Farkındalık efsanesi

Çevrenize bir bakın. Her gün onlarca yüzlerce duyarlı mesaj, hashtag, başlık, etkinlik, röportaj, konuşma, toplantı, girişim... Hepsi farkındalık yaratmaya çalışıyor. İyi de farkında mıyız?

Farkındalık efsanesi

Başbakan’ın iftar yemeğinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la fotoğraf çektiren ünlüler Gazze’yle ilgili ne kadar farkındalık yaratabildi?

New York Magazine’in son sayısında “Awareness is Overrated / Farkındalık Abartılıyor” başlıklı bir yazı gözüme ilişti. Yazı Amerika’daki farkındalık hareketlerinin, kampanyaların, davetlerin, yemeklerin, etkinliklerin, sosyal medya oluşumlarının aslında ne kadar işe yaradığını sorguluyor. Konu Birleşik Devletler’de yürütülen muhtelif kampanyalardan örneklerle anlatılmış.

Kampanyalar istenenin aksi etkiler yaratıyor
Liselerde uyuşturucuya karşı yürütülen farkındalık çalışmalarının hiçbir işe yaramadığı, aksine kullanımın arttığı, bu “farkındalık”ın çocuklara uyuşturucuyu “fark ettirdiği” söyleniyor.
Arizona’da yer alan Petrified Forest Milli Parkı’ndan fosil ağaç kalıntılarının çalınmaması amacıyla yürütülen farkındalık çalışması ters tepmiş. Artık daha çok ağaç kalıntısı çalınıyormuş. Kampanyanın hadiseyi olağanlaştırdığından söz ediliyor.
Bunun gibi dünyanın herhangi bir yeri için yürütülen çevre duyarlılığı kampanyalarının da aynı etkiyi yarattığı anlatılıyor.
Sağlıkla ilgili kampanyalarda da hep gerileme kaydediliyormuş Amerika’da. Diyabet hastalarıyla ilgili, alkolle ilgili her kampanya beraberinde farklı bir farkındalık getiriyor. Ve bu farkındalığı kontrol edemiyorsunuz.
Obezite sorununa karşı kampanyalar ise giderek daha fazla obez üretiyor. İnsanlar patates kızartması ve hamburger yemenin kötü bir şey olduğunu biliyorlar, bunun farkındalar, buna rağmen yiyorlar. Çünkü ihtiyaçları var. Modern yaşamın yarattığı baskı ve stresi aşmanın en kolay ve ucuz yolu yemek. Zaten sağlıklı beslenmek zor, sağlıksızlık çok kolay modern dünyada.
Farkındalık meselesinde en olumsuz durumlardan biri kadına şiddetle ilgili. Siz konuyu ne kadar duyurur, ne kadar farkındalık yaratmaya çalışırsanız o kadar olağan oluyor.

Duyarlılıktan neredeyse bayılmak üzereyiz
Toplumda yerleştirmeye, zihinlerde yeşertmeye çalıştığınız fikir, karşıtı altında eziliyor. Siz farkındalık yaratmaya çalışırken toplum bu işin meğer ne kadar da sık rastlanan, olağan, herkesin başına gelen bir hadise olduğu fikrine kapılmaya başlıyor. Olaylar azalacağına artıyor. Kadın dövmeye meyilli kitle durmuyor aksine cesaretleniyor.
Bugün geldiğimiz duruma bakın, yani memleketin haline. Ormanların yok edilmesi, dereler, göller, insan hakları, kadına şiddet, özgürlükler, şiddet, savaş, her şey için duyarlılıktan bayılacağız neredeyse. Birbirimizle normal bir konu konuşamaz haldeyiz. Farklı bir cümle kuran da anında duyarsızlıkla suçlanıyor.
Peki işe yarıyor mu farkındalıklarımız? Başbakan’ın propaganda iftar yemeğine katılıp Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la ağzı kulaklarında fotoğraf çektiren Mustafa Sandal ya da Orhan Gencebay’ın sırt tarafından yaklaşıp panter gibi sıçrayarak Başbakan’ın elini kapan Yavuz Bingöl Gazze’yle ilgili ne kadar farkındalık yaratıyorsa,
o kadar işe yarıyor işte... Peki ne yapalım, elimiz kolumuz bağlı oturup susalım mı? Bilsem...
(Seçim gününe kadar tatildeyim; kendimi denize, kitaba, müziğe verme planlarım var. Sandıktan sonra görüşmek üzere...)

Klima ve kadınlar

Siz hiç arabada “Koluma bir yerden üflüyor” diyen bir adam duydunuz mu, gördünüz mü?
Ya da “Saçımı yeni yıkadım, klimayı kapatır mısın?” diyen bir erkek...
İşyerinde günde kaç kez klima kapattırmaya çalışan kadın arkadaşlarınızla pazarlığa girişiyorsunuz?
“Tam kafama üflüyor.” “Peki şu tarafa otursanız...” “Orada da arkadan esiyor.”
“Peki, kapattıralım.” “Teşekkürler.”
Gittiğiniz kafede, dışarıdaki nem oranı yüzde 80’lerde, sıcaklık 35’lerin üzerindeyken “Klimayı kapatabilir miyiz?” diye görevliyi uyaran ya da dışarıdan sıcaklık gelsin diye kapıyı açık bırakan müşteri kadın mıydı erkek miydi, lütfen hatırlar mısınız? Benim kesin inancım şu: Bir, Türk insanı klima kullanmayı bilmiyor. Klimayı içerisi buzdolabı gibi olana kadar açıp sonra durdurmayı seviyor. İki, kadınların klimayla olan özel, bizim anlayamayacağımız bir ilişkileri var. Bunu peşinen kabul edelim, rahat rahat takılalım.

PAZAR ALBÜMÜ

“Alvvays” - Alvvays

Kanadalı indie ekibi, aynı NME’de yazdığı gibi hepinizden daha indie. Gözlüklerinde gerçekten numaralı cam var, Facebook’larındaki Thumblr’larında gördüğünüz grupları gerçekten de dinliyorlar ve yılın en başarılı “başlangıç” albümlerinden birine imza atmış durumdalar. Üstelik bizdeki umut veren sanatçılar gibi 30 küsur yaşında da değiller. Denk gelirseniz bir dinleyin.