Gangnam Style’ın bizim popçulara faydası

İngilizcesi vasat, batılı olmayan bir rapçi, Korece şarkısıyla satış rekorları kırıyor, sosyal medyada fenomen oluyor, Justin Bieber’in menajeriyle anlaşıyor. Dünya değişiyor galiba...

Artık bilmeyen tanımayan kalmadı rapçi PSY’ı. 34 yaşında şöhret olan Güney Koreli Park Jae-sang
“12 yıldır rap yapıyorum bazen çok sıkıldığım da oldu, en iyi değilim ama en azından elimden gelenin en iyisini yaptım” demiş. Nerede? Justin Bieber’ın menajeriyle anlaşırken. Bunun anlamı şu, ilk kez doğru dürüst İngilizce bile bilmeyen bir pop şarkıcısı dünya çapında star oluyor. Tek şarkılık kalmamak için de hayli kararlı.
Jae-sang’ın babası fabrikatör. Yarı iletkenleri test eden cihazlar üreten bir tesisi var. Kendisi de müzikte tutunamasa işin başına geçecekmiş. Ama kimse bunun olacağına da inanmıyormuş. Çünkü küçüklüğünen beri berbat bir öğrenciymiş. Aklı fikri hiç anlamadığı Queen şarkılarının sözlerini ezberlemekteymiş. Şimdi insanlar tek kelime anlamasalar da onu şarkısıyla coşuyor. Kader.
Askerde de sorun çıkarmış. Orada da bizdeki gibi mecburi askerlik olduğundan gitmemezlik edememiş. Mecburi eğitimden
iki kere geçmiş. Daha sonra Eminem tarzı
rap şarkıları yapmaya başlamış. Güney Koreli prodüktörlere gittiğinde ilgilenebiliriz
ama bir şeyleri değiştirmemiz lazım”
demişler. “Mesela yüzüne estetik yapalım”. Sonra onu dans ederken görünce, “Tamam gerek yok” demişler.
Şimdi Korece şarkılar yaparak dünya çapında olursa Batılı olmadan popstar olma dönemi de başlıyor demektir. Bakalım 10 yıl bize neler gösterecek?
Not: Ey bizim popçular, dünyaya açılmak istiyorsanız doğru zaman geliyor galiba yavaş yavaş, hazırlanın...

RTÜK duymasın!

Büyük İskender’e sevgilisiyle sevişti diye ceza kestiler, belgeselde.
Niki Minaj’a bikiniyle sahilde şarkı söylüyor diye ceza kestiler.
“Rescue Me” dizisinde “cinsel organları görülmeyen” çiftin seviştiği anlaşılan sahnedeki “Güzel, evet, beğendin mi bebeğim?” cümlesine ceza verdiler.
Şef Gordon Ramsey mutfakta çok fazla küfür ediyor, çalışanları aşağılıyor diye ceza verdiler.
En son The Simpsons’da, yani çizgi filmde, Tanrı şeytana kahve ikram etti diye ceza verdiler. Kim? RTÜK.
Her konuda, başkanlık sisteminde dahi örnek alınan ve örnek verilen Amerika’da yayımlanan South Park isimli animasyon mizah dizisinin “Obama seçimi nasıl kazandı?” isimli bölümü geçenlerde yayımlandı. Obama Çinlilerle anlaşıyor ve Cumhuriyetçi oyların bir bölümünü ortadan kaldırıyor. Karşılığında Çinlilerin istediği tek şey var yakın zamanda Star Wars’u satın alan Disney’den bu seriyi geri almak ve dizinin devam bölümlerini çekmek. Obama Çinlilerle buluşurken suçüstü yakalanıyor ve kahramanlar Obama’nın sahtekarlıkla başkan olması mı önemli, yoksa Star Wars’un devamı mı kararını vermekle karşı karşıya kalıyor. Karar: Obama başkan kalsın yeter ki Star Wars devam etsin. İşte Obama böyle başkan oluyor.
Şimdi bu dizide isimleri değiştirin, bize uyarlayın ve neler olacağını hayal edin.
South Park 16 sezondur yayında. Bırakın bizim ecdadımız ata mı binerdi haremde mi takılırdı tartışmasını, İsa’nın sabah programı sunucusu olduğu bölümleri bile oldu bu dizinin. Protesto edildi vesaire ama kimse yasaklamak için kanun çıkarmadı. Ve dizi, yayımcısı Comedy Central’la geçen hafta üç sezonluk daha anlaşma yaptı.
İfade özgürlüğü güzel şey.

İki yiğit çıktı meydane

Athena’yla Manga çarpışacak. Nasıl mı? Önce cover. Aynı şarkıyı kendi tarzlarında cover’layacaklar. Sonra devralma. Biri diğerinin başladığı şarkıyı devralıp bıraktığı yerden çalmaya başlayacak. Sonra çarpışma. Kendi şarkılarını üç farklı tarzda yeniden yorumlayacak iki grup da. Son olarak joker. Sahneye sürpriz bir isim çıkacak ve her iki grupla da çalacak. Türkçe kısaca “iki yiğit çıktı meydane” denebilecek bir müzik güreşi yani. Müzisyen olsam, grupta çalsam buna cesaret edebilir miydim, kabul eder miydim bilmiyorum. Gruplar denk. 14 Aralık’ta Red Bull Soundclash gecesinde göreceğiz. Bakalım neler olacak?

