Masa üstünden notlar

CD kuleleri giderek yükseliyor. Bilgisayarı koyup açmak için davrandığımda önce hangi kule devriliyorsa oradan başlıyorum yazmaya. Biriken albümlerden notlar şöyle...

“Ful” - Bedük

Bedük’ün yeni albümü “Ful”de 18 şarkı var. Bunlardan 15’i eski şarkılarının remiksleri, üç tane de yeni şarkı var. Bardağın dolu tarafı şu, kuru kuruya
üç şarkılık bir mini albüm çıkaracağına yanına 15 tane de remiks koymuş. Emek harcamış. Bardağın boş tarafı; bu “yeni” albümde 15 “eski” şarkı var. Onun dışında ne var ne yok derseniz müzikte pek bir yenilik yok. İlk şarkı “Ful Animasyon” Türkçe. Diğer iki yeni şarkı İngilizce. Dünyada bu kulvarda yapılagelen albümlerden farklı değil. Sadece Harris’in yeni albümlerinde daha fazla yeni şarkı oluyor.
Bedük her fırsatta kendini öve öve bitiremiyor ama benim gördüğüm kadarıyla kendini tekrar etmeye başlamış. Cephanesi tükenmiş gibi duruyor.
Bu albümü ve Bedük’ü beğenenlere Aslı Köse ve Doruk Öztürkcan’dan oluşan Bon Mod’u da öneriririm. Beğeneceksiniz.

“Hayde” - Fatih Ürek

Fatih Ürek’in “Hayde” isimli albümü 5 TL’ye satılıyor. “Hayde” yalın ve doğrudan bir albüm. Yorumlaması kolay. İçinde “Hayde” ve “Hayde Remix” isimli parçalar var. Yani teknik olarak bir (rakamla 1) şarkı var (Kazım Koyuncu ve son olarak Cem Yılmaz’ın meşhur ettiği türkünün “disko ve trance” versiyonları).
Bu albümü Ürek’in “Hadi Hadi” ile başlayan üçlemesinin ikinci ayağı olarak yorumluyorum. “Hayde”nin ardından da muhtemelen “Haydaaa” gelecek.
Albüm kapağında pırıl pırıl bir Fatih Ürek var. Elindeki rakı kadehinin içinde de çilekli süt renginde bir sıvı bulunuyor. Albüm kapağını okuyunca işin aslı anlaşıldı. Mehmet Turgut fotoşopta gözaltı torbalarını alıp ten yapayım derken ayarı kaçırınca rakı da çilekli süt olmuş.

“Yarı Farkında” - Ece Gürsel

Sanırım şöyle oluyor. İşiniz ne olursa olsun bir noktada albüm çıkarmanız gereken bir an geliyor. İçinizdeki yaratıcılığı artık zaptedemiyor, hazinelerinizi insanlıkla paylaşmak istiyorsunuz. Uykularınız kaçıyor, soğuk soğuk terlemeye başlıyor, “Yaratmalıyım” diyorsunuz, “İnsanlığın bana ihtiyacı var...”
Bu bir doğum sancısı ve o an geldiğinde zincirlerinizden boşanıp içinizdeki güvercini özgür bırakıyorsunuz. O gökyüzüne kanat çırparken yüreğinizi koyduğunuz bir albüm de ortaya çıkmış, müzik marketlere dağılmış oluyor.
Ece Gürsel için de böyle olmuştur diye düşünüyorum. İçinde “boğul derinimde” gibi anlamlı sözler bulunan bir yapıt böyle değilse eğer, başka nasıl ortaya çıkabilir?

“Kaybedenler Kulübü” başlıyor sayın dinleyen!

Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı hatırlarsanız yaptığımız röportajda “Bir daha ‘Kaybedenler Kulübü’ zor, belki başka program olur” demişlerdi.
Sonra da ısrarlara dayanamayıp bir kereye mahsus Dinamo 103.8’de bir pazar sabahı programı yaptılar. Bu program o kadar büyük ilgi gördü, o kadar fazla kişiye ulaştı ki hesaplar değişti. Bu noktada ısrarlar, teklifler yağmaya başladı.
Sonunda ikili “Kaybedenler Kulübü”nü tekrar yapmaya karar verdi. Mete Avunduk’u aradım. “bineviradyo.com adresinde 31 Mayıs Salı günü başlıyoruz” dedi. Program her salı saat 23.00’te,
her pazar sabahı 10.00’da başlayacak. Bundan sonra salı gece ve pazar sabahları işinizi
gücünüzü ona göre ayarlayın sayın dinleyen...

Gwyneth’ın sesi ne güzelmiş...

