Konser kredisi geliyor!

Biliyorum müziksever “ben bu yazı nasıl çıkaracağım” diye kara kara düşünüyor. Bu yıl etkinlik sayısı geçen seneye oranla neredeyse iki katı. Üstelik hepsi de ayrı ayrı gidilip görülesi şeyler. Ama çaresi var...

Blur, Foals, Snoop Dogg, Nas, Iron Maiden, Depeche Mode, Roger Waters: The Wall,
The XX, Bloc Party, Alicia Keys, John Legend, Sigur Ros, Tiesto, Rihanna, Kesha, The National, Prodigy, Basement Jaxx, Kings Of Convenience, 30 Seconds To Mars, Placebo, Zaz, Pet Shop Boys, Pitbull, Michael Schenker Group hatta Wishbone Ash. Hepsi bu yaz Türkiye’de. Daha Rock’n Coke açıklanmadı, onu aklınızın bir yerinde tutun. Klasik müzik konserlerine, son dakikada belli olan ufak tefek etkinliklere, “One Love” ve “Soundgarden” gibi festivallere gelecek irili ufaklı gruplara, yaz boyu açık olacak Babylon’daki performanslara, yerli sanatçıların konserlerine girmedim daha. Caza bile tam değinmedim.
Bir müziksever bu konserlere gitmek için ne kadar harcamak zorunda? Geçen yaz bu etkinliklerin yarısı kadar etkinlik vardı ve çıkardığım en insaflı tutar bilet ve yol dahil, yemek hariç
1150 liraydı. Bu yıl belli başlı etkinliklere en ucuzundan bilet alıp toplu taşımayla giden ve sandviçle karnını doyurup adam başı iki bira içen (onu da bulabilirse tabii bu gidişatta) biri 1500-2000 lirayı gözden çıkarmak zorunda. Ha deyince bulunmaz ki 2000 lira.

Konser kredisi
Belli başlı kaynaklar var tabii. Mesela anne-baba eş-dost tırtıklamak. Planınız buysa erkenden başlamak lazım büyük para çünkü. Arada bayram falan olunca el öpüp harçlık toplanabilir ama yeterli değil. McDonald’s’da falan çalışılabilir ama oralarda da adamı köle ederler. Araba yıkama, simitçilik, garsonluk, kitapçıda tezgahtarlık, korsan taksicilik, barmenlik, İdaa’ya abanma, halıcıda gelgelcilik (ben bunu yapmıştım 19 yaşında) hepsi olabilir. Eskiden İKSV’ye rehber olarak girme modası vardı bedava konser izlemek için ama artık o da kesmez, talep çok. Neyse ki daha başka çözümler üzerinde çalışanlar da var. Üstelik bahsettiğim insanlar her taşın altından çıkan İngiliz bilim adamları falan değil, bu konserlerin neredeyse yarısını düzenleyen, yani bu “belayı” başımıza açan kişiler. Geçenlerde Pozitif’ten Murat Abbas’la konuştum. Gençlere uygun şartlarda bir tür konser kredisi imkanı hazırlamak için Garanti’yle görüşüyorlarmış.
Şartını şurtunu faiz oranını bilmiyorum ama bir kere alıp ayda 100 lira, 150 lira taksitle ödenebilen bir konser kredisi müzikseveri rahatlatır, ele güne muhtaç olmaktan kurtarır, davetiye ekonomisini kontrol altına alır, bu sayede belki karaborsacıları bile hafiften durdurur. İyi fikir gibi geldi bana.

PAZAR ALBÜMÜ

“Bankrupt!” / Phoenix

İçinde “Drakkar Noir” diye şarkı olan bir albümün 80’lerle bir alıp veremediği olduğunu hemen anlarsınız. Yani en azından 82’de çıkan Drakkar Noir’ı hatırlayacak yaştaysanız (hiç kullanmadım, fazla ağır). Phoenix’in bir albüm hariç (“Alphabetical”) her zaman 80’lere ilgisi olmuştur. Bu ilgi 2009’daki “Wolfgang Amadeus Phoenix”le “Evet beyler artık büyük coşuyoruz” moduna geçti, kulüplerden çıktı arenalara aktı.
“Bankrupt!” ile Phoenix Fransızlara özgü “stil sahibi melankolik art rock” kafasına geri dönmüş. Araya Uzakdoğu melodileri katması olaya iyice “Lost in Translation” tadı veriyor. Bu defa albüme Wolfgang Amadeus Phoenix gibi kitsch bir isim koymak yerine kitsch’liği şarkı isimlerine yedirmişler sanki. (“Drakkar Noir”, “S.O.S. in Bel Air”)
“Entertainment”la başlayıp ilk üç şarkıyı dinlediğinizde bunun önceki albüm gibi olduğunu düşünebilirsiniz. Devam edin, “Trying To Be Cool”u dinleyin, “Bankrupt!”a geçin, “Drakkar Noir”ın köşesinden “Don’t”un önünden dolanın “Bourgois”ya gelin. Geri dönüp baktığınızda farklı olduğunu göreceksiniz. The Strokes’un yeni albümü sizi de hayalkırıklığına uğrattıysa, kırılan kalbinizi Phoenix’le tedavi edebilirsiniz.

Primavera Sound’da bir Türk grubu

Yanılmıyorsam Indie müziğin Avrupa’daki en önemli festivali diyebileceğim “Primavera Sound”da ilk kez bir Türk grubu yer alıyor bu yıl (22-26 Mayıs, Barselona). Lale Kardeş (davul), Deniz Ağan (gitar) ve Tarkan Mertoğlu (bas) yani The Ringo Jets, şu ana kadar dinlediğim en iyi Türk garaj grubu. “Limited Lunchpack” ve “Darmstadt Tapes” adlı iki EP albümleri var. İlk ‘uzun metraj’ albümleri de şu günlerde çıkacak. Garaj, blues, punk, rock seviyorsanız hemen www.theringojets.com adresine girin, ihya olun. Şahaneler.

İTİRAF EDİYORUM

* Tek bir “Özlem Tekin rock’çı oldu, metalci oldu, popçu oldu, inzivaya çekildi, inzivadan çıktı, rasta oldu, pardon olmamış” haberine daha gücümüz kalmadı. Kafamız karışıyor, pes ettik. Yeter ki Özlem Tekin huzuru bulsun.
* Serdar Ortaç’ın Türk gencine “Neden yerli sanatçılarımız dururken Justin Bieber dinliyorsunuz, bu yabancı hayranlığını anlamıyorum” diye atar yapması, bir münasebetsizin “Kardeşim milyonlarca Türk kızı varken neden İrlandalı sevgilin var” demesi kadar abes. Bazı şeylerde yerli yabancı ayrımı olmaz. Bırakın kim ne istiyorsa dinlesin, kıskanmayın kompleks yapmayın.
* Lucca - Huqqa muhabbeti fena baydı. Al birini vur ötekine...
* Türkiye’den girilmesi engelli Rolling Stone’un web istesi www.rollingstone.com’un yeniden ulaşılır olmasına pek sevindim. Girin tepe tepe faydalanın şahane site.