Cazın yeni başkenti

30 Nisan’daki Uluslararası Caz Günü geçen yıl cazın doğduğu yer New Orleans, geliştiği yer Paris ve New York’ta kutlandı. Bu yıl ise ev sahibi İstanbul

Cazın yeni başkenti

Geçen yılki festivale katılanlar: George Duke, Herbie Hancock, Stevie Wonder, Shankar Mahdevan, Susan Tedeschi, Chaka Khan, Sheila E, Esperanza Spalding, Christian McBride, Dee Dee Bridgewater, Vinnie Coliauta, Derek Trucks, Robert Cray.

İstanbul dünyanın önemli caz merkezlerinden biri olma yolunda. En baba cazcıların turne rotasında yer alıyorsa, ki alıyor, bu önemli bir göstergedir.” Böyle söylemişim 4 Aralık 2010’da Milliyet Cumartesi’de yaptığımız “İstanbul bir caz kenti mi?” başlıklı haberde. İşin ilginci habere görüş veren kimi cazcılar karamsar konuşup neredeyse “Olacak iş değil” demişler. Oldu mu, olmadı mı ayrı tartışma ama önemli bir adım atıldı galiba. 30 Nisan’da yani bu hafta salı günü dünyanın hali hazırdaki en önemli cazcıları İstanbul’a geliyor. Aya İrini’den bütün dünyaya canlı yayınlanacak bir konser vermekle kalmayacaklar aynı zamanda onlarla tanışıp sohbet etmek isteyen cazseverlerle bir araya gelecek, paneller düzenleyecek ve konuşmalar yapacaklar.
Çünkü Uluslararası Caz Günü’nün küresel ev sahibi olarak
bu yıl İstanbul seçildi.
Nasıl seçiliyor, nedir merak ederseniz bakın şöyle...
Thelonious Monk Caz Enstitüsü önayak oluyor. UNESCO İyi Niyet Elçisi Herbie Hancock devreye giriyor ve cazın kültürlerarası diyalog gücünün altını çizecek dünya çapında bir etkinlik tapılması fikri ortaya çıkıyor.
Geçen yıl cazın doğum yeri New Orleans, geliştiği yer Paris ve New York’ta dev konserler düzenlendi.
Bütün dünyaya
canlı yayınlanacak
30 Nisan’da İstanbul’a gelecek isimleri dinleyin bir de... Esperanza Spalding, Ramsey Lewis, Ruben Blades, Joss Stone, Terence Blanchard, Branford Marsalis, Zakir Hussain, Alevtina Polyakova, Herbie Hancock, John Beasley, George Duke, Robert Glasper, Keiko Matsui, Eddie Palmieri , Al Jarreau, Milton Nascimento , Dianne Reeves, Hugh Masekela, İmer Demirer, James Genus, Marcus Miller, Ben Williams, Terri Lyne Carrington, Vinnie Colaiuta, Bilal Karaman, John McLaughlin, Lee Ritenour, Joe Louis Walker, Dale Barlow, Igor Butman, Jimmy Heath, Wayne Shorter, Liu Yuan, Anat Cohen, Hüsnü Şenlendirici, Jean-Luc Ponty, Pedro Martinez.
30 Nisan’daki bilet satışı olmayan bu konser Aya İrini’de gerçekleşecek ve jazzday.com adresinden bütün dünyaya canlı yayınlanacak. Akbank, Garanti Bankası, Vodafone ve Arçelik bu günü, konseri ve tüm etkinlikleri, panelleri ve konuşmaları destekliyor. Bütün detayları jazzday.com adresinden takip edebilirsiniz.
Yani işin özeti, dünyada cazın gözü salı günü İstanbul’da. Caz şehri oldu mu olmadı mı karar sizin. Ama aslında bu çok da önemli değil. Benim bu güzel güne İstanbul’un ev sahibi olmasından çıkardığım ders şu:
Müzik birleşme, kaynaşma, diyalog demektir ve din, dil, ırk, para, pul, siyaset tanımaz. İstanbul’un sembolik anlamı, caz gününe ev sahibi seçilmesinde önemli bir etken. Ve biz milletçe kendi geleceğimiz için çok kültürlü halimizi korumalıyız. Caz gününün amacı da kültürel farklılıkları cazda buluşturmak. Herkesin tektipleştiği, aynı tip evlerde oturup, aynı tip giyinip, aynı şeyleri yeyip içtiği, aynı müziği dinlediği, aynı kanalı seyrettiği, buna teşvik edildiği, itildiği bir yer olmaktansa çeşit, farklı sesler ve fikirler iyidir, berekettir.

