İnternetsiz hayat

Geçenlerde evde internet kesildi. Twitter’a, Facebook’a giremiyoruz, YouTube yok, Spotify yok, müzik sustu, ekranlar sessiz, panik havası hakim.

Ben hiçbir sayfayı açamıyorum sen açabiliyor musun?” İşte panik başlangıcı. İnternet yok. İnsanlar akıcı bir internet bağlantısı bulmak için birbirlerinin evini basacak, tehditle şifre ve parolalar öğrenilecek. Suç fırlayacak. Facebook’suz, Twitter’sız, kedi videosuz, tatil fotoğrafsız, selfie’siz, Whatsapp’sız kalan insanlar sokaklarda birbirine saldırmaya başlayacak. Toplumsal kriz tırmanacak. Yağmalar başlayacak. Sonunda devlet kaosa müdahale edecek ve halkı sınırlı internet erişimi kamplarına yerleştirecek. Bu kamplarda her aile günde beş dakika internete bağlanabilecek, biraz olsun manzara resmi, kedi köpek, eş dost selfie’si like’layıp teselli olacak (meraklısına, “Southpark” bu konuyu nefis işlemişti).

Gazeteler her gün, profil fotosunu güncelleyemeden interneti kesilen çocukların dramını birinci sayfadan verecek. Müzik artık neredeyse tamamen stream edildiğinden müzik de susacak, şarkı dinlemek isteyenler CD’lere ve plaklara hücum edecek. Bunu beğendiysen bunu da dinle algoritmalarına ulaşılamayacağından kimse yeni bir şey keşfedemeyecek. Kitap tekrar değer kazanacak, basılı her şey paha biçilmez olacak ve basın yine altın çağını yaşayacak. (İtiraf ediyorum en güzel tarafı bu).

Evde bayram havası

Komik ama gerçek. Geçen gün fiber kablolarda bir arıza olunca evde halimiz genel anlamıyla buydu. Televizyon da yok. Çünkü bütün izlediğimiz kanallar, platformlar internet üzerinden data kullanımına dayanıyor.

Hiç mi iyi bir şey olmadı? Olmaz mı? Bilgi akışı durunca hayat da bir anda çok rahat, geniş oldu. Günler bir uzadı bir uzadı. Gazeteyi, kitabı kağıttan okuduk. Muhabbeti “konuşarak” yaptık. Müzik plaktan CD’den. Dijital kıyamete hazırmışız meğerse. Derken...

Kapı çaldı. Servis geldi. Kablolardan biri kırılmış. Tamir ettiler, internet geri geldi. Evde bir mutluluk bir huzur, adı konmamış bir bayram havası. İki günlük internetsiz hayata dair son tahlilim: İnternetsiz hayat tatile gitmek gibi. Uzayınca sıkıyor.

İnternetsiz hayat

Konseptli klipler

- Phoenix’in yeni albümü “Ti Amo” yayınlandı. Bu albüm 70’lerin ve 80’lerin Avrupa televizyonlarında pek moda olan eğlence programlarını estetik konsept olarak alıyor. Hatırlasanıza TRT’de vardı bu programlar. Bu formatın kaynağı İtalyan televizyon kanalları, özellikle de Rafaella Carra’nın sunduğu “Fantastico” adlı programdır. Phoenix’in bunu hatırlatmasına bayıldım. Şarkılardan birinin adı “Tuttifrutti”. Bu program bizde de yayınlanırdı. Bu albümü en iyi “J-Boy”a çekilen klip anlatıyor.

- Washed Out’tan (Ernest Green) yeni single şahane bir video’yla geldi. Şahane bir parti şarkısı olan “Get Lost” un klibinde 80’lerin lüks ve abartılı yaşamını anlatan gayet “extravaganza” haller var. Videonun estetik anlayışı büyüleyici derecede güzel. Esquire dergisinin eski sayılarından kes yapıştır tekniğiyle elde edilen malzemeyle oluşturulmuş bir animasyon klip bu. Uzun spor çoraplar, keskin hatlı spor arabalar, fönlü saçlar, dar gömlekler, bikini, saç bantları, vatkalı takımlar, dünyaya yayılan bir yenilik olarak “rüzgar sörfü”, aerobik, jogging, jakuzi ne ararsanız var. Yönetmen Harvey Benschoter. Albüm kendini merakla bekletiyor.

Dinlenmesi gereken beş şarkıİnternetsiz hayat

- “Heaven” - Liv: Bir nevi orta ölçekli süper grup. Lykke Li, Peter Björn and John’dan Björn Littling, Miike Snow’dan Andrew Wyatt ve Pontus Winnberg bir arada. İsveç usulü indie pop sevenler buyursun.

- “Dollar Club” - Kornel Kovacs: “The Bells” adlı albümü 2016’da dans /elektronika albümü kategorisinde Grammy alan İsveçli DJ ve prodüktörün ilgi çekici ritimler ve vuruşlarla hazırladığı eğlenceli parça.

- “ShIkaku Maru Ten” - CAN: Deneysel ve progresif suları seven CAN, uzun yıllara yayılan kariyerinden seçtiği single’ları “The Singles” adı altında topladı. Bu single 1973 yılından.

- “Can’t Do” - Everything Everything: Merakla beklediğim yeni albüm “Fever Dream” ağustosta geliyor. Albümden yayınlanan ilk single beklenti çıtasını yükseltti.

- “Fuck It” - Jesse Reyez: Minimal bir sound. Sözler ve vokal ön planda. Sonlara doğru hafiften giren altyapılar ve vuruşlar “al beni remiksle” diyor fena halde dans aleminin profesyonellerine.