İndie alemi Boğaz’a kaydı

Arnavutköy’deki Eylül Bar’da bir süredir alternatif pazartesi geceleri yapılıyor. Normalde Beyoğlu ya da Kadıköy’de boy gösteren Kim Ki O, Proudpilot, Oak, D2GG gibi gruplar burada çalıyor, Deform Plak’çılar DJ’lik yapıyor


İstanbul’da “indie” dedin mi ortam ya Beyoğlu’dur ya Kadıköy. Etiler’de, Boğaz’da “indie” olmaz. Diye bilirdik. Meğer yanılmışız. İndie alemlerinde çalan DJ ve grupları bir süredir Arnavutköy’ü kendilerine yeni mekan olarak benimsemişler.
Hazır önümüz de yaz. Çok iyi etmişler bence. Beyoğlu’nun kapalı, karanlık, bira ve sigara kokan mekanlarından kurtulmak indie aleminin zihnini açar.
Los Angeles’ta da, Barcelona’da da, Miami’de de, Sydney’de de çok sağlam bir indie alemi var neticede. Orada güneş var diye insanların yaptığı müzik daha kötü olmuyor. İlla Londra gibi kasvetli olması gerekmiyor ortamların.
Arnavutköy’de indie alemin merkezi Eylül Bar olma yolunda. Pazartesileri muhtelif konserler veriliyor, DJ’ler çalıyor burada. Adı Alternatif Pazartesi. Meraklısı Beyoğlu’nun tanınmış plak dükkanı Deform’u bilir. Sadece plak dükkanı olmadıklarını muhtelif “indie” faaliyetlerde bulunduklarını da bilir. Ortaklardan Oğuz Erdin her pazartesi burada güzel plaklar çalıyor. Mart başında başlayan pazartesi faaliyetlerinde geçmiş haftalarda Proudpilot, Kim Ki
O gibi gruplar konserler verdi.
Bu pazartesi Bant dergisi yazı işleri müdürü James Hakan Dedeoğlu’nun grubu Oak var. Yeri gelmişken söylemiş olayım, Hakan’ın içinde bulunduğu bir diğer grup Çağrı Küçükay, Erol Arman ve Taylan Turan ile birlikte kurdukları Ricochet. Albümleri yakında Peyote Plak’tan çıkacak. 1997’de kurulan grubun ilginç hikayesini sonra anlatırım.

Pazartesileri her şey yüzde
50 indirimliymiş Eylül’de. Facebook’taki grupta hadiseyi rakı-bira 5 TL sloganıyla duyurmuşlar. Gördüğünüz gibi bizde Avrupa standartlarında fiyat ancak yarı yarıya indirimle oluyor.

Peyote yazlık açsın!
Arnavutköy, İstanbul indie haritasına dahil olur mu bilmem. Ama fena da olmaz doğrusu. Mesela Eylül’ün tam karşısında Kadıköy Karga ekibinin açtığı Kuzgun daha karakterli bir yer olsa belki ortama faydası olurdu. Müzikleri falan karışık CD’den vermek yerine bir DJ ile anlaşsalar fena olmayacak, benden söylemesi.
Benim bomba önerim Peyote’nin Arnavutköy sahile yaz sezonu için bir mekan açması. Herkes yaz gelince Çeşme’ye gidip sosyeteye hizmet edecek değil ya, birileri de İstanbul’da kalsın. Arnavutköy de deniz kenarında gayet şahane bir ortam. Yazı İstanbul’da geçirenler için nefes alacak bir vaha olurdu Boğaz’da.
Not: Biliyorum, “Arnavutköy’e nasıl gideceğiz?” diyeceksiniz. Taksim 12 TL taksiyle. Beşiktaş daha da yakın. Ayrıca otobüs var en kötü ihtimal uyuya uyuya Taksim. Aklınızda olsun.


Dream TV hayatımı kurtardı!
Dream TV’nin Advanced kuşağı dünyada ticari müzik dışında da bir hayat olduğunun memleketteki en önemli kanıtı. Geçen akşam saatlerce boş müzik çalmadan devam ettiler, hayat kurtardılar, zihin açtılar. Önce Hakan Tamar’ın Punkart’ı ardından da Advanced kuşağı. Emin olun, Türk televizyonlarında başka yerde böyle bir uygulama yok. Advance salı ve cuma geceleri. Punkart salı günleri Advanced öncesi. Cumartesi de tekrarı var. Aklınızda olsun.



İtiraf ediyorum
-Hadise’nin “Kahraman” isimli şarkısını çok beğeniyorum.
-Dream TV’de yayımlanan T-Rap isimli Türkçe rap kuşağında yayımlanan el kamerasıyla çekilmiş dandik klipleri seviyorum.
-Zaplarken karşıma Işın Karaca çıkarsa mazoşistçe kitlenip bakakalıyorum.
-Erci E’nin “Sesini Kesme” isimli muhteşem şarkısının klibini daha yeni izledim.
-Wii’de pinpon ve golf oynadım, omzum ağrıdan koptu, kimselere söyleyemedim.

Hafif Müzik Miami’den bildiriyor!
Bazı temaslarda bulunmak için bir haftalığına Miami’deyim. “Nasıl temaslar onlar?” diyenler için hafifmuzik.org’dan başka bir de twitter.com/mehmettez var. Aramızda kalsın...


“İstanbul’un indie hayatı üzerine yazı yazmaya geldiydik!”
Son iki yılda bir İtalyan dergici ekip, bir Amerikalı yazar gezdirdim. Fransa’dan gelen üç müzik yazarına nerelere gitmeleri gerektiğini ve kimlerle görüşmeleri gerektiğini söyledim.
Fakat yalnız değilim. Anladığım
o ki neredeyse her hafta tanıdığım birileri yurtdışından cennet şehrimiz İstanbul’un indie alemini yazmaya, incelemeye geliyor. Bu şekilde İstanbul’a gelen çok insan olduğunu biliyorum.
Geçenlerde yakın bir dostumu aradığımda kendisi İngiliz gazetecilerle ocakbaşında olduğunu anlattı. Ertesi gün nasıl geçti diye aradım. Adamları bir güzel yedirmiş içirmişler, ardından beş-altı yere götürmüşler. Misafirperverlik had safhada. Acaba yabancı gazeteciler ve blogger’lar için İstanbul’da tatil yapmanın diğer adı “Buranın indie alemi hakkında araştırmalar yapmak” mı oldu?
Bu konuyu araştırmam lazım.


Bu bahar yapılacak 5 şey

-Daha fazla Massive Attack dinlemek.
-Film Festivali’ndeki “White Material” isimli filmi izlemek, izletmek.
-Yurtdışında bir festivale gitmek.
-The Sea and
Cake’in son albümü
“Car Alarm”ı dinlemek.
- Kuzey Ege’de kimse keşfetmesin diye adını söylemeyeceğim
o şahane yere gitmek.