Unutmuşuz. Onu 2000 yılında Huey Lewis ile birlikte “Duets” isimli filmde izlemiştik. Paltrow filmde profesyonel bir karaoke şarkıcısının (Huey Lewis) kızı olarak Amerikan kırsalında şehir şehir dolaşıp karaoke yapıyordu.
2010 yapımı “Country Strong” isimli filmde de Amy Winehouse’vari, dramadan, bağımlılıklarından bir türlü kurtulamayan country yıldızı rolünde turnede.
Filmin soundtrack albümünü dinlerken insan ekose gömlekli, kovboy şapkalı, çizmeli adamları ve kadınları görür gibi oluyor.
Ben Gwyneth Paltrow’u çok başarılı buldum. Albümde filmdeki oyunculardan “Gossip Girl” ile tanınan Leighton Meester da şarkı söylüyor. Daha önceden “Somebody To Love” isimli bir single çıkaran Meester, Universal ile anlaşmıştı.
O da işinin hakkını verenlerden. Yemin ediyorum bu iki ismin ses rengi masa üstümde duran bir sürü pop albümünde yer alan şarkıcılardan daha iyi.
Denk gelirseniz dinleyiniz.

İTİRAF EDİYORUM

* Tatilde gölgede dinlenirken ajitasyon, kavitasyon, jenerasyon, formasyon, dekorasyon, epilasyon diye bir şarkı yapsam acaba yaratıcı görünür müyüm diye düşündüm.
* “Sinan Akçıl’ın şarkılarını beğenmiyorum. Bekliyorum, ölüyorum, bitiyorum gibi basit cümleler kullanarak yapılan şarkılar, şarkı değil” diyen Tuğba Özay’la aynı fikirde olmaktan endişeliyim.
* Samanyolu TV’deki “Beşinci Boyut”un oyuncularından tek mimikli adamın hayranıyım. Hangi role çıkarsa çıksın fark etmiyor. Tek mimikli hep aynı. Bir noktada ortaya çıkıp ağzını bir yana doğru hafifçe gülümsetip beliren gamzesiyle “Sıkma canını, hallederiz o işi...” tadında karşısındakinin omzuna bir iki kez pat pat vurarak repliğini söylüyor tek mimikli adam.

YAZ ALBÜMÜ

“Mabel Matiz” - Mabel Matiz


Birileri bana bir şeyi abartılı cümlelerle övmeye başladığında ortamdan tüyüyorum ve bende o şeye karşı kolay geçmeyen bir antipati oluşuyor. Yine de Mabel Matiz’in aynı adlı ilk albümünü başarılı buldum. Adını Buket Uzuner’in “Kumral Ada Mavi Tuna” romanındaki bir karaktere borçluymuş. Mabel yani. Matiz de esrik, sarhoş anlamında. Sözler üzerine çalışıldığı belli. Anlattığı hikayeleri ilginç kılabiliyor. Müziğini tanımlamak ise zor. Bazen Balkan rüzgarları esiyor, bazen Ege, bazen akustik gitar, bazen piyano, bazen bir kontrbas sesi duyuluyor. İnişli çıkışlı, kimi zaman vibratolu (korkmayın Candan Erçetin gibi değil), bazen de nağmeli vokaller şarkılarda hep ön planda. Dikkate değer...

YAZLIK ALBÜMÜ

“The Sound of Sunshine” - Michael Franti&Spearhead

Eskiden hayatımızda yazlık kavramı olurdu. Yazlıktaki arkadaşlar, aşklar, muhabbetler. İçinde bütün gün işi olmadan amaçsızca dolaşan bir sürü ergenin olduğu tatil siteleri yaratırsanız insanlar da birbirine âşık olur tabii. Ortamda elbette bir sürü şarkı çalar, mevsim bitip şehre döndükten sonra bunlar özlenir, hatıralar onlarla yeniden canlanırdı. Bu albüm öyle bir yazın fon müziği olabilecek türden bir şey.
Michael Franti reggae ve dub’ı funk ve hip hop’la çok güzel bir şekilde harmanlıyor falan diye çok detayına girecek değilim. Tam yaz albümü.

MERAKLISINA ALBÜMÜ

“Love Sick” - Cumhur Avcil

Çilekeş’in davulcusu Cumhur Avcil’in solo albümü “Love Sick” teknik olarak bir progresif rock albümü olmalı. Birbirinin içine geçip kemikleşmiş davul ve bas yürüyüşleri, dolambaçlı riff’ler, dur-kalklar, klavyelerle (bazen çello) desteklenen melodik bölümler ve davul atakları peş peşe geliyor. Sanatsal açıdan iyi işlenmiş, derinlik sahibi, açılan her kapının ardından başka yeni kapılar aça aça bir meçhule doğru gideceğiniz maceralı bir albüm. Mutlaka dinleyin.