Geçen yıl bugün...

Türkiye bir sene boyunca o günü konuştu. Kimi kızdı, kimi sahiplendi, kimi lanetledi. Geçen yıl tam bugün, 31 Mayıs’ta Türkiye’de bir şeyler değişti

Artık kimsenin ne gazdan ne sudan korkusu var. Kalabalığa karışıyorsun ve bir dakikada her korku geride kalıyor. Haklı olmanın verdiği o güç var ya, her türlü silahtan daha güçlü.
İnsanlar kalabalık gördüğünde şöyle düşünüyor: “Bunları biri toplamış.” Lisanlarına bile yansımış. Onlara göre insanlar kendileri toplanmaz, birileri onları toplar, güder.
Biz orada kendimiz toplandık. Koyun değiliz, bizi kimse gütmedi.
O yüzden şaşkınlık. O yüzden polisin müdahale çaresizliği. Kapalı kapıların ardından dönen bir pazarlık falan yok çünkü. Gaza, suya, şiddete, plastik mermiye, TOMA’ya karşı oturarak, hareketsiz durarak, pasifçe direnen sıradan insanlar.
Gezi’deki ağaç nöbetinin başladığı ilk, ikinci ve üçüncü gün, özellikle 31 Mayıs gecesinde Beyoğlu İstiklal’deydim. Meydana açılan taraftaki barikatta en ön sıralara kadar ilerledik.
Biz. Her zamanki arkadaşlarım dostlarım, mahalleden tanıdığım selamlaştığım adını bile bilmediğim insanlar. Okurlar. Liseden, üniversiteden sınıf arkadaşlarım, mahalleden çocukluk arkadaşlarım; her gün takıldığım kafenin çalışanları; vapurda her gün gördüğüm, aşina olduğum, tanımadığım simalar. Hepsi oradaydı. Kocaman bir aile gibiyiz. Neden daha önce buluşup bir çay içmemişiz ki acaba?

Bize parayla pulla, habire rakamla gelmeyin
Haber mi verdik birbirimize? Organize mi olduk? Biri bizi çağırdı mı? Hayır. Hepimizi yıllardır aynı itilmiş kakılmışlığı yaşıyoruz.
Var olduğumuz için, fikirlerimiz, alışkanlıklarımız, hayat tarzlarımız için neredeyse her gün özür dilettiler bize son 10 yıldır.
Üç çocuk yap, ayran iç, bira içme, festivale gitme, onu değil bunu dinle, orada öpüşme, oraya gitme, onu yapma, orada otur, buradan geçme, bunu oku, bunu izle, oraya gitme, şurada otur, başını ört, başını aç. Sana ne kardeşim, sen kimsin de bana karışıyorsun?
İtirazın temeli buydu: “Sana ne?”
Kendi ükemizde vatanımızda inandığımız, mutlu olduğumuz şekilde yaşayamayacaksak, milli gelir, iş güç hepsi yalan dolan kağıt üstünde birer rakamdır. Bize parayla pulla, habire rakamla gelmeyin. Hak ve özgürlüklerle gelin.

Türkiye’de hiçbir şey aynı olmayacak
31 Mayıs 2013 gecesi şahane bir birlik duygusu vardı. İstiklal tarafında önlere gidiliyor, barikatta ön saflarda dakikada
en az dört-beş tane fırlatılan gaz bombalarına ve tazyikli suya direniliyor, daha sonra arkadan gelenler öndekilerin yerini alıyor.
Sabaha kadar böyleydi. İlk sıralarda gözü, ağzı, burnu gazdan yananlara “fısfıs timi” müdahale ediyordu. Su, süt ve talcid karışımı gözlere fısfıslanıyor, 10-15 saniye içinde
gelen ferahlama, arkaya doğru yürüyüş ve bir süre sonra her şey tekrarlanıyor.
Bu insanların hiçbiri partili değil, hiçbirinin baskın bir siyasi görüşle ilişkisi yok. Gösteri hakkını kullanan sıradan insanlarız hepimiz.
Bir haftadır polis şiddetiyle yaralananlara ağzını açmayanlar şimdi kalabalıkları görünce “Vay darbe mi istiyorsunuz siz?” demeye başladı. Onların demokratik hassasiyetinin belli bir kapsama alanı var. Biz dışında kalıyoruz.
Ne gam, haklı olmak öyle güçlü bir bilgi ki her türlü dezenformasyona bağışıklığı var.
Bu sivil bir hak ve özgürlük eylemidir.
“Yeter artık burada biz de varız, çoğunluk her şey demek değildir” çığlığıdır.
Bu saatten sonra Türkiye’de hiçbir şey aynı olmayacak. Bir şeyler değişecek. Belki iddialı laflar bunlar bilmiyorum. Ama emin olduğum bir şey var. Bundan sonra birileri “Ben yaptım, karar verdim yapacağım, size ne!” türünden laflar etmeden önce 10 kere düşünecek. Ve inat ederse halkın tepkisini de görecek...

Geçen yıl bugün...

Taksim Meydanı uzun süre polisin attığı gazın etkisindeydi.

O günleri unutmayalım

Geçen yıl, haziranın ilk günlerinde yazmıştım yandaki satırları. Gezi’nin yıldönümü nedeniyle eski notları karıştırırken buldum. Bugün paylaşamak istedim. Bir yıl geçti.
O günleri unutmayalım. Bugün 31 Mayıs’ın yıldönümü ve her yerde toplantılar, gösteriler olacak. Provokasyona gelmeyelim, kimseler tarafından kullanılmayalım. Mesajımızı vereceksek bunu pasif eylem anlayışını devam ettirerek yapalım.
Bu ruh nerede, nasıl, neden başladı hatırlayalım. Hatırlayalım ki bu ruh devam etsin. Çağdaş, demokratik bir sistemde, özgürce, dertsiz, tasasız, korkusuz yaşamayı hak ediyoruz hepimiz. Bu haklı ve meşru talebe leke sürmelerine izin vermeyelim.

CD

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

“Do It AgaIn” - Röyksopp & Robyn

Röyksopp “Melody A.M.”den daha iyisini yapamadı. Ama şimdi İsveçli pop vokali Robyn ile yaptıkları bu yeni dans albümünü kendi tarzımızda övebiliriz. “Do It Again”, Calvin Harris ve Avicii kulvarına biz daha iyisini yaparız tadında başarılı bir gönderme. Favorim “Sayit”.

“Reachy PrInts” - PlaId

Andy Turner ve Ed Handley’nin elektronik projesi Plaid’in müziği bu ticari kullan at müzik ortamında yeri sabit Kuzey Yıldızı gibi pırıl pırıl. “Elektronik müzik sanatı” diye bir şey varsa budur. Plaid “deneysellik” gibi endişe verici bir alanı bitmesini istemediğiniz bir gündüz düşüne çevirmiş. Açılıştaki “OH” başyapıt.