Gangnam Style’ın  bizim popçulara faydası

Ne olacak bu Beyazıt Meydanı’nın hali?

Geçen hafta yolum düştü akşam saatlerinde Beyazıt Meydanı’ndan geçip İstanbul Üniversitesi’ne gideyim dedim. Başaramadım. Ortalık işporta tezgahı kaynıyor. Ve bu tezgahlar arasında geçiş yok. Yürüyecek, adım atacak yer yok. Kapana kısılıp kaldım. Ya Abidas ayakkabılardan alacaktım, ya da
Tuna tişörtlerden... Ya da bir iki kişiye omuz atıp yerdeki taklit saat tezgahlarına basa basa uzaklaşacak, arkamdan küfredenlere yakalanmamak için üniversitenin kapısı önündeki polis topluluğuna sığınacaktım.
Sayın yetkililer, Asmalımescit’teki masaları kaldırdınız vatandaş yürüyemiyor diye, tamam ferahladı ortam. Peki ama vatandaşın Beyazıt Meydanı’nda yürümeye hakkı yok mu? Sahaflar çarşısı olsa, kitap satılsa, antika satılsa falan anlayacağım da bu fason üretimleri ve çakma malları illa Beyazıt Meydanı’nda mı satmak zorunda bu değerli girişimciler? Bir yanıt...

Güncel bir Taksim tarifi

“Taksim ne demek? Paylaştırmak, dağıtmak demek. İşte burası, İstanbul’da yaşayan insanların taksim edildiği yerdir. İnsanlar bu meydandan sokaklara, semtlere caddelere dağıtılırlar. Ayrıca burada sürekli bir pay alma durumu da söz konusudur. Yani İstanbul’dan payına düşeni Taksim’de alırsın. Çünkü burada zevk, insan, uyuşturucu, kan, aşk, acı akla gelen her şey taksim edilir. Hak edilen payların alındığı yer burasıdır. Tabii yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. Ama zaten meydanın adı sadece Taksim’dir. Adil Taksim değil.”
Hakan Günday “Piç” adlı romanında, üç “piç”ten biri olan Afgan’a böyle tarif ettiriyor Taksim’i. 2003’te yayımlandı bu roman ama tarif güncel. Not düşeyim dedim.

Lounge ve Chill Out’un geri dönüşü

80’ler döndü, 90’lar döndü, 90’ların Türkçe pop’u döndü, 70’ler Türk pop’u döndü, clubbing döndü, DJ’ler yeni rock yıldızları oldu şimdi de chill out ve lounge dönüyor galiba. Nereden anladın derseniz, önüme gelen albümlere bakıyorum, oradan anlıyorum.

* The Very Best of Cafè Del Mar
18. Evet Brezilya dizisi gibi 18 tane olmuş Cafè Del Mar serisi. İlk çıktığı günleri dün gibi hatırlıyorum. Hala da sağda solda barlarda, kafelerde şarkıların sırasından anlarım hangisinin çalmakta olduğunu. İşin ilginci bir derleme chill out serisi olan Cafè Del Mar’ın bir best of’unun çıkması. Derlemenin derlemesi, best of derleme...

* Golden Deluxe Lounge
Üç CD birden art arda 50 kadar şarkı. Bir kafeniz varsa bunu alın koyun konuyu kapatın. Butik oteliniz varsa da olur. Sabah akşam dönsün. Yaklaşık 200 dakika sürüyor. Bitip baştan bile başlasanız kimse o kadar uzun zaman aynı yerde duramayacağından, müzik sorununu çözdünüz. “Ne dinlersin?” sorusuna “Lounge” diyenlere hediye edin olmadı.

* Lounge For Love 2
Lounge nedense bazen aşkla da ilişkilendirilmiştir. Halbuki lounge lobi, fuaye, en babası oturma odası falan demek. Orada dinlenen müzikle aşkın ve romantizmin ne ilgisi olabilir? Zamanla oldu herhalde... Bu albüm lounge’lar içinde an acayibi. İçi İtalyanca, Fransızca şarkılarla dolu. Romantizmden çıldıracaksınız. Adeta.

PAZAR ALBÜMÜ

A Wrenched Virile
Love Mogwai

Post-rock üstadları İskoç Mogwai, memleketlerinin havasına, suyuna, doğasına uygun moody, tematik müziklerini içeren son stüdyo albümlerini 2011’de çıkarmıştı. “Hardcore Will Never Die, But You Will” isimli bu albümdeki şarkılar şimdi remiksli olarak farklı bir adla piyasada. Remiks yapmak bizde de çok moda. Velhasıl insan böyle bir albümü dinlerken şunu düşünmeden edemiyor: Bunlar remiks ise, bizimkilerin yaptığı ne, bizimkilerin yaptığı remiks ise bunlar ne?
Açık konuşmak gerekirse “White Noise” (EVP Mix By Cylob), “Letters to The Metro” (Zombie Remix), “How to Be A Werewolf” (Xander Harris remix) pek güzel olmuş.