DJ’in çiftliği

Groove Armada’dan Andy Cato, dans pistlerini, dev partileri, turneleri geride bıraktı, Fransa’daki 100 hektarlık çiftliğinde antik buğdayın peşine düştü

Kuzey Britanya’nın kömür kasabalarından Barnsley’de doğan Andy Cato bir caz müzisyeninin oğlu. Çocuk yaşta piyano ve trombon çalmaya başlamış. Trombon çalamayacak kadar küçük olduğu için babası ona özel kısa saplı bir tane yapmış. Başlarda piyanosuyla blues çalıyormuş. Babasının bir arkadaşının bilardo salonunda DJ’ik yaparak şimdiki kariyerine başladığını anlatıyor.

DJ’in çiftliği

Andy Cato’yu ismen tanımazsınız belki. Ama Groove Armada’yı sanırım herkes DJ’in çiftliğitanır. Cato, Tom Findlay ile birlikte kurdukları Groove Armada ile dünyanın en büyük dans hitlerine imza attı. Dev konserler verdi, turneler yaptı. Londra, New York, Los Angeles, Miami, Ibiza, Tokyo gibi metropollerin dans pistlerini ele geçirdi. Milyonlarca albüm sattı. Sanırım bu alanda elde edilebilecek başarıların hepsini elde ettiler.

Sekiz yıl önce Cato ailesiyle (karısı, 12 yaşındaki kızı ve 9 yaşındaki oğluyla birlikte) Fransa’ya taşındı. Paris’e değil, ülkenin Batı tarafında bir kasabaya. Onların tabiriyle hiçliğin ortasında bir yere. Burada bir çiftlik satın aldı. Sebze yetiştiriyor. Atları var. Mütevazı bir köy evinde yaşıyor. Uzakta karlı zirveleri görünen Pireneler’in eteklerinde, kışları eksi 17’lere kadar düşen sıcaklıklar ve donan toprakla uğraşıyor. Tatil sayılmaz.

Başka bir hayat mümkün

Cato’nun Oxford’da tarih bölümünü bitirdiğini ve karısıyla (Jo Dunn) burada tanıştığını belirtmek isterim. Bu bilgi, belki az sonra bahsedeceğim tarihi tohum merakını açıklayabilir.

Şu an eşiyle bu çiftlik hayatını birlikte yürütüyorlar. Ama zamanında gece hayatını da birlikte yürütüyorlardı. Oxford’da bir rave gecesinin broşürlerini dağıtıyormuş Dunn tanıştıklarında. Daha sonra Groove Armada’yı birlikte kuracakları Tom Findlay ile onları tanıştıran da o.

Cato, çiftliğe ilk geldiklerinde hiçbir şey bilmediklerini anlatıyor. Şu anda 100 hektarda organik tarım yapılıyor burada. Atların çektiği sabanlarla toprak belleniyor. İnekleri var. Cato eski, düşük glutenli arpa ve buğday tohumlarının peşine düşmüş. Yaşlı bir çiftçinin silosundan topladığı tohumları yetiştirerek bu yola girmiş. Çiftçi ona “Romalı lejyonerlerin yetiştirdiği buğday bu” diyerek vermiş tohumları. Bu doğrultuda gidiyor, eski tohumlar, organik teknikler, binlerce yıl önceki besinler.

Cato hâlâ DJ’lik yapıyor. Memleketi Britanya’da ve Ibiza’da düzenli çalıyor. Ama evine çiftçilik dışında iş getirmiyormuş. Bir tane piyano, bir bilgisayar, bir-iki basit cihaz haricinde stüdyo falan yok yani bu evde. Financial Times’ın hafta sonu ekinde harika fotolarla yayımlanan röportajı özetlemeye çalıştım. Başka bir hayat mümkün.
Her zaman, her bütçeye göre mümkün. İlla çiftlik almaya, organik tarıma gerek yok. Hayat günlük telaşlardan, kavgalardan, endişelerden daha büyük. Yeter ki isteyin.

Şu ara dinlemeniz gereken 5 şarkıDJ’in çiftliği

- “Hot Thoughts” - Spoon: Yeni albüm “Hot Thoughts” mart ayında teşrif edecek. Eski label’ı Matador’a dönüş yapan grup, albümün aynı adlı açılış şarkısında Yes tarzı şık vokaller kullanmış.

- “On Lankershim” - Foxygen: Kaliforniyalı neo-hippi Foxygen, arayışlarına devam ediyor. 13 Ocak çıkışlı bu single’dan anlıyoruz ki yoldaki albümde saykodelik sulardan bu defa Fleetwood Mac tarzı 70’ler country rock’ına savrulmuşlar.

- “Star Roving” - Slowdive: Slowdive yıllar sonra (teknik olarak 22 yıl) yeni bir şarkıyla çıkageldi. Yaşasın shoegaze, yaşasın asla eskimeyen sound’lar, yaşasın iyi müzik.

- “Medicine” - François Virot: Uzun zamandır bu kadar mutlu müzik dinlememiştim. Fransız müzisyenin “Marginal Spots” adlı albümünde doğrudan, basit ama orijinal ve enerjik bir tarz var. Sıradan değil.

- “Glow” - Porches: Ev yapımı elektronik rock. Aaron Maine’in tek kişilik projesi 2016’da “Pool” adıyla bir albümle dile gelmişti. “Glow” radarımıza takıldı bu hafta.

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

“I See You” - The xx

The xx, geçtiğimiz yedi yıl boyunca melankoli pompaladı. 2017 tarihli üçüncü albümünde yağmurdan sonra bulutlar aralanıyor ve güneş yüzünü gösteriyor. Normalde sadece pozitif diyebileceğimiz bir his, söz konusu Jamie, Oliver ve Romy olduğunda “öforik” olarak bile nitelendirilebilir. Hakim duygu bakımından olduğu kadar, sound bakımından da önemli farklar var. Minimal hallerle vedalaşılmış. Hayli çalışılmış bir grup soound’u hemen fark ediliyor. Büyük kalabalıklara çalmak için hazırlıklar tamam gibi. Zaten bu yıl önemli açık hava festivallerinde sahnede olacaklar. “A Violent Noise”, “Performance” gibi şarkılarda moody haller de eksik değil, yanlış anlaşılmasın. The xx, üyelerinin popun büyükleriyle yaptıkları müzikal çalışmaları ve deneyimi hesaba katarsak (Drake ve Rihanna gibi) işi büyütüyor, indie sularından kalabalıklara açılıyor.