Bon Jovi çalan nargileci

Son yıllarda yükselen trend nargile. Şehrin dört bir tarafına yayılıyor ve evrimleşiyor. Muhtemelen geleneksellik, Osmanlılık, muhafazakarlık falan gibi kavramların yükselmesiyle alakası var. Hayırlı olsun da benim takıldığım şey başka. Sigara içince başbakan kızıyor ama nargileye ses etmiyor. Yeşilay “Gençlere bira içirmeyin” diye müzik festivali yasaklatmaya bile çalışıyor ama bir kere bile bir nargileciyi “bir dakika burada gençler zehirleniyor” diye kapattırmaya çalıştıklarını görmedim.
Aksırana tıksırana kadar içene kızılıyor ama öksürene kadar fokurdatana laf yok.
Sanki nargile gizli bir kabul ile helal zararlı madde ilan edilmiş. Halk ölecekse bari bundan ölsün deniyormuş gibi bir durum.
Neyse, nargilecilerin lüksleri var bir de. Bizim mahallede açıldı bir tanesi. Brunch, nargile, tavla, maç, sezar salata, deri koltuk, sucuklu yumurta... Karmakarışık bir şey. Fonda da Bon Jovi çalıyordu... Yeni geleneksel kafe kültürümüz hayırlı olsun.

İTİRAF EDİYORUM

* Bilkent Üniversitesi’nin girişindeki Doğramacızade Ali Sami Paşa Camii’ni hiç görmemiştim (zaten Bilkent’e de hiç gitmemiştim).
Resmen “ibadet açık büfesi”. Aynı binada cami, kilise ve sinagog, seç beğen ibadet et. Yabancı öğrenciler ve hocalar içinmiş. Güzel bir çözüm.
* Ankara’nın dışarı bölgelerinde dolaşınca arabanın penceresinden görebileceğiniz şeyler şunlar: Cami, toplu konut, AVM, daha çok cami, daha çok toplu konut, daha büyük ve daha çok cami, daha büyük AVM, daha büyük ve daha çok toplu konut, dev
gibi AVM, daha da büyük cami, muhtelif devasa AVM, yeşil İstanbul tabelası ve Ankara’dan çıkış.
* Siz siz olun ceviz yedikten sonra sakız çiğnemeyin. (Bir Ankara atasözü. Ya da değil.)
* “Uzun yolda arabanın arka koltuğunda oturan adam” diye bir karakter üzerinde çalışıyorum.

Queen sevenler okusun

İngiltere’de 11 yıldır kapalı gişe oynayan bir Queen müzikali “We Will Rock You” var ya.
3-12 Mayıs arasında memleket sınırlarında (Ülker Sports Arena) kapılarını açacak. Queen’in (bence rock tarihinin de) en güzel şarkılarından bazıları (tam olarak 37 tanesi) burada kendilerini Queen’i yaşatmaya adamış şahane müzisyenler tarafından seslendirilecek, sahneye konacak. “Innuendo”dan girecekler, “Bohemian Rhapsody”den çıkacaklar. Vakit ayırın derim.

Cazın yeni başkenti

Sökeriz başka yere dikeriz!

Emek’i korumak için yıkıp üst kata taşımak gerekiyor ya, ormanları korumak için de ağaçları söküp başka yere dikme niyeti var.
Bunlar tamamen korumak (!) adına atılan adımlar. İnsanın “aman koruma dağınık kalsın” diyesi geliyor.
Yeni havaalanının çevreye muhtemel etkisini değerlendiren rapor geçen hafta Milliyet’te yayımlandı. 1.8 milyon ağacın taşınabilir olduğu ifade ediliyor. Geçenlerde rastladığım küçük bir haberi aktarayım: “Ulaştırma Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir araya gelerek üçüncü havalimanı yapımında devrim niteliğinde kararlara imza attı. Dört bakanın imzasını taşıyan karara göre havalimanı inşaat bölgesinde kalan ağaçlar zorunlu haller dışında kesilmeyecek. Ağaçlar özel yöntemlerle kökünden çıkarılarak başka bir yere taşınacak ve yeniden toprakla buluşturulacak. ”
İnsanın sevinçten yaşasın diye çığlık atası geliyor.
“Ormandaki hayvanları da mı taşıyacaksınız, orman üç-beş ağaç mıdır, ekosistem diye bir şey duymadınız mı?” gibi soruları şimdilik bir kenara bırakalım, şu gerçeği anlayalım. Çoğu ağaç taşınırken şok ve stres yaşıyor. Bulunduğu yere uyum sağlayamıyor ve bu ağaçların, özellikle büyük ağaçların çoğu bu işlemin ardından ölüyor. Yani bu “taşıma” işi taşınana değil taşıyana yarıyor. ÇED raporunda yer alan 1.8 milyon ağacın taşınmasının maliyetini ve bu işe girmek için ellerini ovuşturanları hayal edebiliyorum şu anda. Doğa değil Lego mübarek. Oradan sök oraya tak.