Jerry Seinfeld’i sahnede izlemek

“Gelmiş geçmiş en iyi komedi şovu hangisi?” sorusunun yanıtı benim açımdan çok net: “Seinfeld”. Geçen cuma akşamı Jerry Seinfeld’i sonunda sahnede izledim. Hammersmith Apollo’da, Londra’daki ender şovlarından birini yapacağını duyduğumda -altı ay önce- hiç düşünmeden bilet almıştım. Seinfeld biletleri Glastonbury festivali gibi çıkar çıkmaz dakikalar içinde tükeniyor. Nasıl ki Glastonbury biletini alırken “Acaba bu yıl hangi grup var?” diye düşünmüyorsanız, Seinfeld biletini de acaba hangi konulardan bahsedecek diye düşünmeden alıyorsunuz.

Jerry Seinfeld yaşayan en büyük komedyenlerden biri. Onun penceresinden dünyaya bakmak benim açımdan dünyaya ve kendi hayatıma iyimserlikle bakmamı sağlayan mutluluk verici bir deneyim. İster Seinfeld’in herhangi bir bölümünü, ister Netflix’teki şovu “Comedians in Cars, Having Coffee”yi izleyeyim, bu gerçek benim için hiç değişmiyor.

2019’da 65 yaşındaki Seinfeld’in kafası neyle meşgul? Bunu merak ediyordum. Neleri kurcalıyor, nelerden bahsediyor? Açıkçası, 30 yıl önce “Hiçbir şey hakkında bir televizyon şovu” mottosuyla yayınlanmaya başlayan “Seinfeld”de neyle meşgulsa, şimdi de aynı şeylerle meşgul Seinfeld: Modern insanın günlük yaşamı hakkında saptamalar. Sıradan insanların sıradan aptallıkları, düştükleri sefil durumlar. Normalde gözümüzün önünde duran şeyler hepsi ama onları fark etmek için Seinfeld’in anlatmasını bekliyoruz sanki. Ve normalde ağlayacağımıza, o söyleyince gülüyoruz.

Neden akşamları dışarı çıkıyoruz? Neden illa bir yerlere gitmek istiyoruz? Neden satın almak için hayatımız boyunca çalıştığımız evlerimizde oturmaktan bu kadar sıkılıyoruz? Neden dışarı çıkıyoruz? Çıkınca neden dönmek istiyoruz? Havadayken uçak insin diye, inince kapılar açılsın diye dır dır ediyoruz. Hiçbir zaman olduğumuz yerden memnun değiliz. Hep bir sonraki yere gitme derdindeyiz.

Neden illa “harika” bir deneyim, “harika” bir yemek, “harika” bir gece, “harika” bir tatil peşindeyiz. “Harika”yla “berbat” arasında çok ince bir çizgi olduğunu görmüyor muyuz? Hatta ikisi aynı şey olabilir mi?

Seinfeld modern yaşamı kurcalarken konudan konuya ustalıkla geçiyor. 70 dakika süren, planlanmamış ve itinayla icra edilmemiş tek bir saniyesi bulunmayan şovunda açık büfe esprilerinden, “dehidrate” olmaya bir cümlede geçiyor.

Hakikaten “Devamlı su iç” diyenlerden ben de aşırı rahatsızım. Eskiden susardık, ne oldu o güzel alışkanlığımıza? Hakikaten artık insanlar arasında konuşmak en alt ve en değersiz iletişim türü. Artık iki insanın “Bana mesaj atsana” demeden anlaşması mümkün değil. “Söylemek” hem etkisiz, hem demode. “Mesaj atar mısın?”

Şovun bence Seinfeld için yeni sayılabilecek yanı yaş esprileri. Seinfeld 65 yaşında. Bu yaşta başınıza gelebilecek en iyi şeyin “hayır” demek olduğunu söylüyor:

“-Yemek nasıl? -Berbat. Ayrıca senden hiç hoşlanmadım.”

Hakikaten insanın belli bir yaştan sonra kibarlıkla kaybedecek vakti olmuyor. Ben de Seinfeld’in söylediği gibi 75’inde bu dürüstlüğünü “yanıt dahi vermeme” seviyesine çıkaracağına inanıyorum. Kendime de aynısını diliyorum.

Ayrıca evlilik, baba olmak ve çocuk yetiştirmekle ilgili hislerim de Seinfeld’inkilerle o kadar aynı ki. Gerçekten de şimdiki çocukların aşırı uzun ve detaylı bir yatma seremonisi var. Banyoda keyif, ardından kurulama, kremleme, giydirme fasılları. Sekiz ayrı kitap okunduktan sonra ışıklar şarkılarla, törenle kapanıyor. Bizim zamanımızda yatılacağı zaman sadece yatılıyordu. Işıklar kapanıyordu. Karanlık. Hadi iyi geceler. Bu konularda Seinfeld’e nasıl katılmayayım?

Seinfeld’in alametifarikası, milyonlarca doları olan bir sürü insan gibi, bir sürü sanatçı gibi hayattan ve insanlardan kopmuş olmaması. İnsanları tanımayı, onların saçma ve sefil hallerini isabetli saptamalarla bizi en zayıf yerimizden, sıradan insan halimizden vurabilmesi.

Mizahın şartlarından birinin olan bitene karşı dozunda bir öfke olduğuna inananlardanım. Jerry Seinfeld bu ilişkiyi sanata çeviren nadide bir isim.