bizim mizah geçmişimizi. Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Oğuz Atay’a o inceden alaycı dili, Aziz Nesin’i, ne bileyim hatta edebiyattan Kemal Sunal’a, Şener Şen’e uzanan o ince hattı ve bana hatırlattıklarını...

Mizah dergilerimizdeki zeka dolu minnacık köşeleri, karikatürleri gözümün önüne getirdim. İçten içe sevindim, mutlu oldum.

İfadeye özgürlük, eleştiriye ise anlayış

Gırgır’ın müthiş bakış açısını, Limon, Leman, Uykusuz, Penguen gibi dergilerdeki zekayı hatırladım. Sosyal geri planı büyük bir özen ve incelikle yansıtmadaki
o hayran olunası gücü hatırladım. Charlie Hebdo mizah diye geçiyorsa bunlar ne? Bunlar mizahsa eğer, Charlie Hebdo ne?

Cem Dinlenmiş’i, Umut Sarıkaya’yı, adını sayamayacağım kadar çok fazla nice değerli mizahçımızı ve çizdiklerini gözümün önüne getirdim.

En sert eleştirileri şeker gibi tatlı tatlı çizen, her seferinde “Tam 12’den vurmuşlar” dedirten zeka dolu dergi kapaklarını hatırladım.

Türk çizerinin “ince görme” yeteneğinin zerresi yok Charlie Hebdo’da. Hatta artırıyorum, bütün Charlie Hebdo’yu toplasan bir tane Yiğit Özgür karikatürü etmiyor benim gözümde.

Diyeceğim budur. İfadeye özgürlük, eleştiriye de anlayış...

O artık house’cu!

Red Hot ChIlI Peppers’ın yetenekli ve müziğin farklı alanlarına meraklı eski gitaristi John Frusciante elektronik müziğe merak sardı. Trickfinger adıyla “experimental electronic / house” tarzında parçalar kaydeden Frusciante albümün ilk şarkısını internete koydu. Hayli başarılı. Elektronik müzik dinleyicisi bir ilgilensin.

Nisanda teşrif edecekmiş albüm. Açık fikirli, kendini kalıplara sokmayan, sınırlamayan, kalbini dinleyen müzisyenleri pek takdir ediyorum. Darısı ben ne yapacağım diye düşünen orta yaşlı müzik insanlarımızın başına...

PAZAR ALBÜMÜ

“Phosphorescent Blues” / Punch Brothers

Kontrbas, keman, banço, mandolin gibi enstrümanları müziklerine doğal halleriyle dahil etmeyi beceren ve bundan modern (aslında vintage diyelim) bir sound çıkarabilen değerli bir ekibimiz New York’lu Punch Brothers. Bluegrass ve folka meyletmiş ama klasik köklerinden uzak kalamamışlar. Bunu bilelim, ona göre dinleyelim.